
Evet, acı acı çalan telefonun öbür ucundaki resmi, donuk ve buz gibi olan ses kara haberi vermişti. Anlamıştım, anlamıştım yüreğindeki keklik soylu sesi susturduğunu anlamıştım oğul. Tam o an, o donuk ve resmi sesle birlikte yüreğimi yüreğinle, bedenimi bedeninle, ruhumu ruhunla birleştirdim… Seninle yandım o an, ateşinle, harladığın o alazlarla yandım seninle…
Evet bir tanem, alevlerin bana doğru uzanmıştı o donuk ve resmi sesten sonra, ama seni koruyamadım. Yüzümü yağmurlara tuttum, korlaşmış yüreğini yüreğimle tuttum.
Yürek acımın tek ve kutsal şahidim sensin Eser’im, sensin, ruhundur, yüreğindir… O gün, o metalik, donuk ve resmi sesle yüreğime düşürdüğün ateşle yangınlara savruldum oğul.
Eser’im, sensizliğin cehenneminde yandığım evlat acısıyla korlaşan yüreğimde tam on dört yıl, dört gün, dört gece oldu ve bu yangın halimle hala o günü yaşamaya, evet bir tanem hala yaşamaya devam ediyorum. Ama bir tanem düşmana inat yaşıyorum, düşmana inat hala güçlüyüm ve hala seninle yaşıyorum.
Ama oğul sana olan o ana özlemimi sürdürüyorum çünkü seni özlemek seni sevmektir, sana bağlanmanın en derin halidir. Derin vadilerin kır çiçeklerine bulanmış sadeliğinin ve entari bakışının hayalidir gözlerimin önünden geçen serüvenin. Kim bilebilirdi ki özlemin göz bebeklerimde bu kadar yağmur dolusu olacak, kim bilebilirdi ki bütün yol adımlarımda ve nefes alışlarımın gölgesinde senin suretinin tanığı olacak zaman ve düşler…
Belki yoktur vakti göçmen kuşların seni anlatmaya yetecek vakitleri. Belki bütün sınırları aşan o kanatlı maceralar birer birer vurulur sınırlarda, ama seni ötüyorlar geçerken göçmen kuşları oğul….
Senden kalan son türküyü mırıldanıyorlar kanatlarının altındaki gerçeği gizlerken. Her geçişlerinde sana olan özlemimin desenlerini işliyor bedenim. Belki sen de bakıyorsundur onlara diyorum. Çünkü yıldızlara yakın olurlar kuşlar, sana yakındırlar ve hep öyle uçarlar kuşlar…
Özlemine dokunarak. Seninle sonsuza kadar aynı özlem, aynı sevgi pınarında buluşmaktır. Bu nedenle seni hep özleyeceğim. Saadece bu mu ESER’im? Sana kavuşmanın özlemini de sürdüreceğim, evet sana kavuşmanın özlemiyle yaşayacağım. Kavuşacağım o güne dek, özleyeceğim.
* * *
Gidişinden 4 gün önce bana sabaha kadar PKK‘yi ve onun değerini, büyüklüğünü, derinliğini anlatırken ben nasıl da anlayamadım içinden kopan o fırtınanın sesini, nasıl duymadım, nasıl anlamadım, nasıl? O yılbaşı sabahı seni yolcu ederken, ‘haftaya yanına geleceğim‘ dediğimde, geri dönüp gözlerimin içine öylesine anlamlı bakmıştın ki, nasıl anlamadım onun son bakış olduğunu, bir daha göremeyeceğimi nasıl anlamamıştım. Yangın yüreklim o son bakışın ruhumda, beynimde, yüreğimde hala taptaze. Ve sonsuza kadar da öyle kalacak.
* * *
Oğul, Eser’im! Bernd adlı polise yazdığın mektubunda yalnız yaşamımda değil, beynimde, zihnimde çözüm bulmak istemeyen çelişkilerin amansızca kavgası vardır. Bu kavga maddeden yapılmış silahlarla yapılmamaktadır. Şerefli olanın elle ve gözle yapılan kavga değil. Aslında düşünce ve duygularla yapılan kavgadır. Gerçek savaş, gerçek beyin ve zihin savaşıdır. Burada yenilgi ve zafer, bozgun ve galibiyet vardır. En zor olan bu savaştır. Sen de böyle bir savaşın komutanı olarak Bernd’i ve onun temsil ettiği sistemi yendin. Karşı karşıya gelmiş iki ordunun komutanı olarak sen onu yendin oğul, sen. Bunu adım gibi, adın gibi biliyorum.
