Botan halkı Kürt özgürlük mücadelesinin bütün duraklarında sarsılmaz bir iradeyle mücadeleye bağlılığını bugüne kadar da sürdürmeye devam ediyor. 1995 yılında Botan’da birçok köy mücadeleyi destekledikleri için faşist TC. Devleti eliyle yakıldı ve insanları zoraki olarak koruculaştırıldı, kabul etmeyenler de göç yollarına düşürüldü. Bu insanların en son olarak sığındıkları ve 30 yıla yakın bir süredir yaşadıkları yerde tabiri caizse hayatı yeniden yeşerttiler. Mexmûr kampından bahsediyoruz. Bu kamp öyle zorluklar yaşadı ki insanların hayal bile etmeyecekleri zorluklar bunlar. Bütün bunlar yetmezmiş gibi KDP’nin de baskılarına maruz kaldı. 30 yıla yakındır özgürlük mücadelesine yüzlerce şehit vermiş olan bu kamp her seferinde Türk devletinin saldırılarına uğramaya devam etti ama Kürt halkı direnmekten bir an olsun şimdiye kadar vazgeçmedi.
Her seferinde baskılar giderek arttırıldı, bölgesel güçlerin saldırılarına maruz bırakıldı, katledildi ve hayat hakkı elinden alınmak istendi ama bu halk direnmeye devam etti. Bundan dolayı Türk işgalciliği her yerde ve zamanda temel gaye olarak Kürt halkını soykırımdan geçirmeyi kendisi için esas alıyor. Güney Kürdistan’daki işgalini o kadar ileriye taşıdı ki artık halk rahatça kendi topraklarında dolaşamaz hale geldi. Bunun en büyük örneği ise yaklaşık olarak 7 aydır KDP yönetimi eliyle Mexmûr mülteci kampı üzerinde uygulanan ambargo. KDP uzun bir süredir hastaların dahi Hewlêr’e geçişine izin vermiyor ve bunu faşist şef Erdoğan’ın lafıyla yapıyor.
Bu ambargonun en temel nedeni uzun yıllardır kuzey Kürdistan’dan göçertilmiş ve topraklarına el konulmuş olan bu insanları bir kez daha yerinden yurdundan ederek ölüme mahkum etmek. KDP yönetimi de buna çanak tutmakta. Ama bütün bu politikalara rağmen bu insanlar hiçbir şekilde geri adım atmadılar ve tam tersine örgütlülüklerini daha da yükseltmeyi hedefliyorlar. Tabi faşist şef Erdoğan bununla da yetinmedi ve 2014 yılında nasıl ki insanlık düşmanı barbar DAİŞ çetelerinin eliyle Mexmûr mülteci kampını hedef aldıysa 2 Şubat günü yine bir grup çete üyesini Mexmûr mülteci kampına saldırttı. Bu saldırı sıradan karşılanabilecek bir saldırı değil. Günü itibari ile bir hayli dikkate alınması gerekir. Çünkü 2 Şubat günü Viyan Soran uluslararası komploya tepki amacıyla bedenini ateşe vermiş ve Önder Apo üzerine uygulanan komplonun özgürlük güneşini yok edemeyeceğini bütün işgalcilere göstermiştir.
Bu saldırı ile aslında bölgesel güçlerin Mexmûr halkının onurlu duruşu karşısında nasıl zora düştüklerinin göstergesi oldu. Önceki dönemlerde gerçekleşen saldırılarda olduğu gibi Mexmûr halkı üst düzeyde bir fedakârlık göstererek saldırılara karşı dimdik ayakta kalmaya devam etti. Saldırının başından sonuna kadar bütün kurumları ve bireyleri ile saldırıların karşısında durdu.
Güney yönetimindeki bazı kaynaklar sanki bu saldırı gerçekleşmemiş gibi davranmaya başladı ve bu yönlü açıklamalarda bulundular. Bu durum alenen saldırılara davetiye çıkarmaktır. Aynı şekilde herkes tarafından bilindiği gibi uluslararası anlaşmalar gereği yerinden göçertilmiş mülteci statüsündeki bütün insanların sorumluluğu birinci dereceden Birleşmiş Milletler misyonlarının denetimindedir. Ama Mexmûr mülteci kampı Birleşmiş Milletlerin koruması altında olması gerekirken, söz konusu Kürt halkı olduğunda özellikle son yıllarda temel ilkelerini uygulamamak için başını kuma gömmeyi yeğlemeye başladı. Bundan dolayı faşist şef Erdoğan bundan güç alarak son iki yıl içerisinde defalarca sivil halkın üzerine hava saldırıları düzenledi ve sivil insanları şehit etti.
2 Şubat günü gerçekleşen saldırı da bunun bir parçasıydı. Başta Birleşmiş milletler olmak üzere Irak Merkezi Hükümeti ve Kürdistan Bölgesel yönetimi Mexmûr kampının üzerine gerçekleştirilen saldırılara sessiz kalmaya devam ettikçe TC. faşizmi Güney Kürdistanı yakıp yok edecektir. Zaten TC. Faşist devleti 2014 yılından beri nasıl ki Kuzey-Doğu Suriye’de çeteleri besleyip büyüterek halkların devrimine saldırtmaya devam ediyorsa, aynısını genelde Irak topraklarında olmak üzere tüm Kürdistan coğrafyasında rahatça uygulamaktadır.
Bütün bunlara rağmen bölgesel güçler Türk işgalciliğinin karşısında sessizliğe bürünmeye ve olanları görmezden gelmeye devam ettikleri müddetçe bu bölge savaştan kurtulamayacak. Irak devleti gerçek anlamda bağımsız bir devlet olmak istiyorsa öncelikle bütün samimiyeti ile kendi toprakları üzerindeki işgalci güçlere dur demeli ve tavır sahibi olmalıdır. Aksi halde mevcut durumdaki kaostan hiçbir şekilde çıkış yolu bulamayacaktır. Çünkü mevcut kaos durumunu derinleştiren güçlerin başında Türk devleti gelmektedir. Sonuç olarak hem Irak Devleti hem de Güney Kürdistan Bölgesel yönetimi Mexmûr üzerindeki Türk işgalciliğine dur demeliler ve DAİŞ saldırılarını sona erdirmek istiyorlarsa başta faşist şef Erdoğan’a karşı gereken tavrı göstermekten korkmamalıdırlar.