Bölgesel devletler arasındaki bütün "çelişkiler" hareketlendi.
Bizim gözlerimiz Kobanê nedeniyle Ortadoğu'da iken, birden bire Akdeniz'de yeni gelişmeler ortaya çıkmaya başladı.
Birisi Balkanlar'da, diğeri Mağrip ve Ortadoğu'da "hegemonik" hesaplar yapan Mısır ile Yunanistan devlet başkanları, yanlarına Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devlet başkanını da alarak, "enerji konusunda" Türkiye'nin karşısında bir blok oluşturdular.
Kıbrıs nedeniyle yarım yüzyılı aşkın bir zamandır "NATO'nun düşman kardeşleri" olan Türk-Yunan çelişkisinde yeni bir "canlanma" söz konusu. Irak ve Suriye'de ÖSO'dan başlayarak, adım adım El Nusra ve sonra da DAİŞ kartına oynayan, Mısır'da ise sermayesini Müslüman Kardeşlere yatıran AKP Hükümeti kumarda kaybetti. Mısır'ın iç işlerine karışmanın bedeli, Avrupa'nın "şımartılmış evladı" Yunanistan devletiyle Sisi'nin ittifakı oldu...
Ve eğer Ukrayna-Kırım, Çeçenistan meselelerini hatırlar ve Rusya'yla da ilişkilerin bozulduğunu düşünürsek, Ermenistan-Azerbaycan kavgasında ise hem Rusya'nın, hem de İran'ın Türkiye'yi devre dışı bırakan etkisini de hesaba katarsak, Türkiye'nin tam bir kuşatma altına alındığını kolayca anlarız. Bu arada hatırlanması gereken bir nokta da İran'daki Azeri nüfusun, Azerbaycan'daki Azeri nüfustan çok daha fazla olduğu ve Şia mensubu Azeri mollaların İran devletinde hatırı sayılır bir nüfuza sahip olduğudur. İran etkisi bu nedenle Kafkasya'da Türk nüfuzunun en büyük rakibidir. Ve 2015 Ermeni Soykırımının 100. yılıdır. Çelişkiler daha da keskinleşecek.
Türkiye'nin "jeopolitik" haritası artık onun aleyhinedir. Geçmişte bu haritayı ABD'ye ve Batıya bir hayli pahalıya satan Türkiye, Sovyetlerin yıkılmasından ve Ortadoğu'da oynadığı kumarı kaybettikten sonra, artık "jeopolitik" yerini satmakta zorlanıyor. Jeopolitik haritası Türkiye'nin başına bela olmuştur.
Ama bir "çıkış yolu" vardır.                 
Davutoğlu'nun "IŞİD'ın yanı sıra PYD de, PKK de düşmanımızdır" dediğine bakılırsa, şu anda dört tarafı "düşmanla" çevrili olan Türkiye için tek bir çıkış yolu kalmıştır: Doğu, Güney, Güney Batı, bu arada Kuzey'le olan "iç sınırını" Kürdistan'ın dört parçasıyla ittifak kurarak güvence altına almak... Bu yolla bölgesel tecritten çıkmak...
Böyle bir ittifak Türkiye'yi Ortadoğu'nun tsunamisinden muazzam bir "Kürdistan seddi" ile korur. Ve o Kürdistan aslında tüm Ortadoğu devletleriyle ve tüm küresel güçlerle elindeki "petrol" silahı sayesinde güçlü ilişkiler kuracağı için, Türkiye Kürdistan'la ortak çıkarlar temelinde kuracağı ilişki sayesinde, "yıkılmaktan" kurtulabilir.
"Yıkılan" Türkiye'de ne "İslam devleti", ne "sosyalizm", ne de "Avrupa Birlikçi İkinci Cumhuriyet" ve ne de "demokratik cumhuriyet" kurulamayacağı için, bu birbirleriyle çelişkili güçlerin ortak noktası "yıkılmamış bir Türkiye için tüm parçalardaki Kürdistan güçleriyle stratejik ittifak" olabilir.
Bunu anlayanlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Dün Hükümetin yarı-resmi organı Star Gazetesi'nde Mensur Akgün'ün yazısı AKP cenahında da ayakların suya ermekte olduğunu mükemmel şekilde ortaya koymuştur. Bu yazıda Akgün, PKK ve PYD'yi terör örgütü olarak niteleyenlere ders vererek, şöyle diyor:
"En baştan itibaren bizim IŞİD tehdidini fırsata dönüştürmemiz, Kürtler ve hatta PKK ile dayanışma içinde olduğumuzu göstermemiz mümkündü. Daha önce de yazdığım gibi 'kader birliği' yaratmak böyle zamanlarda çok daha kolay, çok daha rahat mümkün olabilirdi.
Yine de hiçbir şey için geç sayılmaz. Uzun süreceği belli olan bu savaşta Türkiye Kürtlerin, özellikle de PYD’nin yanında yer aldığını ispatlayabilir.   
Ankara Kobanê’ye silah yardımı yapmayı da düşünmek zorundadır."  
İşte "Ortadoğu'da dengelerin değişmesinin ve Kürdistan'ın da bu değişen dengelerde yerine almasının Hükümet yanlısı gazeteye yansıyan en önemli sonuçlarından birisi bu yazıdır.
Mensur Akgün AKP'nin "stratejik derinliklerinden" su yüzüne çıkan çok önemli bir sestir.
 Yıkıcı bir krize doğru sürüklenen Türkiye için bu ses, biricik çıkış yolunu gösteriyor...