HDP için "Böyle bir siyaset kurumunu tanımıyoruz, o tarafı Meclis’de flu görüyoruz" diyen ırkçı-faşist anlayışın temsilcileri en sonunda gerçek düşüncelerini ortaya koydular ve HDP’ye oy verenlere "viski içen şerefsizler" diye küfrettiler! Biz’ler viski de içeriz, hatta akşamları bal katıp sıcak süt bile (!) içeriz. Ama "şerefsiz" kelimesini duyduğumda aklıma MHP’nin tarihi geldi nedense! Sizlerle paylaşmak istedim. Şüphesiz, bu sadece giriş yazısı olabilir, buraya MHP’nin bütün tarihini alma şansımız yok, ama ilgilenenler araştırmalarını derinleştirebilirler!  

Mutlaka öncesi vardır ama resmi olarak örgütlenmelerini 1944 yılında başlatabiliriz. 1944 Irkçılık-Turancılık davasından yargılananlar beraat etmiş, "milli bir ideolojinin" örgütlenmesinin suç olmayacağına kararı verilmişti. 

50’li yıllarda "Komünizmle Mücadele Dernekleri" adı altında ve 60’lı yıllara kadar çeşitli isimler altında örgütlenen ülkücüler, ilk defa bu ad altında 29 Şubat 1968 yılında merkezi Adana’da bulunan "Genç Ülkücüler Teşkilatı" olarak ortaya çıktılar. 35 ilde örgütlenen bu şubenin amacı "gençliği milliyetçi bir ruhla yetiştirmek, yıkıcı ve bölücü akımlarla mücadele etmek"tir. Üniversitelerde ise "Ülkü Ocakları Derneği" adını aldılar. Liselerde, kadınların arasında ayrı ayrı örgütlenmeleri vardı. CIA programına bağlı bir biçimde, komprador faşizm ve devlet-kontrgerilla destekli olarak hızlıca örgütlendiler. Mussolini’ye "Duçe", Hitler’e "Führer" deniliyordu ve bunun karşılığı Türkçe de "Başbuğ" idi. Türkeş’e bu yüzden böyle hitap ediyorlar. 

O dönem CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) bünyesinde örgütlenen ülkücüler, paramiliter örgütlenmesinin gereği olarak komando kamplarında eğitilmeye başlandılar. Hürriyet gazetesinde 10 Ocak 1969 yılında çıkan bir röportajda Türkeş’e bu kamplarda neler öğretildiği soruluyor. Türkeş’in cevabı şu: "Gençlik kolları çeşitli sportif ve kültürel faaliyette bulunuyorlar. Komünistler, memleketi sahipsiz sanıp da sokak hakimiyetini kuramazlar. Onların anlayacağı dilden konuşacak memleketçi-milliyetçi çocuklar vardır." 

Bu milliyetçi çocukların (!) ülkeyi kana buladıklarını 6-7 Eylül 1955’de görmüştük, ama artık daha da agresif ve örgütlü bir yapı vardı! Ve sonuçları kısa sürede gözükmeye başladı. 


'Milliyetçi çocukların' kanlı geçmişi

Tarih 10 Ocak 1969! Amerikan emperyalizminin simgelerinden 6. Filo’ya karşı anti-emperyalist eylemleri düzenleyen Deniz’lere karşı faşistler "cihat" ilan edip (bugünkü Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi), camilerde örgütlenip polis kontrolü altında silahlar, sopalar dağıtıldıktan sonra eylemcilere saldırdılar. 2 kişi öldü, yüzlerce yaralı vardı! Bunların arasında bulunan ve daha sonra MHP milletvekili olan Yaşar Okuyan, "Her şey gözler önünde, orta yerde cereyan etti. [...] Olaylar sırasında yanlışlık olmasın, kimse birbirine zarar vermesin ve polis dost kuvvetleri tanısın, yardımcı olsun diye mavi kurdelalar dağıtıldı" diye anlattı. (Kontrgerilla Sürecinde Türkiye, Suat Parlar, s.496). Yaşar Okuyan bugün Doğu Perinçek'in Genel Başkanlığını yaptığı Vatan Partisi'nde Genel Başkan Yardımcısı!

Faşistler ülke dışında da özellikle Türkiyeli işçilerin yoğun olduğu ülkelerde de örgütlendiler. 1978 yılından beri "Avrupa Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Konfederasyonu" adı altında bir federasyonları var.   

Başka bir örnek: 1979 yılı Kasım ayında Demirel (Milliyetçi Cephe) hükümeti işbaşına geldiğinde Fatsa’ya "cihat" hazırlıkları başladı. 1977 yılında yerel seçimlerde belediye başkanlığını kazanan devrimci önder Terzi Fikri halk meclisleri kurdu, karaborsayı kaldırdı, kültürel etkinliklere ağırlık verdi ve halk toplantılarıyla demokratik bir katılım bilinci yarattı. Bu "komünizm"di ve bastırılması gerekiyordu. 1980 yılında Çorum katliamından sonra Demirel o ünlü (!) sözü söyledi: "Çorum’u bırak, Fatsa’ya bak!"

