
Bedlîs’in Xêlat (Bitlis-Ahlat) ilçesine bağlı Kêrs (Kırıkkaya) Köyünde devlet zulmüne karşı birbirinden etkilenerek katıldıkları özgürlük mücadelesinde farklı tarihlerde yaşamını yitiren Oruç ailesinden 3 kardeş, yaşamını yitirdikleri alanlarda toplu mezarlara atıldı. Daha sonra 2 kardeşin cenazesi Bitlis’te bulunan “Xerzan Şehitliği”ne defnedilse de burada da 29 Eylül tarihinde savaş uçakları tarafından mezarlık bombalandı. Mezarlığın bombalanmasını 3 kardeşin annesi 85 yaşındaki Lutfiye Oruç, “İşte ben o zaman öldüm” sözleriyle anlattı.
Bedlîs-Xêlat bağlı Kêrs Köyünde ikamet eden Oruç ailesinde 10 kardeşten 3’ü devlet zulmüne karşı gerilla saflarına katıldı. 27 yaşındayken 1988 yılında gerillaya katılan Ethem Oruç (Bettal) 1991 yılında Bitlis’in Hırvis (Bölükyazı) Köyü kırsalında çıkan çatışmada yaşamını yitiren 6 arkadaşıyla birlikte toplu mezara defnedildi. 20 yıl aradan sonra arkadaşlarıyla birlikte toplu mezardan çıkarılan cenazeler, 2013 yılında “Xerzan Şehitliği”ne defnedildi. Ethem’in şahadetinden etkilenen ve 20 yaşında gerillaya katılan kardeşi Şadiye Oruç (Medya) ise, gerillaya katılmasından 4 ay sonra Siirt’e bağlı Şirvan bölgesinde 30 kişilik bir gerilla grubunun pusuya düşmesi sonucu 14 arkadaşıyla birlikte yaşamını yitirdi ve devlet güçleri tarafından 14 arkadaşıyla birlikte toplu mezara atıldı. 2014 yılında toplu mezarın yerinin tespit edilmesinin ardından 14 arkadaşıyla birlikte toplu mezardan cenazeleri çıkarılarak, ağabeyi gibi “Xerzan Şehitliği”ne defnedildi. 1993 yılında köylerinin devlet güçleri tarafından yakılmasının ardından köyden göç ederek Bursa’ya yerleşmelerinin ardından 23 yaşında olan Sertip Oruç (Bawer Xelat) ise 1996 yılında Bursa’dan gerillaya katıldı. 2008 yılında İran’ın sınır köylerinde 5 arkadaşıyla birlikte düştükleri pusu sonucu yaşamını yitirerek, cenazeleri İran’da defnedildi.
‘Kürt halkına ve partisine sevdalıydı’
Yaşamını yitiren üç kardeşin annesi Lutfiye Oruç (85), “Çocuklarım, kendi toprakları için gitti. Onlar ile gurur duyuyorum. Yaşamını yitirenlerin hepsi benim çocuğumdur” dedi. Ethem’in gerillaya katılacağını bildiğini anlatan anne Oruç, “Ethem’im Ahlat’a gideceğini söyledi ve benden hatır istedi. Gitti ama bir daha gelmedi. Dağa gideceğinin farkındaydık ama hiçbir zaman bize gideceğini söylemedi. Kürt halkına, partisine sevdalıydı. Toplumunu çok severdi. Köyde olduğumuz için evin tüm işlerini yapıyordu” dedi.
‘Ben onları unutabilir miyim?’
Kızı Şadiye’yi “Onun gibi bir insan yoktu” sözleriyle tanımlayan anne Oruç, “Güçlü bir kadındı. Bana çok yardımcı oluyordu. Onun gibilerini bir daha nerde bulacağım?” sözleriyle kızına olan hasretini dile getirdi. Çocuklarıyla geçirdiği hiç bir anıyı unutmadığını belirten anne Oruç, “Her şeylerini yaşıyorum. Ben onları hayatta unutabilir miyim? Şeref yolunda gittiler. Kendi topraklarını için mücadele ettiler. Onlarla gurur duyuyorum. Ama onların derdi zordur” dedi.
