Beklenmedik bir adım değil.
Bu ve benzeri projelerin tarihi onyıllar öncesine dayanıyor.
Belki de Türkiye’nin Türk devleti için selahiyet verdiği ilk güçler “Kuvayi Milliye” tarafından örgütlendirildi.
“Kürt Kuvayi Milliye’ciler” şeyh Said İsyanı’nda, Kürt isyancılarının kafalarını kesip, Türk ordusuna teslim ederek, “kelle başına” mükafaat almışlardı.
Daha sonra, aynı şeyler Dersim isyanında oldu.
Meço ve Diyap ağaların kaderileri biliniyor.
Mustafa Kemal’in, eteğini öperek Türkiye safına çektiği birçok şeyh ve ağa vardı.
Daha sonra, yani işgal “başarıya ulaştıktan” sonra, Türkiye’deki siyasi partiler, kapılarını özellikle de isyana katılan ailelerin oğullarına açtılar.
Böylece, uzun nefesli bir “Siyasi devşirme” başlatıldı.
Türkiye’nin derin projesinde, Kürdistan için direnen güçleri “Kürdistan’dan koparıp almak” vardı ve bu muhtevada hiç değişmedi.
Modern zamanlarda bu proje biçim değiştirerek devam etti.
Son örneklerinden en “trajik olan”larından biri “Köy Koruculuğu”dur.
Gerilla başkaldırısından hemen sonra Türkiye, “Ayaklanmaya karşı tedbirler” çerçevesinde, şubat 1985’de “Geçici Köy Korucuları” yasasıyla birlikte, ilk “kadrolu Kürt”ler için yasa yapmış oldu.
Yani Kürt toplumunu onyıllarca “bölecek” yeni bir proje başlatılmış oldu.
Sanki Türkiye Kürtler’in “Kirli Kimlik” olarak betimlediği, “Köy Korucusu” olmayı, Kürt çocuklarının kaderini etkileyecek biçimde devreye soktu.
Bekliyorlardı ki, Kürtler onyıllar boyu diğer Kürtler’e, “Korucu’nun karısı, oğlu, kızı” desinler.
Ve bu “sosyal hastalık” kangrene dönüşsün…
Türkiye’nin uzun bir dönemden beri ve özellikle de “AKP Devleti” eliyle bu programı derinleştirdi.
Böylece Türkiye, yapısal olarak topluma kök salan, Kürdistan’daki Ulusal ve Sosyalist Mücadele’ye karşı daha derin ve kalıcı tedbirler almak zorunda kaldı.
Önce uzun dönemden beri İsveç’te eğitim gören ve Kürt kültürü ve sanatı alanında yetişen kadrolar Türkiye’ye “transfer” edilerek, TRT‘ye bağlandılar.
TRT devletin derilerdeki sarsılmaz kurumu.
Ancak Ahmet Tigris, J. Espar ve daha birçok Kürt aydını, Erdoğan’a ve AKP’ye biat etmedi.
Ya da TL’ye rest çektiler.
Daha da barizi, kendilerini satmadılar.
Daha sonra, eski İçişleri Bakanı Atalay, Avrupa’daki Kürt Aydınlarını, “Ana Vatan’a” takviye etmek için derin ve gizli bir çalışma yürüttü; sonucunda, AKP Melodisi’ne adapte “raksa kalkan” Kemal Burkay “geri döndü”… Ve bu oyun hala devam edecek.
Ancak Kürt Melle’lerini, daha başka bir “derin devlet” örgütü olan “Diyanet İşleri”ne dahil etmek, daha da rafine bir müdahaledir.
Çünkü Kürt Feqî’ler ve Melle’leri, Kürdistan’daki ulusal “intelligensia”nın uç güçleriydi.
Bunu zamanında keşfeden “Ecevit Devleti”, 1978 yılında özellikle Norşin, Bitlis ve Muş merkezli bir Feqî ve Melle’leri “tutuklama operasyonu” başlattı. İşkence göremeyen Feqî ve Melle yok gibiydi.
şimdilerde Türkiye Kürdistan’daki temel güçlerden birini koparıp almak için harekete geçti.
Melle’ler o kadar “kolay yenilir lokma” olmayacaklar.
Kökleri, bilinçleri ve varlıkları derinde.
Mustafa Kemal’den bu yana hep “Gizli Kürt Örgütü” olarak kalan “Medreseler”in sahiplerini koparıp almak “rafine ve hile dolu” olabilir.
Ancak, kendisini ruhen satacak “Melle’ler”in olabileceğini hiç düşünmek istemedim. Türkiye çuvallar, ama Melle’ler asla çuvullamaz.