"Sara – Hep Kavgaydı Hayatım" belgeselinde Sakine Cansız’ın dayı kızı Nurcan Yıldırım şunları anlatır: "1974-75’ti Kürdistan’dan bahsetti. Ve ben o şehirde ilk kez bir kadından 'Kürdistan' sözcüğünü duydum. Yanındaki talebe arkadaşlarını anlattı, sonra duvarında Leyla Qasim’ın kara kalem bir resmi vardı, onu çizip hediye ettiklerini anlattı."
Bahsi geçen şehir Dersim. PKK henüz kurulmamıştı, 'ideolojik grup' dönemiydi. Kürdistan kelimesinin kolay kolay yüksek sesle telaffuz edilmediği zamanlardı. Parçalar arasındaki sınırların sadece tel örgülerden ibaret olmadığı, mesafelerin sırf kilometrelerle ölçülmediği günlerdi. O günlerde Sakine Cansız’ın Dersim’deki evinin duvarında Leyla Qasim’ın fotoğrafı asılıydı.
Leyla Qasim, Sakine Cansız’dan altı yıl önce, 1952 yılında Başûr’un Rojhilat sınırındaki Xaneqîn şehrinde doğdu. Çiftçi bir ailenin kızıydı. Üniversiteyi Bağdat’ta okudu. Kürt öğrenci birliği içinde en fazla öne çıkan kadındı. Saddam Hüseyin’in kararıyla arkadaşları ile birlikte 12 Mayıs 1974’te idam edildi. Irak tarihinde siyasi gerekçelerle idam edilen ilk kadındır.
70’li ve 80’li yıllarda Irak’taki Baas rejimine karşı mücadele veren pêşmergeler içinde kadınlar da vardı. Fakat çoğu kadının savaşta aktif rol almasına müsaade edilmiyordu. Pêşmergeler içinde de cinsler arası geleneksel rol modelleri yaşatılıyordu. Ve hala da kadın pêşmergeler DAİŞ ile mücadelede nöbet noktalarıyla sınırlı tutulup savaşa katılamıyorlar.
DAİŞ'in Şengal’e saldırısı ile birlikte basında sık sık çıkan kadın pêşmerge kampı fotoğraflarına aldanmayın, gerçek böyle değil. Maalesef pêşmerge güçler ve Başûr’un hakim düzeni içinde erkek egemenlikli, cinsiyetçi ve feodal yaklaşımlar hala kadınların savaşa savaşçı olarak katılması önünde engel teşkil ediyor.
Bu gerçek elbette ki sadece kadınların silahlı mücadeleye ve savaşa katılımı ile sınırlı değil. Siyasal alandan toplumsal alana, ekonomiden kültürel yaşama kadar bir bütünen Başûr toplumu içinde kadına yönelik, Kürdistan’ın diğer parçaları ile kıyaslanmayacak düzeyde ayrımcı ve cinsiyetçi bir düzen söz konusudur.
Kırsal alanda kadının yaşama ve günlük üretime katılım düzeyi nedeniyle nispeten bir fark bulunmakta birlikte, son 20 yılda kırsal alandan şehre göç etmiş toplumsal yapıdan kadınların yaşam alanı çoğunlukla yaşadığı evle sınırlı kalıyor. Başûr’daki kadın aktivizmi bu kadınları büyük ölçüde kapsamayıp elitist kalıyor. Ki Kürdistan Bölgesi’nde kayıtlı yaklaşık 100 kadın sivil toplum kuruluşu bulunmakta. Maddi anlamda bağımsız olmayıp hükümet fonları ile kendini finanse eden bu kurumların büyük kısmı son 2 yılda yaşanan bütçe sorunundan ötürü faal olmayıp sadece kağıt üzerinde varlığını sürdürüyor. Ancak tek sorun maddi sıkıntılar da değil.
REPAK olarak Başûr’da kadın örgütleri ile yaptığımız görüşmelerde birçok kuruluşun ciddi perspektif sorunu yaşadığını, fon karşılığında alışılagelmiş seminer projeleri dışında kadınlara yönelik nasıl bir çalışma yürüteceğini aslında pek de bilmediğini görebildik. Dolayısıyla STK’lar için ayrılan fonun çok da toplumun, özellikle de kadınların ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirilmediğini söylemek mümkün. Ki yapılan birçok çalışma, örneğin seminer, konferans, panel vs. daha çok orta ve üst sınıftan aktivist kadınlarla sınırlı kalıp, toplumun geniş kesimlerini kapsamıyor. Bu konuda ekonomik ve siyasi açıdan bölge hükümetinden bağımsız olan Kürdistan Özgürlükçü Kadınlar Örgütü RJAK fark yaratıp, özellikle de kırsal alanlarda ve çevre il ve ilçelerde kadınlara bizzat ulaşıp toplumsal bilinçlenme düzeyini artırmayı hedefleyen bir perspektif doğrultusunda çalışıyor. Bu konuda eksiklikler yaşamakla birlikte RJAK, diğer örgütlerden farklı olarak belli bir kitlesel tabana sahip olup her kesimden kadınlara ulaşabiliyor.
