- Van Cezaevi'nden tutsak olan Rojavalı Yusuf Mustafa, Adnan Muhammed Eşhede ve Muhammed Ali Beşir sorularımızı yanıtladı. Sürecin cezaevlerine yansıması olmadığını kaydeden tutsaklar, hak ihlallerinin ve keyfi uygulamaların sürdüğünü söylüyor.
- 5 yıldır dosyası istinaf incelemesinde bekleyen Minbicli Adnan Muhammed Eşhede'nin, ailesiyle iletişimi yok, görüşçüsü yok. 66 yıl hapis cezasına çarptırılan Qamişlolu Muhammed Ali Beşir'in de dosyası istinafta, ailesinin nerede olduğundan haberi bile yok.
- Antalya Cezaevi'nde tutsak bulunan Cihat Oğraş, cezaevlerinde herhangi bir olumlu dönüşümün yaşanmadığını aktarıyor. Avukat Baran Sarı, sürecin cezaevlerine yansımadığını, baskı ve hak ihlallerinin devam ettiğini, hatta bazı kurumlar özelinde baskının arttığını vurguluyor.
MIHEME PORGEBOL
Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Türkiye veya Kuzey Kürdistan’dan olmayan tutsakların yoğun olduğu bir yer. Ancak beklediğimin aksine, Rojhilatlılardan ziyade Rojavalı tutsaklara ulaşabildim. Sorularımızı yanıtlayan Rojavalı tutsaklar Yusuf Mustafa, Adnan Muhammed Eşhede ve Muhammed Ali Beşir tecrit uygulamaları, aileleriyle iletişimsizlik, sağlık hakkına erişimde yaşanan sorunlar ve fahiş kantin fiyatlarından dem vuruyor. Türkiye ve Kürdistan’ın güncel siyasi ortamını da sorduğumuz tutsaklar, barış ve demokratik toplum sürecinde Kürtlerin haklarına ilişkin somut adımların atılması gerektiğini savunuyor.
Siyasi tutsaklar baskı altında
Yusuf Mustafa, 2022’den bu yana tutsak. Şu an iki kişilik bir hücrede kalıyor. Almanya’da yaşayan ailesiyle görüş yapamayan Mustafa, yalnızca haftada 10 dakikalık telefon görüş hakkını kullanarak iletişim kurabiliyor. Cezaevindeki ekonomik ihtiyaçlarını ise ailesinin, Türkiye’deki bir aracı üzerinden cezaevine yatırdığı parayla karşılıyor. Yusuf Mustafa’nın aktardıklarına göre spor ve sohbet gibi etkinliklere diğer tutsaklarla birlikte katılması engelleniyor. Tutsaklar bu etkinliklere hücre arkadaşlarıyla çıkarılırken diğer arkadaşlarıyla iletişim ve temasları tamamen kesiliyor. Üstelik son dönemlerde Van Cezaevi’nden başka cezaevlerine çok sayıda siyasi tutsak sürgün edilmiş ve bu cezaevindeki siyasi tutsak sayısı oldukça azalmış durumda. Siyasi tutsaklar farklı oda ve koridorlarda tutularak ağır bir tecrit ortamına hapsediliyor. Yusuf Mustafa ayrıca, Türkçe bilmedikleri için cezaevi yönetimi ve gardiyanlar tarafından hor görüldüklerini söylüyor.
Kürdistan’dan ayrılmak istemiyorum
Siyasi bir tutsak olarak içinden geçtiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin neler düşündüğünü sorduğumuz Yusuf Mustafa, süreçle ilgili bilgi ve haberlere ancak televizyonlardan aktarıldığı kadarıyla erişebildiklerini, dolayısıyla bütünlüklü bir değerlendirme yapabilmek için daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulduğunu belirtti. En çok da kendilerini ilgilendiren bir sürece dair bilgiye erişemediklerini vurgulayan Mustafa, ama bilip gördükleri kadarıyla ve çerçeve yasanın içeriği itibarıyla başta kazanımlara dair somut veriler olmak üzere hala çok eksik var. Mustafa’ya son olarak çıktığında nasıl bir toplumla karşılaşmayı beklediğini sorduk, şöyle dedi: “Değerlerine sahip çıkan ve kazanımlarını her gün geliştiren bir toplumla karşılaşmak istiyorum. Ailem Avrupa’da ben ise Kürdistan’dan ayrılmak istemiyorum. Örgütlü toplumumla birlikte üretip yaşamak istiyorum. Kürt siyasi hareketi bünyesinde mücadeleye devam etmek istiyorum.”
