“Eman eman way jarê ezim
Dê û car dın bihareke xweş û rengîn bixêr hatî
Li çiya xemliyan
Lê welleh yadê serê Sîpanê xelatê kama xwe girêda
bejna Mihemedê min di nav de
Lê serê mij û duman
Lê welleh geliya gundiyan û cîrana
dîsa xeber hatî
dibêje şerekî derketiye
di navbera xweşmêra kurdan û kolordiya Sertê de,
lo şerekî giran e.
Welleh ji evara xwedê da li çiyayê Mamilan û Besta
Loo ranewestiya cenga giran e…”
Hafif bir rüzgar esiyor. Karşımızda olanca heybetiyle Cudi, bir yanımızda Kela Memê, ortada güneş ışınlarının yansımasıyla parlayan Hezil Çayı. Hezil Çayı üzerinde yapılmış baraj gölü uzaktan güzel görünse de ekolojik denge etkisi hiç göz önünde bulundurulmaksızın yapılmış, onca doğal güzellikler içinde koca bir yapı. Doğaya yabancı olan bu yapının amacı ise ayrı bir sınır daha çizebilmek.
Bu sınırın üzerinde tam otuz yıl önce PKK’nin ilk gerilla gruplarından biri, Şahin Kılavuz’un komutasındaki yedi yoldaş şahadete ulaşmış. Bu topraklar, bu dağlar ne görmemiş ki? Bir gün eğer konuşacak olsalar yürek parçalayacak binlerce hüzünlü öykü anlatacakları kesin. Tabii bir de pek çok kahramanlık öyküsü. Yaşanmışlıkları öğrendikçe daha fazla biz oluyoruz. Hêzil Çayı’nın akıp geldiği vadiye Hêzil vadisi deniyor. Bu vadi Besta’ya kadar gidiyor. Durduğumuz yerden Botan çok güzel görünüyor. Bu güzelliği bozan bir şey var, o da sınırlar üzerine kurulmuş büyük kaleleri andıran sınır koruma kuleleri. Bu kulelerin gerillaları çok da etkileyen bir şeyi olmasa da halkımızın, ülkemizin ortasında parçalayan bir gerçeklik olarak durması içimizi sızlatıyor.
Oturduğumuz kaya gölgesinin serinliği, manzaranın baş döndürücülüğü ve müzik…
Yanımızda oturan Sinan ömrünün çoğunu bu dağlarda geçirmiş orta yaşlı bir gerilla. Saçlarının çoğu beyaz olsa da ruhundaki gençlik o beyazları kapatıyor. O da bu şarkıyı dinlerken hüzünleniyor.
“Req reqa dar û mitralyoz û şarapnala lo
ji evara xwedê da tiliyê Mehmedê min
û bi hogir û hevala li ser darê,
mavzerê lo nesekinîne
aman aman aman aman aman Mihemedo
lo dilkê min o oy oy…”
“Yirmi üç yıl geçti işte buradayım ve şimdi genç Xelîl’in söylediği şarkıdaki çatışmada Botan’daydım. O çatışmada yer alanları gördüm. Çok büyük bir çatışmaydı.
Aqîr kalesinde Besta’da öyle bir savaştı ki halen kulaklarımda o çatışmanın sesleri var. Aqîr kalesi her yanı uçurum sarp ve keskince kale gibi bir dağdır. Doruklarında şahinler hiç eksik olmaz. Gerillalar da öyle. Öyle bir çatışmaydı ki… Tarihi yeniden yazmaya ahdetmiş onca yiğit yürek, tarih yazmanın verdiği ciddiyetle direniyordu. Bir asırdır Kürtler aleyhine çevrilen çarkları tersine döndürmek için, Kürtlerin kafasındaki tabuları peş peşe yıkmak için savaşılıyor. Ahdedilmişti. Sonunda ölümde olsa bu ölümün asıl dirilme olduğunu bilerek tetiğe basıyorlardı. Damla damla kan kutsadı vatan topraklarını, Botan’ı bir kez daha…”
Sinan böyle açıyor bu yazıya konu olan çatışmanın ve kahramanının sohbetini. Hepimiz kulak kesiliyoruz.
