Bölgemizin buğday tenli, buğday yürekli çocukları nakış nakış özgürlüğü dokuyor. Buğday yürekli diyorum özgürlük mücadelesinin öncülerine, zira bir alıyor, bin veriyor her biri. 
Özgürleştirilen topraklarda halkımızın kendi savunma güçlerini karşılayışları, tarihle ve toprakla dokunuyor. Özgürleştirilen topraklara giren YPG-YPJ güçlerinin karşısına gelip duruyor bir ana. Önce bir tilili çekiyor. Ardından direnişçilerin başının üzerinden avuç avuç buğday savuruyor. Dudakları kımıldıyor. Belli ki bir şeyler söylüyor, belki de bir dua okuyor. Direnişçilerin özgürlük rüzgarıyla savurduğu buğdayın kutsallığına tarihin derinliklerinden, neolitik devrimin olgunlaşmış zamanlarından alıp bugüne getirdiği kutsal sözleri katıyor. O an tarih oluyor. O ana Mezopotamya oluyor, tüm Mezopotamyalılar oluyor.
Buğday, Mezopotamya’nın ilk kutsallarındandır. Bir verir bin alırsınız. Berekettir. Çoğalır, büyür ve bir’den çıkıp herkesin olur. Kürdistan’da düğünlerde çiftlerin başına bir avuç buğday atılması, kendini çoğaltan toplumun bereket ve bolluk içinde yaşaması ve toplumsallığını süreklileştirmesi temennisiyle yapılır. Toplum, toplumsallaşmanın süreklileşmesini buğdayla kutluyor, kutsuyor. Kimi yerlerde bir’de bin olan nar ile uygulanıyor aynı inanç, aynı gelenek. Kimi yerlerde de başka tahıl türleriyle. Geleneğin özü, toplumsallığın kutsal görülmesi, kutsal görülen toplumsallığın, toplumun başka kutsallarıyla kutsanması, şenliklerle karşılanması ve sürekliliğine yönelik temennilerin sözle ve beden diliyle söylenmesidir.
Bugün bu geleneğin özgürleştirme hamlesi yürüten özgürlük savaşçılarına uygulanması, onların kutsanması, toplumumuzun kendi toplumsallığını, geleceğini ve özgür yaşamını özgürlük savaşçılarında görmesindendir. Ve bundan dolayı da toplum, özgürlük savaşçılarına yönelik bolluk ve bereket temennilerini onların üzerine avuç avuç buğday atarak gösteriyor.
Suriye halkları, yeni yüzyılı yeni bir mücadeleyle, yeni bir anlam çağıyla açtı. Kürtlerin öncülüğünde gelişen özgürlük yüzyılı yaratma mücadelesi bugün Arap ve Türkmenleri de katarak büyüyor, yayılıyor ve derinleşiyor. Son süreçte geliştirilen Minbiç hamlesinde gün gün izlediğimiz kadarıyla Arap ve Türkmen halklarının direnişçileri karşılayışları da tarihsel oldu.
Özgürleştirilen birçok köyde halkın danslarla savaşçıları karşılaması, en coşkulu karşılamalardandı. Yine zılgıtlarla karşılayanlar çoğunluktaydı. Durup durup sarılıp öpenler, devrim sürecinin başından beri görmediği çocuklarını özgürlük savaşçılarının ön saflarında görenler ve hasret gidermeyle özgürlüğün tadını çıkarmayı birbirine katık edenler… Bunun yanında bazı yerleşim yerlerinde “neden geç geldiniz, aylardır sizin gelip bizim köylerimizi özgürleştirmenizi bekliyoruz, neden aylardır gelmediniz?” diye sitemle karışık beklentilerini dile getirmesi de tarihsel anlardan biridir.
Duaların gerçek olması, göğe kalkan kolların, göğe bakan ellerin toprağın üstünde özgürlük savaşçılarını kucaklamasıyla birlikte Suriye halklarının büyük sevincini tüm dünya gördü. Daha şimdiden altın çağ olarak adlandırdı kimi Suriyeliler bu hamlenin yarattığı özgürlük günlerini.
Özgürlük savaşçıları kimdir? Tek tek kişiler olarak onları tanıma çabası ya da siyasal olarak onları kimliklendirmek önemli. Ancak daha önemlisi, özgürlük savaşçılarının hangi zihniyet direnişinin ürünü olduğunu ve hangi kültürü temsil ettiklerini ve yaşatmak istediklerini anlamaktır.
Minbiç hamlesinde yer alan özgürlük savaşçılarının her biri kendi kimliklerinin de ötesinde Ortadoğu’nun yeni kurtarıcısı olmayı başarmış cisimleşmelerdir. Onlar, yeni özgürlük yüzyılının habercileri, gerçekleştiricileri ve öncüleridirler.
Ortadoğu, peygamberler yurdudur. Mesih-Kurtarıcı kültürünün derinden yaşandığı bir coğrafyadır. Bundan dolayı bölgemiz bin yıldır kurtarıcısını bekliyor. Bu bin yıl boyunca beklenen mesih kim? Bu bin yıl içinde kendini peygamber ilan edenler, toplumsal değerleri bu yolla istismar edenler de oldu. Bununla birlikte toplumun içinden yükselen ve toplumsal değerleri yücelterek yeni anlamlar yaratan kutsal şahsiyetler de oldu. Her biri büyük değerler yaratmakla birlikte toplum için bir yeni sistem inşa edemedi.
Ancak hiçbiri tüm Ortadoğu toplumuna, hatta evrenselleşerek tüm dünyaya kurtarıcı olamadı. Bu defa mesih salt bir kişi değil. Bir kişinin öncülüğündeki bir direniş kuşağı, bir toplum, bir kültür ve bir zihniyettir.
Kaf dağına ulaşan kuşların, nihayetinde kendi suretlerini görmesi gibi Ortadoğu insanı da mesihi bekler ve çağırırken, kendi özgürlük savaşçılarıyla karşılaştı. Ortadoğu toplumu kurtarıcıyı beklerken kendi çocuklarını gördü karşısında, kendisini gördü.
Buğday hasadında insanlığın en güzel anlamlarının ürünlerini topluyor özgürlük savaşçıları. Özgürlüğü, ahlakı, öz savunmayı yeniden topluma ait kılıyor. Aynı özgürlük savaşçıları, yeniçağın kurtarıcısı olmak kadar yeniçağın toplumsal yaşamının yeniden inşasının da garantisi olacağından hasat zamanında buğdayın kutsallığıyla kutluyor-kutsuyoruz onları.