Tük devletinin 7 Haziran sonrası ilan ettiği savaşa karşı Kürdistan halkının yanıtı öz yönetim oldu. Öz yönetimler ise devlet şiddetinin kuralsız ve sınırsız olması nedeniyle öz savunma boyutuyla sembolleşti.

Öz yönetim ilanından sonra Türk devlet güçlerinin sefer düzenlediği tüm mahallelerde can kayıplarının yanı sıra büyük bir yıkım söz konusu. Tamamen oturulamaz hale gelen evlerin sayısı hiç de az değil. Devletin kullandığı ağır silahlar nedeniyle birçok ev yakılmış, yıkılmış durumda. Saldırıların şiddetiyle yıkım birleşince göç de olabiliyor. 


Büyük oranda iç göç

Ancak özellikle Silvan’ın Tekel ve Mescid mahallelerinde daha yoğun yaşanan göç, 1990’lı yılların kökten terk edişine benzemiyor. Daha çok mahalledeki yerleşik hayata bir ara vererek, çatışmanın olmadığı yan mahalleye geçiş şeklinde gerçekleşiyor. 


Kuşatmanın boyutları

Sokağa çıkma yasakları ile birlikte mahallelerde başlayan kuşatma, halkı açlık ve susuzlukla da başbaşa bırakıyor. Elektriklerin, suların, GSM şebekelerinin kesildiği mahallelerde halk, dayanışma ile direniyor. 

Silvan’ın Tekel Mahallesi’nde yaşayan Mehmet Şerif Coşkun’un “Üç gün üç gece aç kaldım. Lahana yaprakları var ya, üç gece yediğimiz içtiğimiz lahana yaprakları oldu” sözleri kuşatmanın sonuçlarını anlatmaya yetiyor. 

Hendeklerin ilk kazıldığı yerlerden biri Cizre. Kürt halkının özgürlük mücadelesinde tarihsel bir önem taşıyan Cizre’de, halkın öz yönetim ve öz savunmasına Türk devletinin verdiği yanıt sıkıyönetim oldu. 

Türk devlet güçlerinin defalarca sefer düzenlediği ve katliam girişimlerinde bulunduğu Yafes, Nur ve Cudi mahallelerinde savaşın yıkıcı sonuçlarının yanında en çok dikkati çeken halkın öz savunması. Mahallenin tüm girişleri hendek ve kum torbaları ile kapalı. 

Hendekler sadece bir öz savunma aracı değil. Aynı zamanda varlıkları ve yoklukları ile mahallelerdeki politik psikolojik atmosferi de şekillendiriyor. 


Güven gelişti

Hendekler, koruma altına aldıkları mahallelerde bir özgürlük alanı yaratıyor. O hendekler sayesinde yüzlerce genç, devletin siyasi soykırım operasyonlarından kurtulurken, güven duygusunu da geliştiriyor.

Hendekler ayrıca hayatın rutini haline gelmiş durumda. Suriçi’nin Hasırlı Mahallesi’nde, kum torbalarından ve hendeklerden oluşturulan mevzilerin başında silahlı gençler gece gündüz nöbet tutuyor. Mahalle; sokak araları ile gölgelikleri andıracak şekilde dar sokakların üstlerine gerilen perdelerle keskin nişancılar ve keşif uçaklarına karşı koruma altına alınmış durumda. Bu olağandışı görüntülere rağmen günlük hayatın olağan akışı da şaşırtıcı. Mahalle içindeki bakkallar açık. Çocuklar, kadınlar, gençler sokakta. 

Mevzilerin yanından geçen mahalle halkı, gençlerle sohbet ediyor, çay içiyor, dertleşiyor. Cizre’de de durum aynı: Mahalleler hendeklerle birlikte yaşıyor.


Öz savunmadan ibaret değil

Öz yönetim sadece öz savunmadan ibaret değil. Devletin saldırıları ve AKP medyasının yayınları, öz yönetimi öz savunmaya indirgemiş görünüyor. Ancak özellikle Cizre açısından durum farklı. Cizre Halk Meclisi Başkanı Asya Yüksel’in verdiği bilgiye göre, tüm mahallelerde komünler oluşturuluyor. Komünler üzerinden mahalle meclisleri yükseliyor. Herkesin yönettiği bir model olarak komünler, aslında devleti gereksizleştirmenin en önemli araçlarından biri. Yüksel, komünün amacı, “Halk tüm sorunlarını komünler sayesinde kendisi çözecek” şeklinde tanımlıyor ve ekliyor: “Devlet, mahalleleri boşaltarak insansızlaştırmayı amaçlarken, biz tam tersine örgütlenme yoluna gittik ve büyük oranda başardık da.”


Türk yargısını ret

Devleti gereksizleştirmenin bir başka aracı da halk ile mahkemeler arasındaki ilişkiyi kesmek. Bunun için de mahalle meclislerine bağlı Toplumsal Adalet Komisyonları kurulmuş durumda. Ancak amaç Toplumsal Adalet Divanı’nı oluşturmak.

Cizre’de yaşanan bir örnek, öz yönetim ve öz savunmanın en çok da kadınların ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor. Asya Yüksel’in verdiği bilgiye göre, isteği dışında evliliğe zorlanan genç bir kadın, kına gecesi kadınlar tarafından kurtarıldı. Yüksel, genç kadını erkeğin şiddetinden kurtardıktan sonra aileler ile görüşmeler yaparak aileleri ikna ettiklerini söylüyor, “Genç kadının nişanlısını da ikna ettik. Hatta genç kadına şiddet uygulayan kardeşine bir ay boyunca kitap okuma ve bize anlatma cezasını verdik. Kız kardeşinden özür diledi” diyor.

Bu pratik örneğin yanı sıra “erken yaşta evlilik, berdel, çok eşlilik ve başlık parası“ da Halk Meclisi’nin yasakladığı kadına yönelik şiddet biçimleri arasında yer alıyor. 


‘Erdoğan DAİŞ’in başkanı’

Mahalleler öz yönetim ilan edilen yerlerde kalarak direnişi seçenlerin Erdoğan ve AKP’ye karşı öfkesi çok büyük. Uygulamaları DAİŞ’in uygulamalarına benzetenler de az değil. Hatta, “Erdoğan, DAİŞ’in başkanı olmuş”, en sık duyulan söz. Herkes meselenin hendek meselesi olmadığının farkında. Saldırıların gerekçesi konusunda ortak fikir ise şu: Kendi kimliğimizle, kendi irademizle yaşamak istedik. Devlet irademizi tanımadı.

Türk devletinin halkın iradesine yönelik saldırıları can kayıplarının yanı sıra barınma sorununu daha da büyütüyor. Belediyeler, toplumsal ve siyasal örgütlenmeler, şimdilik Kobanê gibi olmasa da bazı mahallelerin yeniden inşası gibi bir sorunla karşı karşıya. 

Kürt halkı, saldırıları durduracak bir siyasal mücadele kadar, bir toplumsal dayanışma hareketine de ihtiyaç duyuyor.



ARZU DEMİR/AMED