Bu sözler 40 ülkenin savaş açtığını duyurduğu ancak kimsenin pek de bir şey yapmadığı DAİŞ’e karşı savaşan Agit’e ait...
Gerçekten de 40 ülke DAİŞ’e savaş açtığını duyurdu. Ancak şimdiye kadar YPG dışında bu yapının karşısında duran başka bir güç çıkmadı. Sadece durmakla kalmadı, yaratılan DAİŞ 'efsanesini’ yerle bir etti. Elbette DAİŞ’in stratejik hedefleri var. Ancak Suriye ve Irak’taki yenilmezlik 'efsanesinin’ Kobanê’de kırılmasının intikamını alıyor.
DAİŞ'in bu kadar büyük bir güçle bu kadar uzun süre kuşatmaya aldığı başka hiçbir yer olmadı. Kobanê'de bu kadar ısrarın nedenleri önemli. Ancak en fazla öne çıkan neden Türkiye ile DAİŞ arasındaki anlaşma.
Kiralık kalemler ve besili küçük uzmanlar güruhu, AKP hükümeti ile DAİŞ arasındaki bu ilişkiyi aklamak için harıl harıl çalışıyor. 'Türkiye’de barış için Suriye ile savaş formülüne halkı ikna etmek varken’ diyorlar…
AKP ile DAİŞ arasında ilginç bir anlaşmadan söz ediliyor. Bu anlaşmaya göre Kobanê ele geçirildikten sonra DAİŞ, kenti Türk devletine teslim edecek. Bunun için Türkiye Kobanê’deki katliama açık destek veriyor. 'Kobanê’de sivil yok, trajedi yok. İki çarpışan örgüt var’ diyerek, yaşanacak bir katliamın tampon bölgeye meşruiyet kazandıracağını düşünüyorlar.
Kısacası Kobanê düşecek, DAİŞ katliam yapacak. Türkiye, bölgeyi işgal edecek. Bu arada KDP de bölgeye davet edilecek. Anlaşma bu…
Zaten koalisyon ile yapılan pazarlıkta AKP, DAİŞ tehdidini kullanarak ABD ve Kürt hareketinden taviz koparmaya çalışıyor. Aslında DAİŞ’i pahalıya pazarlamaya çalışıyor. Bu, devletin klasik bir taktiği. Aynı stratejiyle soğuk savaş döneminde 'Sovyet tehdidi var’ diyerek yıllarca Batıdan tavizler kopardı. Dolayısıyla Türk yönetimi DAİŞ’i bir tehdit olarak değil, bir fırsat ve şans olarak değerlendiriyor.
'Arap ayaklanmaları’ başladığında Erdoğan, Müslüman Kardeşler’e oynadı. Bu örgütün finansmanını sağlayan Katar ile ittifak kurdu. Müslüman Kardeşler’in yükselişe geçtiği süreçte 'Yeni Osmanlıcı’ hamleleri de yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Ancak Mısır’daki darbe ve Esad rejiminin yıkılmamasından sonra Müslüman Kardeşler inişe geçti. Bu, Türk dış politikası için büyük öngörüsüzlüğün ardından gelen darbeydi. Bunun üzerine Türk devleti SUK’tan El Nusra’ya, DAİŞ’e, sonsuz destek sunmaya başladı.
Örneğin Ahfad El Resul grubu 2012’de Urfa’da kuruldu. Ve hemen ardından bu grup Serêkaniyê’de Kürtlere karşı savaşa başladı. Halep’te YPG’ye savaş ilan eden Tevhid Tugayları talimatlarını bizzat Türk devletinden aldı. Daha bu yılın başında en az DAİŞ kadar tehlikeli olan Ahrar el-Şam örgütünün lideri Ankara’da misafir edildi.
Dikkat edilirse, Türkiye’nin Suriye’de iş yaptığı bütün örgütlerin ortak noktası, Kürtlerle savaşmış olmaları…
Kürtler üzerinde yeni bir egemenlik kurma planları yapan Türk devleti 'Yeni Osmanlı’ya dönüşmek istiyor. Bunun ilk ayağını ise Rojava’da askeri olarak gerçekleştirmek hedefinde.
İzzet el Duri’nin de kurucuları arasında olduğu DAİŞ, onlarca farklı güç ve aşiretin buluştuğu bir çatı örgütü olsa da sonuçta bir Batı konsepti. ABD, DAİŞ’i Ortadoğu’da istediği zaman kullanacağı bir sopa gibi elinde tutmak istiyor. Muhtemelen önümüzdeki yıl DAİŞ’in İran’a yönelik savaşını tartışacağız!
Batı’nın Rojava planına gelince… ABD Rojava’da PYD’nin değil KDP’nin kökleşmesini istiyor. Rojava’daki PYD’yi DAİŞ’le ezmek isteyen Batı, KDP ile birlikte de müdahale ederek Rojava halkına PYD’nin zayıflığını ve KDP’nin güçlülüğünü göstermek istiyor.
Kısa bir süre öncesine kadar Kürt politikasını Kürdistan’ın feodal siyasal oluşumları üzerinden yürüten uluslararası ve bölgesel güçler Rojava pratiği ile ortaya çıkan Kürdün yeni yaşam tahayyülünden ve iradesinden rahatsız. Kendisine benzettiği siyaset sınıfı üzerinden yürüttüğü Kürt politikası Rojava’da vücut bulan halk devrimi ile yerle yeksan oldu.
Agit Kobanê’de. Bir hafta, on gün sonra hepimiz için, umudu diri tutmak için yeniden savaş cephesine dönecek… Son mesajı ise şu oldu: "Son mermiye kadar savaşacağız. Mermiler bitince molotofkokteylleri ile direnişimizi sürdüreceğiz…’’
‘Mermilerimiz azalıyor, molotofla direneceğiz’
"Boynumu delip geçen bir kurşun beni öldürecek iken kolumu haşat etti. İki haftadır kendi imkanlarımızla tedavi görüyorum. Aslında çok kötü bir yara değil. Arkadaşlar bir hafta içinde düzeleceğimi söylüyorlar. Sonra yeniden savaşacağım. Bu arada arkadaşların mermileri azalıyor…"