Bu yıl Başûr’da 8 Mart eylem ve etkinliklerinin startını veren de RJAK oldu. 2 Mart’ta Kerkük’te YJA-Star gerillaları ile ortak eylem gerçekleştiren RJAK, 8 Mart gününe kadar Başûr’un farklı şehirlerinde Dünya Kadınları Günü vesilesiyle eylem ve etkinlikler düzenleyecek. Ancak genel olarak Başûr’a baktığımızda 8 Mart’a günler kala kadın gündeminin oluştuğunu söylemek pek mümkün değil.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Hayır Günü vesilesiyle geçtiğimiz yıl çok sayıda etkinlik düzenlenirken, mevcut durumda Başûr’da yaşanan sistem krizi ile birlikte kurumsal alandaki etkinlik düzeyi düşüş yaşarken, sokak öne çıkmış durumda. Özellikle de Soran bölgesinde maaşlarını alamayan memurların grevi devam etmekte. Kadınların da yoğun katılım sağladığı bu eylemler aslında 8 Mart vesilesiyle kadın rengi ile bütünleşirse etkinlik düzeyi ve gücü artar. Çünkü Başûr’da ekonomik kriz olarak yansıtılan, gerçekte bir sistem krizidir. Bu sistem krizinin doğru çözümlenip alternatiflerin ortaya konulması kadın öncülüğünü gerektirir.
Ki Başûr’un en büyük şanssızlığı, bir kadın özgürlük hareketini ortaya çıkaramamış olmasıdır. Baas rejimine karşı verilen mücadele milliyetçi çizgiyle sınırlı kalmayıp aynı zamanda devrimci bir mücadele olarak toplumsal kurtuluşu hedeflemiş olsaydı, bugün buradaki durum çok farklı olurdu. Mücadele büyük ölçüde Irak rejiminin Kürdistan topraklarındaki varlığına karşı direniş ile sınırlı tutulduğu için toplumsal bir dönüşüm yaşanmadı. Yoksa kadınlar mücadelenin özneleri olarak kabul görüp geleneksel rol modelleri korumasaydı, bugün kuşkusuz kadınların toplumsal statüsü de toplumsal yapı da çok daha farklı bir noktada olurdu. Dolayısıyla siyasi sistem de toplumsal kültür de daha demokratik olurdu.
Başûr’un bu konuda yaşadığı kaybı günümüzde Kürdistan özgürlük hareketi gidermeye çalışıyor. Özellikle de DAİŞ'in Şengal, Maxmûr ve Kerkük’e yönelik saldırıları ile birlikte direnişin ön cephesinde yer alan kadın gerillaların Başûr toplumu içerisindeki görünürlüğünün artması ile birlikte önemli bir etki düzeyinin açığa çıktığını söylemek mümkündür. Başûr kadını açısından elinde silahı ile eşit bir şekilde düşmana karşı direnip ülkeyi savunmak hep bir hayaldi. Başta da Başûrlu anaların kadın gerillalara bu kadar içten, sevgiyle yaklaşmasının bir sebebi de budur.
Bununla birlikte Başûr toplumu, özellikle de kadınları özgürlük mücadelesinin parçalardaki somut ifadesini gördükçe, tanıdıkça buralardaki mücadelenin Başûr üzerindeki etkisi de fazlalaşacaktır. Özellikle de Bakûr ve Rojava’da geliştirilen direniş, kadınların bu direnişteki öncülük pozisyonu, yine kadınların siyasete ve özerk yapılara katılım düzeyi, kadınların karar alma mekanizmalardaki konumu Başûr kadını üzerinde oldukça büyük etki sağlıyor. Öyle ki Kürdistan Bölge Hükümeti içinde yer alan bir siyasi parti, Bakûr’da geliştirilen modelden etkilenerek eşbaşkanlık sistemini uygulamayı amaçlıyor. Dolayısıyla Başûr’da toplumsal dönüşümü geliştirmek için Bakûr ve Rojava’da sağlanan kazanımları burada tanıtmak önem arz ediyor.
Bu arada 'Ateş Tugayı' adlı bir birlik içinde 30 kadar kadın pêşmergenin eğitilip Naweran’da DAİŞ'’e karşı savaşın içinde doğrudan yer alması hedefleniyor. Kadın gerillaların ve YPJ güçlerinin son bir buçuk yılda bu kadar dünyanın ilgisini çekmesi karşısında Başûr’da kimi güç bu durum karşısında biraz da siyasi hesaplarla kadın pêşmerge birliklerini oluşturup kampları basına açtı. Şimdi ise kadın pêşmergelerin gerçekte de savaşa katılmak üzere eğitim görmesi söz konusu. Hangi sebeple olursa olsun kadın pêşmergelerin savaşçı olarak kabul görmesi ve tanınması bir kazanımdır. Başûr’da kadınların öz savunma bilincine ulaşması ve kendini savunmak için silah eğitimi talebinde bulunması gibi. Ve bunda kadın gerilla mücadelesinin rolü büyüktür.
Bu gelişmeleri beraberinde getiren DAİŞ’in Başûr’a dönük saldırıları 2014 yılında başladı. 2014 yılı aynı zamanda Leyla Qasim’ın 40’ıncı şehadet yıldönümüydü. O’nun direniş ruhu, PKK’nin kurucu kadrosu Sakine Cansız şahsında Kürt Kadın Özgürlük Hareketi içinde yaşayıp bunca zaman sonra ana topraklarına tekrar ulaştırıldı.