Aziz TUNÇ

Emperyalizm ve faşizm kuralsız ahlaksızlıktır. Son günlerde Erdoğan’ın Almanya’ya yapacağı ziyaret bu gerçeği bir kez daha teyit etti. Almanya’nın emperyalist bir devlet olarak demokratik değerlere yaklaşımını gösteren önemli bir adım oldu bu. Özellikle son birkaç yıldır Türk devleti ile Alman devletinin ilişkileri konusunda çok değişken yorumlar yapılmaktadır. Böyle olması sebepsiz değildir elbette. Türk devletinin sürdürdüğü politikaların, Alman devletinin ve ilgili kamuoyunun ilgi odağı olması doğal bir sonuçtur. Bu nedenle özellikle 15 Temmuz sürecinden bu yana, Erdoğan’la ilişkiler, Alman devletinin ve  Alman demokratik kamuoyunun sık sık tartıştığı konulardan birisi oldu. Tartışma, Erdoğan’ın geliştirdiği savaş ve katliam politikaları ve bu politikalar karşısında Alman halkının ve Alman devletinin tutumu üzerinde yoğunlaşmıştır.

Bu konu, bugünlerde yine gündemi meşgul etmektedir. Alman devleti Erdoğan’ı davet etmekte, ancak buna karşı toplumsal tepkileri kontrol altına almanın yollarını da aramaktadır. Bu tartışmada Alman devleti, daha çok Erdoğan’ı aklamayı, onunla ilişkileri  daha rahat sürdürebileceği bir tarz oluşturmayı amaçlamaktadır.

Ancak bu tartışmada Alman halkı ile Alman devletinin tavrının birbirinden çok farklı olduğu görülmektedir. Alman halkı sanılandan çok farklı olarak, tarihsel ve sosyal refleksleriyle, Erdoğan’ın faşist-İslamcı bir diktatör olduğu konusunda ikna olmuş ve ona karşı etkin bir tutum almıştır. Erdoğan’ın yönettiği Türk devletinin 7 Haziran 2015’te başlattığı savaş ve katliam politikaları, bütün demokratik çevrelerde olduğu gibi Alman demokratik kamuoyundan da tepki görmüştür. Bu durum bir gerçeklik olarak  gözlemlemektedir.

Alman devletinin tutumu ise belirtildiği gibi, Alman halkının tutumuna uygun olmadığı gibi  tam tersine Erdoğan’ı içinde bulunduğu krizden kurtarmayı amaçlayan bir tutum izlenmektedir. Alman devleti, en hafif deyimiyle Türk devletinin faşist yönelimine karşı, pasif bir destek tavrı izlemiştir. Zaman zaman Erdoğan’a karşı  çeşitli açıklamaların yapıldığı hatta zayıf bazı uygulamaların olduğu  biliniyor.  Ancak Alman devletinin bu tutumları, tutarsız, ikircikli ve daha çok Erdoğan’ı güçlendiren bir etki yapmaktan öteye gidememiştir. Almandevletinin bu tutumunun arkasında, büyük mali ve siyasi hesapların olduğu açıktır.

  Alman devleti, hem Türkiye ve bölgede yatırımları olan bir devlettir, hem de konjonktürün sunduğu avantajlardan ve fırsatlardan yararlanarak, bölgede ve  Türkiye’de daha fazla etki alanı oluşturmak istemektedir. Alman devletinin bölgede etkili bir güç olabilmesi için Türk devletine ihtiyacı vardır.

Öte yandan da  Türk devletin de, daha fazla ve daha yakıcı olarak, Alman devletine ihtiyacı bulunmaktadır. Bu durumda kısmen “al gülüm ver gülüm” şeklinde devam eden bir ilişkinin olduğu görülmektedir.

Türk devletinin son dönem tutumları, bu “al gülüm ver gülüm” politikasının sürdürülmesini zorlaştırsa da her iki devletin çıkarları, bu “zor ve zorunlu” ilişkinin devamını gerektirmektedir. Her iki devletin de bütün  tartışmalara rağmen  ilişkilerini bozmaları mümkün değildir.  Bu durumda Alman devleti, kendi çıkarları gereği Alman halkının Erdoğan karşıtı tepkisini eritmeye yöneldiği anlaşılmaktadır.  Alman devlet yetkililerinin zaman zaman Erdoğan’a karşı yaptıkları bazı açıklamalar, daha çok Alman halkının tepkisini kontrol altına almak yapılmaktadırlar.

Alman devleti, Türk devletinin hangi siyasal sistemi tercih edeceğiyle hiç ilgili değildir. Türk devleti, İslami/Osmanlı bir devlet mi olmuş, “tek adam diktatörlüğü” mü olmuş, “faşist bir devlet” mi olmuş bunların hiç birisi Alman devletinin gündemi olmamıştır. Öyle olduğu içindir ki Alman devleti, Türk devletinin bütün uygulamalarına göz yummakta, imkân sunmakta ve bunlar yetmezmiş gibi demokratik muhalefetin çalışmalarını sınırlandırmaya, bu güçlerin demokratik faaliyetlerini engellemeye, özellikle çaba sarf etmektedir. Kürt sembollerinin yasaklanması, Türkiyeli Kürt-Türkdevrimci / yurtseverlerin  evlerinin basılması, bu insanların tutuklanmaları, gözaltına alınmaları, belirtilen konseptin sonuçları olarak pratikleştirilmektedir.  Ve bütün bunlar  Alman devletinin

Erdoğan’ı kurtarmak istemesinin sonuçlarıdırlar. Buradan da görülmektedir ki  Alman devletinin demokrasi, özgürlük, hak, hukuk diye bir sorunu  bulunmamaktadır.

Alman devletinin Erdoğan’ı korumaya yönelik bu tutumu seçim döneminden de görülmüştü. Erdoğan’ın “tek adam diktatörlüğü”nün, devleti yönetemediği, iktidarı kaybetmekle karşı karşıya bulunduğu bir seçimin hemen öncesinde Erdoğan’ın kazanacağı algısını oluşturmak amacıyla resmi bir davetle davet edilmesi, o koşullarda Erdoğan’a verilen önemli bir destekti. Bugün de Erdoğan’ın hile ve zorbalıkla kazandığı şaibeli bir seçimden sonra sanki bunlar hiç olmamış gibi Erdoğan’la ilişki kurmak, davet etmek, masum bir durum olarak görülemez.

Merkel, Erdoğan’ın bütün zülüm ve zorbalıklarına göz yummayı Alman devletinin temel politikası olarak belirlemiş bulunuyor. Erdoğan’ın en zor ve en kritik zamanlarında Merkel’in Erdoğan’a bir can simidi sahip çıkmasının nedeni budur. Erdoğan’ı zaman zaman eleştiriyor olmasının kamuoyunu yatıştırma amaçlı bir illüzyon olduğu açıktır.

Ancak bilinmelidir ki halkların direnişini engellemeye çalışan hiçbir güç ilelebet başarılı olamamıştır. Ne Erdoğan ne de Merkel, halkların özgürlük umutlarını ve bu amaçla ortaya koydukları direnişlerini engelleyemeyecektir. Halk düşmanlarını halkların gazabında kimse kurtaramayacaktır.