İnsanlık tarihinde yeni bir çağ açacak kadar kudrete sahip olan yazı, yaşadığımız bütün güzellikleri ve fırtınaları birkaç dizge ile anlatabilme mahareti nedeni ile beni hep korkutmuştur. Hep eksik anlatabilme kaygısı kalemi ürkek kullanmama neden olmuştur. Acının, kaosun, direnişin, kahramanlıkların yaşandığı, koyu bir kasvet bulutunun Ortadoğu üzerinde gezindiği şu günleri hele yazıya dökmek oldukça meşakkatli bir iş.
Üniversite yıllarında özgür basın geleneğinin farklı gazetelerinde muhabirlik yaptım. Hayatımın en güzel anlarını geçirdiğim bu yılları ve o dönem beraber çalıştığım ve hakikat savunuculuğunu başka mecralarda savunurken hayatını kaybeden arkadaşlarımı özlemle yâd ediyorum. Şimdi bir siyasetçi olarak bu geleneğin önemli gazetelerinden biri olan Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde yeniden yazı ile buluşmanın heyecanı içerisindeyim. Bundan böyle, 15 günde bir olacak şekilde, Perşembe günleri bu köşede siz değerli okuyucularla bir araya geleceğiz.
Kürdistan’da geride bıraktığımız aylar içerisinde, Erdoğan’ın talimatıyla, birçok Kürt kenti yerle bir edildi. Ölüm dayatılan yüzbinlerce insan yerinden edildi. Hepsinden vahimi, insanlığa karşı kirli, büyük suçlar işlendi; tüm dünyanın gözü önünde, aralarında üniversite öğrencisi, sanatçı, gazeteci ve siyasetçilerinde bulunduğu onlarca insan, kamuoyuyla paylaştıkları adreslerde diri diri yakıldı.
Sadece halkımıza karşı değil tüm insanlığa karşı işlenen bu insanlık suçlarının açığa çıkarılması ve suçlulardan hesap sorulması için bir müddettir yurtdışındayım. Erdoğan devleti ve AKP Hükümeti, işledikleri suçların ortaya çıkmaması ve talimatlarıyla gerçekleşen insanlık suçları nedeniyle savaş suçları mahkemelerinde yargılanmamak için en kirlisinden her türlü komplo ve şantajı yapmaktan geri kalmıyor. Onları Miloseviç ve Saddam gibilerinin akıbetiyle buluşturacak bilgi, belge ve tanıklıklara sahip olduğum için polis-yargı-hükümet işbirliği ile gerçekleşen komploların muhattabı konumundayım.
Avrupa’da gerçekleştirdiğim siyasi temaslarda özellikle Alman siyasetçiler Türkiye’nin siyasi aynasında Hitler’in iktidarlaşma serüvenini gördüklerini belirtiyor. 28 Şubat 1933 yılında "Halkın ve Devletin Korunması Kararnamesi" çıkaran Hitler Alman yurttaşların en temel haklarını askıya alarak, hiçe saymıştır. Agamben, bu dönemleri "…Modern totalitarizmi yalnızca siyasi muarızların değil, siyasal sistemle bütünleştirilmeye direnen toplumun bütün kesimlerinin tasfiyesine olanak tanıyan yasal bir iç savaşın olağanüstü hal aracılığıyla yerleştirilmesi/kurumsallaşması olarak tanımlayabiliriz” şeklindeki sözleri ile en etkili bir biçimde anlatmıştır.
Türkiye’de de “modern totalitarizmin” yasal vesikası olan Kanun Hükmünde Kararnameler ile toplumun bütün muhalif kesimleri tek tek tasfiye ediliyor. Hitler Faşizminin uyguladığı “Halkın ve Devletin Korunması Kararnamesi”ne adeta rahmet okutan Kanun Hükmünde Kararnameler ile Meclisi fiili olarak feshedilmiş durumda. ‘Kendisini yasal biçimi olamayacak bir şeyin yasal biçimi olarak sunan’ bu olağanüstü hal ile iktidara kalp masajı yapılmaktadır. Ancak bu yanlış kalp masajı iktidarı ölüme daha da yakınlaştırıyor…
Ortadoğu’da yaşanan kaostan nemalanmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti devleti elini masaya vurabilen, yeri geldiği vakit gürleyebilen bir “keskin kılıca” ihtiyaç duymaktadır. Devlet aklının sunduğu bu rol teklifi ve ittifakı karşısında şahlanan Erdoğan’ın elindeki keskin kılıç en başta devletin kellesini alabilir. Alman Burjuvazisinin kendi menfaatleri uğruna öne sürdüğü Hitler daha sonra sadece Almanya’nın değil bütün dünyanın başına bela olmuş, en başta da kendisini destekleyen sınıf ve kesimleri acımasızca tasfiye etmiştir. Hitler’in, üst ırk olduklarına inandırarak meydanlara topladığı milyonlar, daha sonra kentleriyle birlikte yok edildiler. Dolayısıyla Türkiye’yi her geçen gün bir cehennem sarmalına doğru iten bu devlet aklının evdeki hesabı çarşıya uymayabilir.
Hegemonik devlet sistemini oldukça zorlayan Kürt Özgürlük Hareketini ibretlik yöntemler ile bastırma karşılığında Erdoğan’a verilen iktidar çekinin faturası Türkiye’ye maliyetinin çok ağır olacağını görmek için kahin olmaya gerek yok. Her geçen gün artan şiddet dozu, baskı, Kürdistan kentlerine dönük yapılan kent soykırımı, FETÖ ile mücadele adı altından toplumsal muhalefetin tasfiyesi, susturulması, cari açığı körfez ülkelerinden gelen kirli sıcak para ile kapatma arayışları ile nekahet döneminde olan iktidarın ancak ömrünü uzatabilir. Bütün bu uygulamalar iktidar bendini yerle bir edecek bir öfke selini giderek yaratıyor. Bu öfke seline öncülük edecek demokratik siyasi cephe ancak bu ülkeyi düze çıkarabilir.