Yalnızca yoldaşları
Bir diğer isim Minbicli Adnan Muhammed Eşhede, dosyası istinaf incelemesinde bekliyor halde 5 yıldır tutuklu. Arap bir ailenin çocuğu olan Adnan Muhammed’in ailesiyle iletişimi yok, telefon görüşü yok, herhangi bir görüşçüsü yok, ekonomik ihtiyaçlarını karşılayacak kimsesi yok. Adnan Muhammed’le birlikte kalan yoldaşlarının desteği olmazsa ihtiyaçlarını gideremeyecek. Adnan Muhammed Eşhede’nin cezaeviyle ilgili dikkat çektiği sorunlar şöyle: "Hapishane yönetimi tarafından oda değişiklik talepleri keyfi bir şekilde reddediliyor. Hapishane yönetimi rızamız dışında odalarımızı değiştiriyor. Kantin ürünleri kalitesiz ve fahiş fiyatlı. Yemekler hijyenik değil, porsiyonlar az. Tatsız ve kalitesiz. Hastaneye sevkler ya hiç yapılmıyor ya da çok geç yapılıyor. Hastanede de yeterli ve gerekli tedavi yapılmıyor. İlaca erişimimiz ise çok kısıtlı."
Ailesinin haberi bile yok
Muhammed Ali Beşir de Rojava’nın Qamişlo kentinden. Toplamda 66 yıl hapis cezasıyla yargılanan Beşir’in de dosyası istinaf incelemesi aşamasında. Onun da ailesiyle iletişimi yok. Hatta ailesinin Beşir’in cezaevinde olduğuna dair bilgisi bile yok; dolayısıyla hiçbir görüş hakkı yok. İhtiyaçlarını beraber kaldığı arkadaşları karşılıyor. Ona göre de cezaevindeki sorunlar aynı. Van Cezaevi tecrit; hak ihlalleri; beslenme ve hijyen sorunları; politik, ideolojik ve psikolojik baskılar; sürgün ve izolasyonun katı şekilde uygulandığı bir cezaevi.
Tüm Ortadoğu kazanacak
Muhammed Ali Beşir, televizyondan takip ettikleri kadarıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis'ten geçen çerçeve yasasından memnun değil. Çünkü yasanın Kürt halkı açısından somut kazanımlarını yetersiz görüyor; yasada eksikler var. Dışarıdaki siyasilerin süreci eksik anlattıklarını ve topluma doğru kavratamadıklarını vurgulayan Muhammed Ali Beşir, “Başta sayın Öcalan olmak üzere tüm mahpusların amasız fakatsız özgür olması gerekiyor. Ayrıca Türkiye’deki tüm kesimlerle barışılması halinde süreç başarıya ulaşır. Süreç ilerledikçe kazanımların da somutlaşacağını ve böylece tüm Ortadoğu’nun kazanacağını düşünüyorum” diyor.
***
Pozitif bir değişiklik söz konusu değil
Kuyu Tipi olarak da adlandırılan Y ve S tipi cezaevlerinin daha çok siyasi intikam, katı izolasyon, iletişimsizlik ve psikolojik işkence mekanları olarak tasarlandığını söylemek zor değil. Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutsak bulunan Cihat Oğraş’a ilk olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın emek ve kararlılığıyla işleyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin cezaevine yansıyıp yansımadığını soruyoruz, şöyle yanıtlıyor: “Cezaevi koşullarında pozitif anlamda bir değişiklik söz konusu değil. Politik tutsaklara yönelik psikolojik işkence sistematik olarak uygulanıyor, hatta bazı cezaevlerinde fiziki işkence haberlerini de duyuyoruz. Öte yandan yüksek güvenlikli cezaevlerinde tutsaklar ağırlaştırılmış müebbet statüsünde tutuluyor ve bu fiili durum normalleştiriliyor. Cezaevleri genelde tecrit ve yoksunluğun bilinçli yaşatıldığı mekanlardır. Söz konusu statü ve cezaevi şartları tutsakları yalnızlaştırmaya ve kendi içine dönmeye zorluyor. Koşullar oldukça zorlayıcı ancak yüz yıllık sorunun çözüm eşiğine geldiği bugünlerde cezaevi koşulları bizler açısından çok tali bir problem olarak kalıyor.”
Gerillanın dönüş koşulu
Sürece kendilerinin nasıl baktıklarını sorduğumuzda ise İmralı’yı işaret eden Oğraş, “Barış ve Demokratik Toplum süreci Önder Abdullah Öcalan’ın perspektifleri doğrultusunda ilerliyor. Bizler de sürece bu pencereden bakıyoruz. Kürt sorununun inkar, imha ve asimilasyon kıskacından demokratik müzakere safhasına gelmesinde Önder Apo’nun çabası ve rolü büyüktür. Ayrıca önderliğimizin özgür yaşar, çalışır koşullar sağlanmadığı sürece gerillanın dönüş yapmaması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü Önder Apo’ya yaklaşım Kürt halkına yaklaşımdır. Ayrıca sürecin selameti açısından bu zorunlu bir tedbirdir” diyor.