“Öyle bir savaştı ki kıyamet kopuyordu. Ölümde insanlık onuru yaşatılıyordu. Omuz omuza yürüyordu bedenler özgürlük ülkesine. Şimdi eğer karşıda gördüğünüz dağlar birer özgürlük abidesiyse, biz burada oturmuş şarkılar söylüyorsak o günlerde ekilen isyan fidanlarının payı büyüktür. Şimdi eğer Şırnak, Hakkari, Mardin sokaklarında Kürtler Hêzil, Masiro gibi gürül gürül akıyorsa, şahlanıyorsa dağ, taş, sokaklar o çatışmanın payı vardır. Tabii orada az önce Xelîl arkadaşın söylediği parçada ismi geçen Mihemedo yani Bîşar’ın direnişi dillere destandır. Sadece o çatışmada değil, yaşamda da çok farklı bir arkadaştı Bîşar.”
Yanımda oturan kısa boylu kızıl kıvırcık saçlı Herekol araya giriyor: “Nasıl bir arkadaştı ki şimdi dillerimizde türküleşmiş?”
“Bîşar, Botan’a geleli kısa bir süre olmuştu. Orta boylu. Esmer bir arkadaştı. Yaşı kırka yakındı o zamanlar. Aslında düzenlemesi Serhat eyaletine olmuştu. Serhat eyalet komutanı olarak düzenlenmişti. Zindandan çıkmış olduğundan gerilla pratiğinde tecrübe kazanması amacıyla bir süre Botan eyaletinde kalmasının daha yararlı olacağı düşünülmüştü. Kısa bir süredir Botan’daydı.”
“Yaşı kırka yakın mıydı?” diye şaşkın bir ifadeyle araya giriyor daha on dokuz yaşında olan Xelîl arkadaş.
Sinan gülümsüyor ve devam ediyor:
“Evet. Bîşar arkadaş 1950’li yıllarda Bazîd’de doğmuştu. Bazîd, Ehmedê Xanî’nin diyarıdır. Kürtlerin öyküsünü, hakikatini anlatan Mem û Zin o topraklarda yazılmıştı. Kürtlere dair var olan şeylerin başlıcalarından biri Mem û Zin iken diğeri dengbêjlerin kilamlarıdır. Bazîd aynı zamanda bir dengbêj yurdudur. Stranları, dengbêjleri ünlüdür oraların.”
Arada aşağıda çay yapan bir arkadaş elinde çayla birlikte geliyor. Bu sohbet ortamına çay ayrı bir güzellik katıyor.
Avrupa’dan dağlara yeni gelmiş Mahsum araya girerek şaşkın bir şekilde soruyor:
“Dengbêjler neden bahseder, o stranların konusu nedir?”
“Kürt halkının tarihi bu stranlarda gizlidir. Dilden dile tarih bu günlere aktarılmıştır. Kürt tarihinde de katliamlar, soykırımlar, isyanlar, direnişler vardır. Mesala Bazîd dengbêjleri Ağrı Dağı İsyanını, Geliyê Zîlan katliamını pek çok kilamlarında anlatırlar. O günlerin unutulmaması için büyüklerinden devraldıkları kilamları birbirlerine devrederler. İşte Bîşar arkadaş bu stranları dinleyerek büyüdü. Ehmedê Xanî’nin anlattığı Mem oldu, Zin’i Kürdistan oldu. Zin’i Kürt halkı oldu. Zin ki yıllardır aşık olduğu o mutlu yarınlara hasretti. Tarihi tersine çevirmek için başlayan Apocu hareketi ilk doğduğu yıllarda tanıdı ve Apoculara katıldı. Kürdistan’a dönüş kararı sonrasında o da Bazîd’e gitti. Bir havari gibi, gece gündüz çalıştı. Kısa sürede büyük gelişmeler yarattı. Onlarca kadroyu Apocu harekete kattı. Kısa sürede yarattığı gelişmelerden korkanlar Bîşar’ı zindana koyarak gelişmeleri durdurabileceklerini sandılar. Ama Bîşar ve arkadaşlarının yarattığı örgüt kökünü toprağa sağlam salmış bir ağaç gibi yeşermeye başladı.”
