Davutoğlu yalan konusunda ustası kadar yetenekli değil. Ağzından çıksa da yüzü gözü sergiliyor her yalanını. Tekrar başbakan olamayacağına göre, bu makamda kalarak pratiğini geliştirebilme olanağı da yok. Bu nedenle onu hep duygudan yoksun konuşmaları; bu konuşmalarda gerekli gereksiz ses farklılaşmalarını; yüzünde hep takılı kalan o ağlar gibi gülümser görüntüsüyle, grinin elli tonunun en açık olanıyla hatırlayacağız. Tabi ki seçimden birkaç ay sonra hatırlayabilirsek onu. Türkiye halklarının nezdinde M.Metiner kadar bile önemi yok. Hiç olmasa bu halk günde beş vakit küfrederek Metiner’i anılarda diri tutuyor. Oysa Davutoğlu, küfrü bile hak etmeyecek kadar etkiden yoksun, silik bir başkanlık kalem müdürü.
"Mademki olmadı... Hükümet kuramadık. Biz sizden aldığımız emaneti size geri getiriyoruz derken bu emaneti alan milletvekillerinin oylarıyla gidelim. Cumhurbaşkanımızın kararıyla değil. Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli'ye çağrıda bulunuyorum... En kısa zamanda, nerede isterseniz, ne kadar süre ile isterseniz, bir araya gelmeye hazırım... İsterlerse CHP ve MHP ile seçim hükümeti kurabiliriz, böylece HDP'nin seçim hükümetinde yer almasına gerek kalmaz" diyor stratejik derinlikte boğularak değerli yalnızlığına gömülmüş adam. Belki de dalga geçtiğini sanıyordur. Bu zamana kadar hileli bir tarzla koalisyonu engelleyen adam, şimdi "olmazı" yineleyerek "biz istedik ama onlar yanaşmadılar" görüntüsü vermek istiyor belli ki.
CHP’nin büyük hevesine rağmen Davutoğlu’nun kendilerine koalisyon önerisi getirmemiş olması, politikadaki düzeysizliğin nasıl Tayyip ölçülerine ulaşarak dibe vurduğunun da tipik göstergesidir. Bu ülkede halkların yönetilmesinde ne yasa ne adalet artık bir kıymete sahip değildir. Göbbels yeteneğiyle gerçekleştirilen yalanda ustalıktan desteklenen algı yönetimi bu ülkede yönetme yöntemlerinin hepsinin önüne geçerek teklenmiştir. Adam kalkıyor ve "ben ülkenin yönetim biçimini fiilen değiştirdim" diyor, muhalefet sadece dinliyor. Adam bir Sultan tafrasıyla "fiili olarak gerçekleştirdiğim darbeyi yasal hale dönüştürün" diyor, muhalefetten tık yok. Göz göre göre halklara kan zulüm ve acıdan başka bir şey getirmeyeceği bilinen bir savaşın içerisine giriliyor, muhalefet tatilde.
Açıkçası bu gidişin temel ortaklarından birisinin de CHP olduğunu söylememek bu felaket gidişine ortak olmak demektir. Türkiye’nin bir koalisyona gereksinimi varken, bu amaçla yapıldığı sanılan görüşmelerin nihayetinde, bu görüşmeleri sürdüren CHP Genel Başkan kalkıp da "bize bu görüşmelerde koalisyon önerilmedi" diyerek iktidarı suçlamakla yetiniyorsa, ülke yönetimi çığırından çıkmış demektir. Sormazlar mı insana, mademki koalisyon önerilmedi, bunca zaman alan sohbetlerde (antika sehpalar üzerine olan bölümler hariç) ne konuştunuz? Neden halklar zamanında uyarılmadı? Neden bu sohbetin ana gündeme çekilmesi ve AKP hilesinin deşifre edilmesi anlamında girişimlerde bulunup, kamuoyu ile paylaşılmadı?
Derdim bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir. Eğer bir ülkede bir cumhur başkanı, "ben fiilen yönetim biçimini değiştirdim, şimdi siz bunu hukuka uydurun!" diyebiliyorsa; ve bu ülkede toplum bütünüyle ayağa kalkarak "dur!" diyemiyorsa, burada toplumun da muhalefetin de içinde rol aldığı bir sorun yok mudur?
Benim yanıtlarım belli. Uzun zamandır söyledim, yazdım. Cinnet toplumunda korku hali psikolojisi yaşamakta olan bir iktidar, her türden felaket senaryolarını üretebilecek bir güçtür. Ve onun deli cesaretinden kaynaklanan tahriklerine aynı cesaretle karşı koymadan bu gücü alt etmek mümkün değildir.