Toplumun yaralarını manifesto saracak
İçeriden topluma baktıklarında ne gördüklerini ve ola ki dışarı çıktıklarında nasıl bir toplumsal devinim içerisine girmek istediklerini sorduğumuzda ise Oğraş, şöyle yanıtlıyor: “Aramızda 30 yıldan fazla cezaevinde olan arkadaşlar var, cezaevinde en az kalanımız onuncu yıllarını bitirdiler. Bu bakımdan toplumdan fiziki olarak yalıtılıyoruz ancak bu durum toplumun nasıl bir hal aldığını görmemize engel değil. İktidar politikalarının etkisiyle toplum içerisinde bireysel kurtuluşu kendine düstur eden insanların sayısı hızla artmakta. Toplumsal vicdan ve ahlaki değerler adalet ve eşitliğin sağlanmaması nedeniyle büyük yaralar almıştır. Demokratik Toplum ve Barış süreci ile manifestosu bu yaraların sarılması için bir reçete niteliğindedir. Dolayısıyla dışarı çıkmamız halinde bu reçeteyi hayata geçirmek için var gücümüzle çalışma yürütmeye, Kürt halkının özgürlük taleplerinin hukuki bir zeminde karşılık bulması hedefiyle demokratik siyasete katılma sözümüz ve irademiz vardır."
İnfaz rejimi tartışılmalı
Cezaevlerinde herhangi bir olumlu dönüşümün yaşanmadığını aktaran Oğraş’ın cezaevinden aktardıklarına ek olarak Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na ilişkin gözlem ve raporlama çalışmalarında yer alan avukat Baran Sarı söz konusu cezaevlerinin ortak mimari ve işleyiş özelliklerini taşıdığını belirtiyor. Bu cezaevlerinin, mahpusların dış dünyadan ve birbirlerinden mümkün olduğunca izole edildiği, gündelik yaşamın ölçüsüz biçimde sınırlandırıldığı kurumlar olduğunu söylüyor. Yüksek güvenlikli cezaevlerinde havalandırma süresinin günlük yaklaşık 1,5 saatle sınırlandırıldığını; bloklar arasındaki iletişim ve mahpusların bir araya gelme imkânlarının kısıtlandığını; sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerin mahpusların ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olmadığını söyleyen Sarı, bu konudaki itirazların ise cezaevi idareleri tarafından dikkate alınmadığını vurguluyor. Son ziyaretlerinde ve daha önce hazırladıkları hak ihlalleri raporlarında ortaya koydukları sorunların önemli ölçüde devam ettiğini söyleyen Sarı, sağlık hizmetlerine erişimde gecikmeler, hastane sevklerinin gerçekleştirilememesi, mektuplara ilişkin sorunlar, sık ve baskın tarzında yapılan aramalar, sosyal faaliyetlerin yetersizliği, su ve beslenme koşullarındaki problemler ile ailelerin cezaevine ulaşmakta yaşadığı güçlükleri sıralıyor. Yüksek güvenlikli cezaevlerinin ortak sorunları olarak sıralayan Sarı, bu infaz rejiminin insan onuru bakımından ciddi biçimde tartışılması gerektiğini söylüyor.
Keyfi uygulamalar sürüyor
Sürecin cezaevlerine yansımadığına, daha genel bakıldığında cezaevlerinde baskı ve hak ihlallerinin devam ettiğine, hatta bazı kurumlar özelinde baskının arttığına ilişkin gözlemleri olduğunu vurgulayan Sarı, “Özellikle siyasi tutsaklar bakımından temel sorunlardan biri, mahpusların insan onuruna uygun yaşam ve haklarını kullanma yönündeki talepleri ile cezaevi idarelerinin yaklaşımı arasındaki çatışma. Mahpusların kendi haklarını savunma ve insan onuruna ilişkin taleplerini ortaya koyma tutumları karşısında, idarelerin hak temelli bir yaklaşım geliştirmek yerine zaman zaman dayatmacı ve otorite kurmaya yönelik bir tutum sergilediğini gözlemliyoruz” ifadeleriyle cezaevi idarelerinin keyfi uygulamalarına dikkat çekiyor. Antalya'da yaklaşık olarak 65-70 civarı siyasi tutsak bulunduğunu söyleyen Sarı, esaret rejiminin aileler üzerindeki etkisine de dikkat çekiyor.