Sayın Mesud Barzani, Erdoğan’ın misafiri olarak Diyarbakır’a gelecek. Haberin duyulması üzerine Türk basınında yoğun bir tartışma başladı. Konu hassas ve Kürtleri de ilgilendirdiği için onlar arasında da tartışılmaya ve anlamı çözülmeye çalışılıyor.

Barzani’ler ve Güney Kürdistan temsilcileri değişik zamanlarda Ankara’ya gelip görüşmeler yaptılar. Daha birkaç gün önce Sayın Neçirvan Barzani de Ankara’ya gelip resmi çevrelerle görüşmeler yaptı. Görüşme normal ölçülerde haber oldu ve tartışıldı. Kürt kamuoyunda da kimse olumsuz bir yorum ve görüş temelinde ele almadı. Ancak Barzani’nin Diyarbakır ziyareti çok farklı anlamlar içeriyor ve çok farklı biçimlerde yorumlanıyor. Sayın Ahmet Türk oldukça dikkatli ve ihtiyatlı bir dille Barzani’nin Kürt halkının beklentilerini dikkate alması gerektiğini söyledi. Bu genelde Kürt halkının ve politik çevrelerin de bir dileği ve beklentisini ifade ediyor.
Diyarbakır görüşmesini önemli kılan nedenler var. Bunları görmemezlikten gelmek olmaz. Sadece hükümet çevrelerinin yapmak istediği gibi Kürtler arası çelişkileri öne çıkararak ve bazı Kürtleri yanına alıp bazılarını da zayıflatarak ele almak yetmez. Aynı şekilde aman birlik görüntüsü verelim, olumsuz bir yorum yapmayalım, Diyarbakır’a gelmesi tarihi önemdedir. Tartışmayalım, değerlendirmeyelim demek de politik bir yaklaşım değildir. Politika sadece niyetlerle yapılmaz. Siyasi çıkarlar, prensipler ve ittifakları dikkate almak gerekir. Doğal olarak soruna bu açılardan da bakılması gerekir.
Sayın Barzani tercihini egemenden egemene ilişkisi üzerinden yürütüyor. Kendileri Kürt hükümeti ve yöneticileridirler. AKP ve Erdoğan da Türk hükümeti ve yöneticileridirler. Onun için AKP’nin kongresine çağrılınca gelip katılmıştır. Bu sadece bir olaya özgü ortaya çıkmış bir durum değildir. Nitekim BDP kongrelerine Barzani ve hükümetinin temsilcilerini davet etmiştir. Barzani, Türkiye’deki en büyük legal Kürt partisinin kongrelerine katılmamıştır. Ayrıca Kürtlerin ulusal bayramı olan ve dünyadaki en görkemli kitle eylemlerini barındıran Diyarbakır Newrozuna davet edildiği halde gelip katılmamıştır. Katılsaydı bu onun için muazzam bir artı puan olurdu. Kendi halkıyla buluşma ve tarihi anlarına tanık olma, coşkularını paylaşma onu Kürt halkına daha fazla yaklaştırırdı. Ancak sayın Barzani bu tarihi fırsatları ve anları politik hesapları yüzünden Kuzey Kürdistan halkıyla paylaşmamıştır.
Şunu da vurgulayalım; Kürt liderleri ve politik temsilcileri tabi ki tüm Kürdistan’a gidebilmeli. Hangi görüşten ve siyasi temsilden oldukları önemli değildir. Kürdistan herkesindir. Kimse bir bölgeden ve alandan mahrum edilmemeli. Politik rekabet dar bölgeci alanlara hapsedilmemelidir. Barzani’nin Diyarbakır’a gelmesinde bu anlamda bir sorun yok. Ancak kiminle ve hangi konjonktörde geldiği önemlidir. Kürt halkının ve politik temsilcilerinin daveti üzerine gelmemiştir. Bu, bir. İkincisi gelirken ve gelme kararı alırken Kuzeyli Kürt politik çevreleriyle tartışarak, ortaklaştırarak gelmemiştir. Tüm Kürtler gelişini basından öğrenmişlerdir.
En önemlisi de Barzani Rojava devrimi karşısında pozitif değil negatif bir pozisyon almıştır. Oradaki kazanımları parti ayrımı yapmadan Kürt halkının kazanımı olarak görme yerine kendisine yakın durmadığı için başta PYD olmak üzere direnen ve kazanımları koruyan Kürt çevrelerini dışlamaya ve devrimi gözden düşürmeye çalışmıştır. Türk hükümeti de El Kaide uzantısı silahlı güçleri desteklemiş ve Kürtlerin üzerine saldırtmıştır. Kürtlerin kendilerini yönetmelerine ve statü sahibi olmalarına karşı çıkmıştır. Sınırları hem KDP hem de Türk hükümeti Rojavalı güçlere kapatmışlardır. Oradaki halk açık bir ambargo altında tutulup cezalandırılıyor.
Bütün bu olup bitenlerin yanında Türkiye’de barış süreci tıkanmış durumda. Sayın Öcalan’ın olağanüstü çabalarına rağmen hükümet üstüne düşenleri yapmamakta ve yasal, idari zemini hazırlamamaktadır. Sayın Öcalan, Türkiye’de barışı ilerletmek ve Kürt-Türk ilişkilerinde silahları devreden çıkarmak isterken hala avukatlarıyla görüştürülmemektedir. Basın ve ilgili çevrelerin ziyaretine gitmesine olanak tanınmamaktadır. Hal böyleyken Barzani’nin Diyarbakır ziyaretini safiyane ele almak ve Erdoğan’ın “Kürt aşkı”nı doğru ele almak ve dikkatleri buraya çekmek hiç de bir yerlere karşı olmak anlamına gelmez. Kaldı ki Kürt halkı bilinçlenmiş bir halk. Kimin direndiğini, kimin zor zamanlarda yanında veya karşında olduğunu bilen, gören, dinamik bir halktır. Kimse öyle kolay kafasını karıştıracak durumda ve güçte de değildir.