Uzun boylu Adil araya giriyor: “Peki Bîşar arkadaş ne zaman çıktı zindandan?”
“1983’te çıktı. Ama çıkar çıkmaz ayrı bir zindan sayılan askere götürdüler. PKK’li olduğunu bildikleri için açık zindanda gibi iki yılda burada yaşadı. Askerden çıktıktan sonrada takip altında tutulan Bîşar arkadaş, pek çok kere Partiye ulaşmak için uğraştı. Israrlı denemeleri sonunda Mahsum Korkmaz Akademisi’ne ulaştı. Burada bir devre eğitim gördü. Daha sonra doğduğu, büyüdüğü topraklarda yarıda bıraktığı kavgasını sürdürmek için çıktı yola. 1989 Temmuz ayında Botan’a ulaştı. Botan-Besta’da gerilla birliğinde çalışmalara katıldı. O kısa süre kaldığı Botan’da duruşu ve ilişkileriyle tanıyan herkeste derin izler bıraktı.”
Erê Mihemedo serê min bi hayrana dilê dayka te dike
Lo dilê ey zînê e ey ey
Lawo bisond û qesem be ez ê reşa li serê xwe girê nadim...”
“Şahadetinden sonra iki kız kardeşi bir de erkek kardeşi gerillaya katıldılar. Rohat (Ahmet Okçu) 1992’de Xakurkê’de Güney savaşında KDP ile girilen çatışmada, Azime (Zehra Okçu) 1997’de Garê alanında operasyonda yaşamını yitirdiler. Bîşar, öyle biriydi ki onun yaşamını yitirmesinden sonra Serhat’ta kardeşleri gibi yüzlerce kişi katıldı ve O’nun yürüttüğü kavgayı sürdürüyor.”
“Ezê çeka Mihemedê xwe rakim
destê min da û ji Mihemedo xwe re bilênînim
erê lawo serê min bi hayrana giştî
çûna te û her sê xwişk û brayên te di vê rê de ey ey
lo lawo ji te re dişînim
aman aman aman aman aman eman lo şêrê min o oy
şîrê berê min li wê can û cesedê te tev de helal bin
lo Mihemedo lawo o oo şêrê Welatê min o oy oy ax lawo...”
“Evet, sürdü kavga. Şimdi işte buradayız. Ankara’da doğup, Kürdistan’ın birkaç kentinde yeşeren özgürlük umudu şimdi dünyanın dört bir yanında milyonların omzunda. Şimdi Ehmedê Xanî’nin yurdu, Bazîd, Serhat, o kavganın, Xanî’nin umutlarının, özlemlerinin, kavgasının düşmeyen kalelerinden. O kaleden Özgürlük Hareketi’ne katılan ilk Apocu Bîşar arkadaş idi. Şimdi binler birer Mêm olmuş, birer Zin olmuş aşkı yaratıyorlar. Sevgiyi yaratıyorlar. Ve değişiyor o tarih, tersine dönmeye başladı çark.”
Sinan sustu. Bîşar’ı anlatmanın, anmanın, hatırlamanın neşesi içine doldu.
Serin bir yel esti Besta’dan Qasrok’e doğru. Umut taşıyan, kavga taşıyan bir yel.
Mehmet Okçu (Bîşar), 1950 Agirî-Bazîd doğumlu. Ortaokul ve liseyi Bazîd’de okudu. Ankara öğretmen okulunda öğrenci iken 1975 yılında Özgürlük Hareketi’nin ilk grup çalışmalarına katıldı. Bazîd’e öğretmen olarak atanması ile buradaki çalışmalara dahil oldu. 12 Eylül’den önce tutuklandı ve polis soruşturmasında direnişçi bir tavır sergiledi. 1983 yılında Erzurum Cezaevi’nden tahliye oldu. Ve ardından Bekaa vadisine gitti. Bekaa’da bir dönem sorumluluklar yüklendi ve bir süre sonra Güney Kürdistan’a geçti. Temmuz 1989’da gerilla olarak Kuzey Kürdistan’a gitti. Ocak 1991 tarihinde Türk ordusuyla girdiği bir çatışmada yaşamını yitirdi.
MESUT KARATAŞ: O bir havariydi