Dünyada muhtemelen Türk faşist rejimi kadar tehdit savuran, intikam çağrısı yapan, hakaret eden, saldıran ve de katleden bir rejim yoktur. Özelde de son bir buçuk yıldır Türk faşist rejimi insan katletmekten sınır tanımadığı gibi İspanyol Boğası gibi nerede bir Kürt rengi, kazanımı, gelişimi varsa oraya istisnasız saldırmıştır. Saldırma hususunda sıkıntı yaşamış ise bir şekilde bir yolunu bulup, para ile başka çıkarlar sağlatma karşılığında oralara başkalarının eliyle saldırı düzenlemiştir. 

Evet, Türk faşist rejimi 24 Temmuz 2015 yılından bu yana aralıksız olarak Kürt değerlerine ve kazanımlarına saldırmaktadır. Şehirlerinin yıkmasını herkes görmüştür. Katledilen sivil insanlarının üstüne benzin dökerek yaktığın da herkes görmüştür. Taş üstüne taş baş üstüne baş kalmamasının fermanın kimin verdiğini de görmüştür. Katledilen gerilla kadınlarını çıplak ederek vücutlarıyla oynadıklarına da herkes şahitlik etmiştir. Mezarlıklarını uçaklarla tonluk bombalarla kimin yeksan edin talimatını verdiğini de dinlemiştir. Tanklarla hedef gözeterek, Nusaybin’i kimin yıkın ferman buyurduğunu da herkes izlemiştir. 

Dahası, bu halkın bin bir emekle çalışarak kazandığı belediyelere tek tek kayyum diye isimlendirdikleri faşist ve hırsızlara peşkeş çekildiğini her gün görmektedir. Kendi oylarıyla kendi iradeleriyle seçtikleri belediye başkanları ve vekilleri faşist bir rejimin nasıl el koyarak zindanlara attığını da görmektedir. Ekonomik değerleri başta olmak üzere, onca çabayla oluşturduğu başta kadın kurumlarını tasfiye etmek için nasıl canhıraş bir şekilde saldırıya hedef olduğunu da görmektedir. 

Özcesi, faşist Türk rejimi Kürt renklerine ve değerlerine inanılmaz bir düşmanlıkla saldırmaktadır. Ve bunları sadece dile getirildiği gibi sözle yapmamaktadır. Bilakis uçaklara tonluk bombalar yükleyerek Kürdistan coğrafyasını değiştirmektedir. Rojava’da Fırtına Top dediği toplarla neredeyse her gün bir yerde bir Kürt’ü katletmektedir. İnsansız savaş uçaklarına bağladığı bombalarla her gün bomba yağdırmaktadır. 

Başka bir söylemle, Kürtlere her gün ölüm yağdırmaktadır. Bir yazarın deyimiyle, ölümler olmadığında hasta düşen faşist Türk rejiminin başındaki zatın gözleri çukura gömülmektedir. Ancak ne zaman ki en kalleş yöntemlerle Kürt ölümü gerçekleşti, yeniden bu faşist zat, aynen romanlarda yazılan Transilvanya’daki Drakula gibi karanlık mekanında çıkarak yeniden canlanmakta, kan içtikçe daha da saldırganlaşmaktadır. 

Bu saldırganlığa karşı yürütülecek birçok mücadele yöntemi vardır. Bir yolu Hz. İsa’ya yakıştırılan, bir yanağına vuruyorlarsa diğer yanağını göstererek karşındakinde merhamet uyandırma yöntemidir. Bir diğer yöntem ise Gandi yöntemidir. İngiliz sömürgecileri ne kadar vururlarsa vursunlar, ne kadar katlederlerse etsinler; karşılık vermeden, zamanla sömürgecilerin bu insanlık dışı eylemlerinden bizar olarak, direnişçileri tanıyacaklarına inanan yöntemdir. Yine diğer bir yöntem ise Sivil İtaatsizlik kavramını geliştiren Thoreau’nun geliştirdiği: “İnsan, toplumsal bir kurumun haksızlık ettiğini görür ve buna içten inanırsa, karşı koymalıdır” yöntemidir. 

Yukarıda dile getirilen yöntemlerin tümünü belki de daha fazlasını Kürtler faşist Türk rejimine karşı denemişlerdir. Hatta hiçbir karşılık istemeden, beklemeden iki kez silahlı güçlerini mücadele sahalarında çekmiş, bir iyi niyet gösterisi olarak barış gurupları göndermiş, siyasal mücadeleye yol açmak için 8-9 kez tek taraflı ateşkesler ilan etmiş, en son neredeyse kabul edilemeyecek şartlara rağmen, bu savaşın durması ve mutlaka bir şekilde bir yolunu bularak Kürt Sorunu’nu çözmek için Dolmabahçe Sarayı mutabakatının zemini yaratmıştır. Dahası; “anayasaya Kürtlerin haklarını garantiye alan bir ibarenin“ bile, legal demokratik siyasete sahaya açarak, köklü olarak sorunu çözmeye dönük iyi niyet belirtisi gibi, alttan alan ne kadar böyle esnek politik yaklaşım varsa, hepsi yapılmıştır. Yapılmayan ve denenmeyen tek bir yöntem kalmamıştır. 

Ancak buna rağmen faşist Türk rejimi Kürt kanını akıtmaktan doymamaktadır. Bombaları susmamakta, esir almaları durmamaktadır. 

Böylesine faşist bir rejime karşı elbette herkes aynı düzeyde sabrı gösteremez. Ve bir yerden sonra da, bunca katletmelere dur diyenler bu coğrafyada her zaman çıktığı gibi yine çıkacaktır. 

Dahası Türk rejiminin başındaki faşistin kendi deyimiyle söyleyecek olursak: “MEN DAKKA DUKKA.” Ne ekersen onu biçersin misali, ne yaparsan aynısını sana da uygularlar. Kim ne yapıyorsa kendisine de aynı şey yapılır. 

Evet, boyun eğmeyecek olan Kürtler bundan sonra daha fazla MEN DAKKA DUKKA diyerek, Kürdistan’da “her yer leş dolu” demenin ne olduğunu göstereceklerdir. 

“Acımasız olacağız, isimleri bile anılmayacak, son fertlerini bitirene kadar devam edeceğiz” diyenler, artık emin olamayacaklardır, hatta bundan böyle emniyet ve güvenlik güçleri diye bildikleri güçlerin yanında durmanın ne kadar tehlikeli olduğunu da bizatihi yaşayarak göreceklerdir. 

Evet, MEN DAKKA DUKKA, bunun için polis ve askerlerden uzak durun.