20 yıl aradan çocuklarının toplu mezardan çıkarılarak defnedildiği “Xerzan Şehitliği”ne devlet güçleri tarafından 29-30 Eylül 2015 tarihinde yapılan bombardımanı duyduğunda “Ben o vakit öldüm” diyen anne Oruç, “20 yıl sonra kemiklerini bulup defnettik. Kemiklerini bile tanımadık. Ama devlet durmuyor, gidip orayı bile yıktılar. Çocuklarımın kemiklerime bakmama izin vermediler” dedi.
‘Ağabeyim haksızlığı kabul etmezdi’
Ağabeyi Ethem’in 4 yaş kendisinden büyük olduğunu belirten kardeş Vedat Oruç, ağabeyine ilişkin anısını şöyle anlattı: “Köyümüz dağlık bir alandadır. Otlağımız vardı ve rençberler gelip ot biçiyordu. O gün 20 rençber çalışıyordu. Babam rençberleri fazla çalıştırmak istiyordu. Ama hevalê Bettal (Ethem) izin vermiyordu. Babam da hevalê Bettal’a ‘Tamam sen işe gelme. Bu insanlar çalışsın’ diyerek, tepki gösteriyordu. Yaşamında da zulme ve sömürüye de karşıydı.”
Kardeş Oruç, “20 yıl önce zaten acıyı yaşamıştık. Ama 20 yıl aradan sonra cenazenin başına gitmek ayrı bir acıydı. Ne insani ne vicdanıdır. Elbiseleri yok olmuştu. Sadece beline bağladıkları şutikler sağlamdı. 6 düğüm vardı şutik üzerinde. Bu da cenazeleri birbirine bağlayarak, kuyunun içerisine atıldığını gösteriyor” diye konuştu.
‘Yoksullara hep yardım etmek istiyordu’
Kardeşi Şadiye’nin kendisinden 4 yaş küçük olduğunu kaydeden ağabey Oruç, “Topluma ve aileye her zaman yardım etmek isterdi. O dönem ekonomimiz çevredekilere göre biraz daha iyiydi. Yoksul olan insanlara her yönden yardım etmek istiyordu. Hayatında zulüm gören insanlara hep yardım etme isteği vardı” sözleriyle anlattı.
Kardeşi Sertip’i anlatan ağabey Oruç, “Okumak istiyordu ama köyümüz 93’te boşaltıldı ve Bursa’ya göç ettik. Bettal’ın şahadeti Sertip üzerinde etki bırakmıştı. Bursa’dayken parti ile herhangi bir alakası yoktu. Tahmin de etmiyordum partiye katılacağını. Güçlü bir insandı. 2008’de 5 arkadaşıyla İran sınırında şehit düştüğünü öğrendik” dedi.
‘Bombalama ile yeniden acı çektik’
Ağabeyi ve kardeşinin kemiklerinin uzun yıllar sonra defnettikleri “Xerzan Şehitliği”ne yapılan saldırıyı nefretle kınadığını vurgulayan Oruç, “Devlet bu kadar barbar olması gerekir. Bombalama yapıldığı sanki yeniden şahadetleri olmuş gibi bir acı yaşadık. Canlı kalkan olarak 2 gün kaldım. Yaptıkları vicdansız ve ahlaksızdır. İnsan yaşamında her an bir anı olarak kalıyor. Kardeş ve abimin şahadeti bir anı oldu. Kemikleri çıkarıp gömmek bir anı oldu. Bombalama anı bir anı olarak kaldı. İnsan bir kez acıyı yaşıyor ama biz üç kez bu acıyı yaşadık” şeklinde konuştu.
MEHMET ŞAH ORUÇ/DİHA/BEDLÎS