"Olamaz bu kadar" demeyin. İki dünya savaşını çıkartan Almanya’nın üçüncü dünya savaşının da baş aktörlerinden birisi olmaya soyunması, "tarihten ders çıkarmak gerektiğine" inananları bir kez daha umutsuzluğa iteledi. 1915’te Osmanlı iktidarının Ermeni halkı üzerinde uyguladığı soykırımı destekleyen; Hitler çağında Yahudi soykırımını uygulayan, düne kadar Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid yanlısı yandaş beyaz yönetimi koruyan Alman siyaseti, bir kez daha Alman halkının onurunu ayaklar altına aldı. Belli ki Adolf Hitler’in Mustafa Kemal için söylediği "Türkiye'de doğmuş ve parlamakta olan yıldız bize izleyeceğimiz yolu gösteriyor" sözü, bu kez Merkel tarafından Tayyip Erdoğan’a yakıştırılarak uygulamaya konulmak istenmektedir.
Almanya’nın, büyük ağabeyi ABD gibi, siyaset sahnesinde Dünyanın en gerici sistemlerinden yana olduğunu bilmemize rağmen, bugün Kuzey Kürdistan’da Kürt halkına yönelik olarak sürdürülen soykırımı görmezlikten gelmesi asla kabul edilemez. Ortadoğu politikalarında rol çalabilmek için günümüzün Hitler’i Tayyip Erdoğan ile dostluğu geliştirmeye çalışması, insanlık için büyük bir ayıp, uluslararası savaş hukuku açısından ise bir suçtur.
Açıktır ki, tam da Türkiye demokrasisinin atılım hamlesi yapmak için hazırlandığı ama buna karşılık Türkiye’nin Hitler’i Tayyip’in Kürt katliamını açıktan başlattığı 7 Haziran seçimleri sonrasında, Merkel’in faşist Türk Cumhurbaşkanı’nı ziyareti 1 Kasım seçimlerinde AKP’ye sunulmuş destekten başka bir şey değildi. Seçim sonrasında biriken halk tepkisini bastırabilmek için vaat edilen 3 Milyar Euro’luk rüşvet de aynı kanlı ittifakın halklara ödetilen bedeli idi. Aylardır Kuzey Kürdistan’da sivil halka yönelik olarak sürdürülen katliamlar karşısında sessiz kalan Alman iktidarı, bunlar yetmezmiş gibi bir de soykırımcı Tayyip iktidarını Almanya’ya davet etmiştir. Bu, bir yandan Alman halkının demokrasi değerlerini hiç saymak ve bu halkı bir kez daha kirletmeye kalkmak iken, aynı zamanda Ortadoğu’nun ezilen halklarını da bir koyun gibi kasabın bıçağı altına kendi elleriyle yatırmaktan başka anlama gelemez. Hemen söyleyelim ki Almanya’nın bu tutumu, belki onu her din ve inançtan Kürt ve Arap halklarının düşmanı olan IŞİD teröründen ve IŞİD’in büyük koruyucusu Tayyip’in iğrenç şerrinden korur ama onu tarih karşısında bir kez daha lekelenmekten kurtaramaz.
Hiçbir ülkenin ekonomik çıkarları, Kürtlerin ve Suriye halkının yaşadığı acıdan daha önemli olamaz. Üstelik geçmişte Yugoslavya’nın trajik bir biçimde parçalanmasında baş aktör olan Almanya’nın bu kez bu yöntemlerle ve Türkiye ile birlikte Ortadoğu’da rol almaya çalışması, Almanya’nın dünya tarihinde bıraktığı kötü ünden etkilenen bölge halklarını haklı olarak öfkelendirmektedir. Nasıl ki IŞİD’in tanrısının Tayyip olmasına rağmen, bugün IŞİD terörü Türkiye’ye yönelmişse, başta Kürt halkı olmak üzere, ezilen Ortadoğu halklarına yönelecek her türden düşmanlık tavrı da, eninde sonunda bir bumerang gibi, onu fırlatanın beynini parçalayacaktır.
Kaldı ki Merkel’in bir soykırımcı devlet yönetimini ülkesine daveti, sadece insanlığın evrensel değerleriyle değil ama aynı zamanda Avrupa Birliği’nin pek övündüğü değerler sistemiyle de büyük çatışkı içindedir. Özgürlükçü, barışçıl, adaletli, eşitlikçi bir gelecek ütopyasında Avrupalı Almanya’nın ulaşacağı gelişim noktası burası olamaz.
Biliniyordur sanırım: Türkiye’de bir devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı, babanın kızına yönelik şehveti, taciz hatta tecavüzünü meşru kılan skandal fetvalar verdi. Bu fetvalara karşı devlet yönetiminden tek itiraz çıkmazken, hatta yanında olunurken, Türkiye toplumunda ortaya çıkan tepkileri bastırmak için bu kurumun din görevlilerinden oluşan sendikası Diyanet-Sen harekete geçerek tacizi meşru kılan "Diyanetime Dokunma" adıyla Diyanet’e destek amaçlı eylem kararı aldı. Yani çocuk evliliği adıyla sunulan çocuklara yönelik tecavüz salgını bu kez Diyanet kararıyla da meşruiyet kazanmıştır.
Bu örnek, Merkel’in desteklediği Türkiye iktidarının bugünkü ahlaki rezilliğinin derinliğini yeterince göstermektedir. Soykırım altındaki Kürt halkının sesini duymayan Merkel, hiç olmazsa bu uyarımı duymalıdır. Ve Türkçe bir sözü hatırlatmakta yarar var: "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!"