Bütün partilerin ilçe örgütleri "burda halk var" dese de, hatta MSP veya AP ilçe başkanları bile "Burda değişik görüşlerle hep bir aradayız" deseler de, asker 11 Temmuz 1980 tarihinde tanklar eşliğinde Fatsa’ya girdi. Askerlerle birlikte daha öncesi komşu olanlar maske takıp askere, polise rehberlik ettiler ve birçok kişiyi tutuklattılar. Daha önce Fatsa’da tutunamayan MHP’nin ölüm mangaları da böylece Fatsa’ya geri dönmüş oldu! Yüzlercesi tutuklandı ve devrimci önder Terzi Fikri aylarca işkence gördü ve Erzincan cezaevinde kuşkulu (!) biçimde öldü! 


Bozkurtlar yedeğe çekildiler 

Siz 12 Eylül faşist darbesinde bazı ülkücülerin içeri atıldıklarına bakmayın. Asılanlar itirafçı olanlardı. "Bozkurtlar" sadece yedeğe çekildiler. Türkeş o zaman için boşu boşuna "Biz içerdeyiz, fikirlerimiz iktidarda" dememiştir! Fakat bunca katliamın sorumlusu MHP ve diğer kuruluşlar devlet tarafından korunmuşlardır. Bunun örneklerini "12 Eylül Adaleti" adlı kitapta Uğur Mumcu ile MHP davası savcısı Nurettin Soyer’in söyleşisinde bulabilirsiniz. Ayrıca AKP ve onun öncesi İslamcı hareketleri de bu katliamlara ortak. Çünkü faşizm sadece MHP ile varolan birşey değil ve sadece MHP'nin tekelinde değil. Faşist kadrolar bürokraside, çeşitli sermaye partilerinde, bütün devlet kurumlarında örgütleniyorlar. 

Maraş’da elini Alevi, Kürt ve solcu kanına bulayan ve Bahçelievler katliamı zamanında Ankara’da oturan Namık Kemal Zeybek’in evinin bir bölümü "istihbarat çalışmaları" için, bodrum katı da Ankara MHP İl Gençlik Kolları tarafından "silah dağıtım merkezi" olarak kullanıldı. Ve aynı Namık Kemal Zeybek bugün Cem TV etrafında örgütlenen İzzettin Doğan’cılar tarafından panellere çağırılıyor ve bizlere Alevilik dersi veriyor! 

Maraş Katliamı'nda çekilen fotoğraflarda görüldüğü gibi, üzerinde "MHP, ÜGD veya üç hilal çizilmiş olan" işyerlerine dokunulmuyor. İşaretlenen Alevi ve solcu evleri yakılıyor, işyerleri tahrip ediliyor, Aleviler, solcular katlediliyor. İşyerinin sahibi Alevi, kiracısı Sünni ise içerdeki eşya ve malları dışarı çıkardıktan sonra işyerlerini yakıyorlar! Aynı 6-7 Eylül 1955’de Rum’lara uyguladıkları gibi!

12 Eylül faşist darbesi öncesi 694 kişi faşistler tarafından katledilmiş. Buna toplu katliamlar dahil değil ve bu sadece mahkemeler tarafından bilinenler!

Yine komando kamplarında eğitim verenlerden birisi de Celal Adan. Alaattin Çakıcı gibi insanlarla "özel" bir konumda olan Celal Adan, Kemal Türkler’in katledildiği haberi üzerine "Bravo bizim çocuklara, bu iş ancak böyle olurdu" diye bahsetmişti. Celal Adan bugün MHP milletvekili! Ama HDP bileşenleri "şerefsiz", MHP "şerefli"!!!


Kanlı plan hep aynı!

1978 yılında İran ve Filistin devrimci halk hareketlerinin güçlü olmasıyla sıkışan ABD’nin bir de Türkiye’de sürpriz gelişmelere tahammülü yoktu. 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul Üniversite’sinde devrimci öğrencilere atılan bomba, ardından beyaz bir arabanın içinden ülkücü faşistlerin açtığı ateş sonucu 7 devrimci öğrencinin katledilmesini bu bağlamda da okumamız lazım. Bahçelievler’de devrimci 7 TİP’linin katledilişi, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de açılan ateş sonucu 34 insanın katledilişi hep bu kanlı perdenin sayfalarıdır. 1 Mayıs 77 Katliamı'nda ateş Sular İdaresi’nden, İntercontinental Oteli’nden açılıyor. Bu insanların resimleri çekiliyor ve birisi Alpaslan Türkeş’e yakınlığı ile bilinen siyasi polis şefi U.G.! Ne ilginç bir tesadüf!!

Bugün ise HDP bazında yine güçlenen bir devrimci halk hareketi var ve Suruç’dan Silopi’ye kadar gerçekleştirilen bütün katliamlar yine paramiliter örgütleri ile kontrgerilla ve devletin kanlı planını uyguladığını gösteriyor. Adı bir Ülkü Ocakları olur, bir Hizbullah olur, bir DAİŞ olur. Plan hep aynı kanlı plan...