
Oysa mektup öyle mi? Bazen bir duygu seli, bazen bilimsel bir çalışmanın anahtarı, bazen bir romanın başlangıcı, bazen tarihe ışık tutan bir belge.
Kendine has esnek bir tür. Hem gerçek hem kurgusal. Yaşadıklarını anlatırsın, kendini, çevreni, hayallerini... Geçmiş, an ve geleceğin buluştuğu yerdir mektuplar.
Mektubun gelişim seyri
Mektup, yazının tarihi kadar eski. Firavunlar Amenofis III ve Amenofis IV’ün (MÖ 1408-1354) Babil ve diğer uygarlıkların prensleri ile yaptığı yazışmalar, „Teli el-Amarna Mektupları“ adıyla biraraya getirilmiştir. Bu mektuplar, o dönemin siyasal koşulları üzerine bilgi edinmemizi sağlar.
Batı edebiyatında mektup türünün ilk örneklerine, Yunan’da rastlanır. Latin edebiyatında bir tür olarak gelişir. Bu alanda yazanların başında Çiçero (MÖ 106-43) gelir.
17. yüzyıldan sonra edebiyat türü olarak gelişen mektup, 19. yüzyılda büyük bir önem kazanır. Bunda okur yazar oranın artmasının, posta hizmetlerinin düzenli hale gelmesinin büyük rolü olmuştur.
Mektup türü, Fransız edebiyatında büyük gelişme göstermiştir. Skolastik tanrıbilimci Pierre Abelard’ın (1079-1142), Heloise (1101-1164) ile Latince yazışmaları (Abelard ile Heloise’in Yazışmaları), günümüze varmıştır.
Dante’nin Mektupları, İlahi Komedya temellerini gözümüzün önüne serer. Erasmus’un Latin Mektupları, Reform tarihi bakımından çok değerlidir ve Rönesans konusunda apaçık bilgiler verir. Descartes’ın Mektupları, çağının felsefesinde oynadığı rolü gözler önüne serer. 18. yüzyılda Voltaire’in Mektupları, o zamana kadar yapılmış en kapsamlı yazışmadır. Aynı dönemde Diderot, J.J. Rousseau, Montosquieu edebiyat ve sanat olayları konusunda aydınlatıcı mektuplar yazar.
19. yüzyılda Geothe, Schiller, Keats, Balzac gibi ozan ve yazarların yazışmalarındaki lirik hava, iç dökmeleri, günlük yaşam ayrıntılarını, çalışmaları, aşkları dile getirir. Flaubert’in 1887-1893’te yayımlanan dört ciltlik Yazışmalar’ı, romanları kadar önemli görülür.
Baudelaire, Merimee, George Sand, Chateaubriand, Benjamin Constant, Victor Hugo gibi yazarlar; Delacroix, Van Gogh, Cezaime gibi ressamlar, Wagner, Schumann, Listz gibi müzikçiler; Renan ve Taine gibi felsefeciler dikkate değer mektuplar yazarlar. Joyce, Hermann Broch, Robert Musil gibi ülkelerinden uzakta kalan yazarların bütün sırları, mektuplarındadır.
Yazar William Faulkner’ın (1897-1962) mektuplarında, eserlerine kaynaklık eden estetik, felsefi, sosyal ve siyasi yaklaşımları hakkında fikir edinmek mümkün. Şair Rainer Maria Rilke, Genç Bir Ozana Mektuplar‘da sanat görüşlerini açıklar. Franz Kafka, Milena’ya Mektuplar’ da yaşadıklarını ve hayallerini anlatır. Halil Cibran ile May Ziyade’nin mektupları da anılmaya değer.
Roman ve mektup bağı
18. asırda roman sanatında, tamamen mektuplardan oluşan anlatılar önem kazanır. Bu tür romanlarda (epistolary roman), olay örgüsü karşılıklı mektuplaşmalar yoluyla kurgulanır. Bunların en meşhuru Richardson’ın Pamela (1740) isimli romanıdır. Böylece mektup, anlatısal bir araç olmaktan çıkıp bir alt-roman türü oluşmasına zemin hazırlar. Mektup, romanlarda da anlatısal bir araç olarak kullanılır. Örneğin birçok romanda karakterler arasındaki iletişim, olayların örgüsünün çözümü mektuplarla sağlanır. Özellikle 18 ve 19. yüzyıl romanlarda hemen her anlatıda mektuplara rastlanır, çünkü gerçek yaşamın da vazgeçilmezidir mektup.
Ama umut hala var. Mektup türü giderek teknolojiye yenik düşüyorken, Türkiye cezaevlerinde bulunan siyasi tutsakların kaleminde yeniden canlanıyor. Bir zorunluluğun elinde canlansalar da, bir döneme, o dönemi yaşayanların duygu ve düşüncelerine, mücadelenin bir alanına ışık tutacak önemdeler. Gelecek için birer belge olmanın da ötesinde edebi, felsefi, tarihsel olarak da değer taşıyorlar. Romanlara kaynaklık edecek büyük bir güç var onlarda. Her söze, insanın saf özü kaynaklık ediyor. Yalın; anı olduğu kadar bir başka dünyanın hayalini anlatıyorlar. Kayıtsız bir çağa karşı umut çağlayanı gibi. Bir halkın özgürlük mücadelesinin destanı, belki de bu mektuplarda saklıdır. Zira duvarların ardına konulanlar, bu serüvenin birçok aşamasından geçmiş, çok şey görmüş, yaşamış insanlardır. Dolayısıyla bu mektupların her kelimesi, o hakikatten, serüvenden süzülmüş soluklardır.
DENİZ BİLGİN