Son zamanlarda kendimize çaresizce en çok sorduğumuz soru şu: Avrupa hükumetleri Kürdistan'daki katliamlara neden sessiz kalıyor? 

Aylarca süren sokağa çıkma yasakları, katliamlar ve zorunlu göç nedeniyle Kürdistan'dan yürek yakan çağrılar yükseliyor. Bu çağrılar Avrupa'nın birçok kesimini duyarsız bırakmıyor. Akademisyenler, sanatçılar, farklı örgütler Erdoğan'ın işlediği savaş suçlarına karşı tepkililer. Sadece Erdoğan'a değil, Avrupa hükumetlerinin sessizliği ve Merkel'in oynadığı kirli oyunlara karşı da tepkililer.

Şu anda Almanya'nın en çok tartıştığı konu, Merkel'in geleceği ve mülteci politikası. Bu nedenle Merkel partisi içinde ve dışardan yoğun eleştiriler alıyor. Bazıları Merkel döneminin bittiğini söylüyor ve O'nun yerine kimin geçebileceği tartışılıyor. Merkel'e verilen ültimatom; ya Avusturya ve Danimarka gibi sınırlarını kapatacak, ya da koltuğundan olacak. Ya aşırı sağa giden yolda yürüyecek, ya da görevi bırakacak. Komuoyunda tartışmalar bu düzeyde yürütülüyor. 

Merkel'in sınır konusundaki kararı ise kesin gibi görünüyor: Sınırlar mültecilere açık kalacak ve Almanya hiçbir mülteciyi kapıdan çevirmeyecek. Merkel başka bir yola başvuruyor ve Erdoğan'a sınır bekçiliği görevini veriyor. Bu noktada, çok eleştirilen mülteci şantajı başlıyor. Merkel vereceği 3 milyar euro karşılığında Erdoğan'dan mültecilerin Avrupa'ya giriş yapmasını engellemesini istiyor. Buna ek olarak Erdoğan'a verilen diğer bir hediye de yaptığı bütün katliamlara göz yummak ve sessizliği korumak. 

Böylesi bir mülteci şantajı bize çok yabancı gelmiyor. Avrupa Birliği (AB) böylesi bir anlaşmayı 2010 yılında devrilen ve öldürülen Libya'nın eski devlet başkanı Muammer Kaddafi ile yapmıştı. Sonuç olarak 2011 yılında eski dost Kaddafi AB tarafından bir şekilde diktatör olarak ilan edildi ve sonu belli. AB eski dostunu hızlı bir şekilde unutmak istese de, gelen mülteci akını ile hatırlamaya mecbur kalıyor. Erdoğan'ın gidişatına bakıldığında benzerlikler var ve bu hikayenin sonunu tahmin edebiliyoruz. 

Mülteci krizinden dolayı Merkel koltuğunu düşündüğü için  Türkiye'ye muhaç hissediyor. Mülteciler uzak kalırsa, Almanya sınırına yaklaşmazsa, oturduğu koltuğu sağlama alır ve geleceğini kurtarmış olur. Merkel'in önceliği bu iken, Kürtlerin katledilmesi, siyasetçilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin ve sanatçıların tutuklanması gündeme alacağı konular değil. 

Fakat Merkel'in stratejisinde öngöremediği, hesaplayamadığı hususlar var. AKP ve Erdoğan'ın Kürdistan'da yürüttüğü savaş politikası da yeni bir göç dalgasını tetikliyor. Türk devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü savaşın boyutlanırsa evleri yıkılan, göçertilenler binlerce kişi Avrupa sınırlarına dayanacak. 

Merkel, Türkiye ile yaptığı bu ittifak başarıya ulaşmazsa kendisini zor günler beklediğinin farkında. Erdoğan'ın DAİŞ'le işbirliği, Kobanê süreci ve Kürtlerle barış sürecini bitirmesi ve insan hakları ihlallerinin tartışıldığı bir dönemde, bu ittifak Alman hükümet üyeleri ve muhalefet partilerinin tepkilerini arttırıyor. Sadece Almanya'da değil, Avrupa'da birçok siyasetçi de Erdoğan'a verilecek 3 milyar euronun mültecilere değil, DAİŞ'e aktaracağından kaygı duyuyor.  

