Metal yorgunluğuymuş. Bize „İşleyen demir ışıldar“ ya da „Yuvarlanan taş yosun tutmaz“ diye öğretmişlerdi. Ama Erdoğan „AKP’de metal yorgunluğu var“ diyerek kendine göre yeni bir AKP yaratmaya çalışıyor. Sadece ayakkabı kutularında dolar istiflemeyi öğrenir-öğretirseniz metal de yorulur, taş da..

Erdoğan, „Gösterdiğimiz adaylar için halk nereden buldunuz bu hırsızı demesin“ diyor. Bu nedenle metal yorgunluğu var diyerek hırsızlığı ayyuka çıkanları geri plana çekmeye, güvenmediği eski kadrolar yerine de, kendisine körü körüne biat eden gençleri getirmeye çalışıyor. Sorun sadece AKP’nin iç meselesi olsaydı bize ne der geçerdik. Ama durum hiç de öyle değil.

Erdoğan kendi sözleriyle kendisini ele veriyor: Başkanlık sistemini savunurken Hitler anayasasını örnek göstermişti.

Şimdi de 12 Eylül faşizminin bile beceremediği zindanlarda zorunlu „tek tip elbise“ giydirmeyi diline doladı. Bunun için verdiği örnek de Guantanamo cehennemi!

İşine gelince idamı diline dolayan Erdoğan bu gidişle „Eskiden Avrupa’da bile vardı“ deyip gücü yeterse giyotini geri getirmeyi de, ecdadımız yapardı deyip kelle uçurmayı-boğmayı da deneyecektir. Sokakları işgal eden linç çetelerine de iş çıkarılacaktır.

Erdoğan’ın tek tek tek tek diyerek geldiği yer tek adam ve tek parti diktasıdır. Hatta parti bile ikinci plana düştüğü için, Türkiye’nin her şeyi bu tek adam diktasına göre düzenlenmektedir.

„Beka sorunu var, gerisi teferruattır“ diyerek Erdoğan arkasında birleşen her türlü dinci-mezhepçi akımlar, Bahçeli ve her türlü ırkçılık, Ergenekoncular ve Perinçek gibi ulusolcular bu faşist diktanın destekçileridir.

Her şey tek adam diktasını garantiye almak ve güçlendirerek sürdürmek içindir. Gerisi teferruattır.

Erdoğan uzun süre FETÖ ile birlikte iktidar oldu ve tüm muhaliflerini tasfiye etmeye çalıştı. Şimdi de MHP ve Ergenekoncularla birlikte iktidar olup dikta karşıtı olan muhaliflerini ezmek istiyor.

Aslında egemen „TEK TEK“ çi sistem çoktan karaya oturdu.

Erdoğan kendi diktasını haklı göstermek ve sürdürebilmek için sadece Kürt halkına karşı değil, tüm muhaliflerine karşı bir savaş başlattı. Bunun sonunda tutuklama zinciri HDP’lilerden sonra CHP milletvekillerine kadar geldi. Şimdi açıkça CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da tehdit ediliyor. Tutuklanırsa herhalde kimse şaşırmayacak.

Geleceğe bakarsak çok fazla seçenek yok: Ya Erdoğan diktatörlüğüne teslim olunacak ya da buna karşı direnilecek ve bu diktatörlük yıkılacaktır.

Halk aslında her fırsatta Erdoğan diktatörlüğüne HAYIR dedi.

Gezi direnişinin bastırılmasına rağmen halkların direnişi yükseldi.

7 Haziran 2015 seçimleri, tek adam-tek parti hayallerine son verdi. Ama Erdoğan-Bahçeli darbesiyle seçimler geçersiz sayıldı. Bütün kanlı saldırılara rağmen HDP, 1 Kasım seçimlerinde de barajı aştı.

Erdoğan-Bahçeli çetesi OHAL darbesiyle TBMM’yi de devre dışı bırakıp yönetime tümüyle elkoydu. Kayyımlar ve kıyımlar devri başladı. Halkın seçtiği belediye başkaları, milletvekilleri zindanlarda.

Erdoğan, 16 Nisan referandumunu kaybetmesine rağmen mühürsüz oylarla ve YSK kararıyla kazanmış sayıldı. Tek adam diktası „yasal“laşmış oldu.

Erdoğan değişim diyor ama anladığı sadece makyaj değişikliğidir. Yoksa bu diktayı her yolla sürdürmek için her yöntemi kullanacaktır. 2019’a kadar yapılacak bütün seçimleri kazanmak için de her yöntemi kullanacaktır.

Erdoğan-Bahçeli çetesinin gücü yeterse zulüm kendiliğinden durmayacak, tersine her geçen gün artacaktır.

Bu faşist zulüm ancak birleşik halk güçlerinin direnişiyle durdurulup hesap sorulabilir.

Faşizme karşı olan tüm güçler kendi içlerindeki bütün farklılıklara rağmen demokrasi ve adalet için, özgürlük ve barış için acilen birleşmelidir.

Bu güçler faşist diktaya karşı mücadelede her alanda, tüm güçlerini birleştirmelidir.

Ancak o zaman faşist diktatörlüğe dur denebilir.