* * *
“Ben kendimi PKK kırıntısıyla vuruyorum ve buradan yeni bir yaşama sıçrıyorum. Ben kaybetmiş bir savaşçıyım’ diyorsun, aslında kaybettiğini sandığın noktada kazanmış olduğunu gösterdin. Evet bir tanem. Atom güllerinin açtığı bir zulüm dünyasında kalleşlik, ikiyüzlülük, hainlik, sahtekarlık, dünyasının orta yerinde bırakıldın, tek başına bırakılmış Kürdün dirhem dirhem. Parçalanmış dört yanı ihanetlere zorlanmış yürekler mahzeninde böyle bir ilkle savurdun…
Oğul, Eser’im, ruhun özünle asilleşti, Kürdistanlaştı, evet, Kürdistanlaşan her beyin, her ruh bilinçleşir, inançlaşır ve özgürleşir bunu sen de gördüm. Sen yüreğinde ateşin kıvılcımlarını parçalarken, ben ‘bir kişiyi değil, bir sınıfı da yakacağım’ diyerek halkımızı boğazlamaya çalışan işbirlikçilerin, ihanetçilerin düşmanın kabaran iştahını kursağında bırakarak, tarihin çöplüğüne gömdün. Eyleminle ihanete indirilen ve keskinleşen inancın darbesi oldun. Yüreğinle milyonların yüreğindeki ateş parçası oldun.
Onura can kattın, onur abidesi oldun… Ruhunda gizlenmiş PKK gerçekliği vardı oğul. Mektubunda bunu çok güzel anlattın. PKK böyleymiş, bir kere ruha girdi mi, bir daha da çıkmıyor, diye yazdın.
* * *
Ali Haydar Kaytan yoldaş, bir yazısında şöyle yazıyordu senin için : ‘Bu duygunun bu sefer düşman tarafından bastırılmasına müsade etmeyeceğim’ diye yazıyor Eser... Bu soylu duygunun ESER‘in kendi deyişiyle insanlığın özü olan bu duygunun’ Eser‘in yaktığı ateşin alevler içinde yeniden yaşam buldu. Eser yaşıyor şimdi yaşayacak, Eser güzel bir eser bıraktı ve onun Eser’i bizlere ve gelecek kuşaklara çok şey anlatacak.”
“Yıllar önce İsa ne güzel seslenmiş ‘Kulakları olanlar işitsin.’
“Eser’in kendini ikiye ayırıp teslimiyette zorlanan yanını çok azıcık bir güçlükle, buna PKK kırıntısı‘ diyor. Bir kırıntıyla böylesi güçlü bir eylem gerçekleştiriyorsa akıl üstü gerçekten ‘Ben PKK’li değilim’ diyor Eser arkadaş ama. PKK’ye layık olma örneğini vermiş şerefli bir kişiliktir.
* * *
Bir tarih düşünün ey insanlık! Alev alev közleriyle yanıyor, Eseri’n ateşi köz köz yanıyor, yanıyor tarih, kanıyor tarih… Sana haykırıyorum ey insanlık, sil artık kulaklarındaki pası, aç artık gözlerini. Konuş, konuş insanlık adına. Duy cellatların kılıcı altında insanlığın onurunu kurtarmak için ‘isyan’ diye bağıran, haykıran Eser’in ve diğer Kürt evlatlarının çığlığına kulak ver, şehide, gaziye, tutsağa, yiğitliğe, mertliğe ve güneşe sahip çık...
Yaşam defterimden bir rüya. Yüksek sesle haykıracağım.
Güneş ve toprak arasında, gezinmeye çıkmıştım, yüreğimde...
Gezinirken, dolaşırken, günlerden bir gün, bir sesi dinledim
ilahi bir ses. Bana hava, su, toprak, ve ateş kutsaldır dedi.
Güneşi koynuma aldım, ciğerlerim atmosferi yuttu, suyunu damarlarım içti, toprağıyla bedenimi dokudum vatanıma...
Dile benden ne dilersen dedi Zerdüşt.
Üç dileğim var dedim.
ESER‘i Amed’e götürmek.
Toprağında uyumak vatanımın.
ve Kürt Halk Önderimizin özgürlüğünü görmek.
Kutsanmıştır ruhu adını ESER koydum! dedi....
işte hayallerim
işte düşlerim
Size getirdim
Burada tutun beni
Hayallerimle örtüştüğüm gün
O gün
Haber salın güneşin çocuklarına
Alın beni yanınıza
Alın beni de ateşgahınıza
ve susuzluğuma
Son erircesine
Özgürlük pınarında yıkayın beni
Güneşli bir günde gömün beni!
Annesi Remziye Altıok/Berlin
Dağ yürekli dost gülüşlü
Seni nasıl kaleme alsam bilmem ki?
Şair olup şiirlere mi dizsem?
Yazar olup romanlara mı döksem?
Dağ yüreklim…
Yoksa arkadaşça, yoldaşça
oturup anılarını mı yazsam?
Nasıl dile getireyim seni gül yüzlüm
Bilmem ki
O dağ yüreğini mi?
O dost gülüşünü mü?
Savaşımındaki o coşkunluğu mu?
Nasıl anlatsam seni güneş yüzlüm?
Bilmem ki
Sen yüreklerde kutsal değer
Değerle gelişen direniş abidesi
Sen halkın günlünde
Eser‘leşen Kürdistan
Sen cana can katan
Onur abidesi
Nasıl anlatsam seni dost gülüşlüm
Bilmem ki!