
Nasıl başlasam? “Merhaba” desem kilidi açan anahtar kelime olur mu, bilemiyorum. O kadar dolu, o kadar yoğunum ki, siz 33 fidan-yıldızımızla, anlatamam. Dahası günler geçtikçe artıyor bu duygusal, düşünsel yoğunluğum. Siz 33 yıldız gülümüz resimlerinizden de bana bakıyor; sıcaklığınızla, gülüşlerinizle insana, yoldaşlığa, özgürlüğe, güzelliğe dair duygularınızla çağlayan gibi çağlıyor ve Kızılırmak, Dicle-Fırat gibi kalbime akıyorsunuz. Kalbim sizinle atıyor. Sizinle akıyor, hissediyorum.
Can hevalim, yıldızlaştığınıza dair haberi alırkenki ruh halimizi, yaşadıklarımızı anlatmaya çalışsam bilmem anlatabilir miyim? Evet, öyle bazı şeyler ancak yaşanarak anlaşılabilir tam olarak. Dile getirmeye çalışmak, anlatımı belki zorlaştırabilir de. Dilin sınırı yetmeyebilir de.
Hazırlıklarınızı, coşkunluğunuzu gün gün yansıtıyorsunuz basınımıza. Takip etme, sizlerle aynı coşkuyu hissetme olanağımızı oldu. Yayıyor, bulaştırıyordunuz coşku ve heyecanınızı.
Yolculuğunuzun önemini, anlamını en çok siz biliyordunuz ve bizlere bunu anlatmaya, kavratmaya çalışıyordunuz. Görkemliydi her hareketiniz. Dağları, gölleri, nehirleri, cümle engelleri aşa aşa ilerliyordunuz güneşin şehrine, enternasyonal direnişin yeni adı, merkezi, kalbi Kobanêmize. Paramazlar, Arînler yön gösteriyor, öncülük ediyorlardı kervanınıza ve emin adımlarla yürüyordunuz kutsal hedefinize. Aslında siz hissetmiş gibiydiniz yolculuğunuzun sadece güneşin şehrine değil, güneşin kendisine olduğunu.
Tutkunuz sınır tanımıyordu
Gençliğiniz, delidoluluğunuz, bitip tükenmeyen enerjiniz, akışkanlığınız, sevdanız, aşkınız; insana, insanlığa, kardeşliğe, eşitliğe, özgürlüğe, renkliliğe ve hakikate olan tutkunuz sınır tanımıyordu. Bent ya da baraj tanımıyordu ve sığmıyordu hiçbir kaba. Daha yeni, henüz o coşkunluğunuzla kocaman bir barajı, engeli yıkıp geçmiştiniz. Halkların arasından açmıştınız tüm kapıları, pencereleri. Kalpleri ardına değin. Halktan halka, ezilenden ezilene, inançtan inanca, renkten renge, cinsten cinse, coğrafyadan coğrafyaya…
Deneyimliydiniz. Güvenle, emin adımlarla heyecanla yürüdünüz, eriştiniz güneşin ülkesine. Tam da kalbimiz Kobênemize ulaşıyordunuz ki, insanlık düşmanlarının, faşist çetelerin alçakça saldırısı, menşe-i belli bombası 300’ünüzden 33 canımızı, can paremizi bizden aldı. Yanılıyorlardı elbette. Gene yanıldı insanlık düşmanları. Bilmiyorlardı sizi bizden alamayacaklarını, aksine sizi biz, bizi siz yapacaklarını, çoğaltacaklarını, yolculuğunuzdan kopartamayacaklarını ve oradan güneşe erişeceğinizi.
Evet, can hesapları tutmadı. Bu sefer yeni provokasyonlara, yeni saldırı, kirli savaş oyunlarına, bezirganlıklarına el attılar. Daha büyük bir savaşla bizleri halkları, demokratları, devrimcileri, özgür ve özgürleşen erkekleri, gökkuşağının renklerini birbirinden ayıracaklarını parçalayıp, eskisi gibi yutacaklarını sanıyorlar. Son nafile çabalar. Hakikat açığa çıktı bir kere. Yolunu buldu, aktı, akıyor hedefine. Durdurabilmek mümkün mü?
Daha çok yazışacaktık
Can, daha yeni kurmuş ve başlamıştınız ceza infaz sisteminde sivil toplum derneği çalışmalarınıza. Başlar başlamaz da yazmıştın. Amaçlarını, hedeflerini yapısını anlatmıştın. Ağırlaştırılmış müebbet cezalıların bölümüne bakacağını, bu konuda katkı, görüş istemiştin. Sevinmiştim yan hücrelerdeki iki can yoldaşımla birlikte ve hızlıca yazmış, cevap olmaya çalışmıştım; tekrardan yazışmak üzere. Zira daha çok yazışacaktık; tanışacak, ortaklaşacak, paylaşacaktık. Bilemiyorum, okuma fırsatın oldu mu cevabımı…
Evet can, bayrak yerde kalmadı, kalmayacak. Kızıl enternasyonal bayrağınız başta Kobanêmiz olmak üzere tüm ülkemiz ve dünyamızda dalgalanacak daima!.. Hoş geldiniz kızıl güllerimiz, yıldızlarımız. 33 artı 300 şövalyemiz; 300 artı tüm insanlığımız. Hoş geldiniz ülkemize, kalbimize, güneşimize, semamıza!.. Hoş geldiniz Haki, Kemal, Paramazların yoldaşları, hoş geldiniz!..
M. SAİT DAYAN / Sincan 2 nolu F Tipi Cezaevi