Merkel bu ittifakla mülteci politikasını çözeceğine dair kamuoyunu yanıltmaya çalışsa da, Erdoğan Merkel ve AB'nin mülteci göçünden dolayı yaşadıkları korkunun farkında. Bu nedenle Türkiye taleplerine yenilerini ekleyebilir. Merkel'in izlediği rota Erdoğan rejimini de güçlendiriyor. Geçtiğimiz hafta Berlin gerçekleşen Davutoğlu-Merkel görüşmesi de bunu kanıtlıyor. Henüz 3 milyar euro ödenmeden Davutoğlu, daha çok para isteyebildi. Bu ziyaretle Merkel'in üzerindeki baskı da arttı. Alman basınında, 'Merkel korkusuna yenilecek mi' sorusu ile birlikte, 'Siyasette korku iyi bir müşavir değildir' yorumları da yapıldı. 

Merkel'in izlediği bu yöntem politik ahlaksızlık ve stratejik bir hata olarak da değerlendiriliyor. Türkiye'de akademisyenlerin yaptığı çağrı ve ondan sonra maruz kaldıkları baskılar, soruşturmalar, Avrupa'da bulunan birçok tanınmış ismi harekete geçirdi. Almanya'da Maxim Gorki Tiyatro Müdürü Shermin Langhoff tarafından yazılan, "Türkiye'de hukuk devleti, Demokrasi ve Çoğulculuk" başlıklı açık mektubu birçok tanınmış isim imzaladı. İmzacılar arasında ünlü Alman sinema sanatçıları Benno Fürman ve Katja Rieman da var. Şu ana kadar siyasi tartışmalardan uzak duran bu sanatçıların Merkel'e bu çağrıyı yapmaları oldukça önemli. İmza metninde yer alan "Ortaklık, insan hakları ihlallerine göz yummakla olmaz" ifadesi de Kürdistan'da yaşanan katliamların ve bunun üzerinden yapılan siyasi pazarlıkların deşifre olduğunu gösteriyor.

Türkiye'de barış çağrısı yapan akademisyenlere yönelik linç kampanyası, Almanya'ya da taşırılmak isteniyor. AKP yandaşları, Almanya'da da bu çağrıya imza atanları tehdit ediyor. Yazar Navid Kermani'nin internet sayfası, imzası açıklandıktan hemen sonra AKP'liler tarafından hacklendi ve Erdoğan'ın resimleri ile süslendi. Sosyal medyada metni imzalayanlara yönelik tehdit ve hakaretler yağıyor. Erdoğan'ın, Avrupa ülkelerindeki yandaşları saldırıya hazır vaziyette. Avrupa bunun bilincin de ve buna da göz yummakta. 

Mülteci politikası üzerinden bu pazarlıklar yapılırken, konu Hamburg Eyalet Parlamentosu'nda da aralıksız tartışıldı. 

CDU, FDP, SPD ve Yeşiller (Die Grünen) Avrupa'ya gelen her bireyin buradaki değerlere uygun biçimde yaşaması gerektiğini vurguladı. Demokrasi, insan hakları, kadın ve çocuk hakları ve kuvvetler ayrımından bahsediliyor. Ortadoğu'dan gelen mültecilerin karşısında bu değerleri savunanlar, Kürtlere gelince yok sayabiliyor, kolayca ayaklar altına alabiliyor. Değerleri şiddetle savunanlar bir diktatörün temsilcisi Berlin'e geldiğinde, bu değerlerin temsilcisiymiş gibi büyük geçit töreniyle onure edebiliyor. 

Barış sürecini savunanlar, insanlık düşmanı DAİŞ'e karşı mücadele edenler, Ortadoğu için barışçıl ve demokratik bir alternatif sunanlar, insan hakları, demokrasi ve özellikle kadın hakları için savaşanlar onure edileceğine, hala terör listelerinde yer alıyor. AB ülkeleri mültecilere dayattığı değerlerini ciddiye alıyorsa, siyasi pazarlıklardan vazgeçmeli, AKP hükümeti ile yaptığı kirli ittifakı hemen durdurmalı. Avrupa, özellikle Almanya, Erdoğan'ın emri ile Kürdistan'da uygulanan katliamları durdurabilir ve iç savaşı önleyebilir. AB, Erdoğan'a kur yapmayı bırakmalı ve katliamlarına karşı tavır almalı. PKK yasağının kaldırılması da önemli bir adım. Çünkü PKK'nin terör listesinde yer alması, Erdoğan'ı ve Kürtlere yönelik savaş rotasını şiddetle güçlendiriyor.

* Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Milletvekili