Siyasal söylemini AKP’ye kaptırması ile tabanda ciddi bir erozyon yaşayan MHP, Meclis’in en zayıf, en etkisiz grubuna dönüştü. Milletvekili sayısı HDP’nin altına düşen MHP’nin mevcut grubunu da tabanını da hem koruması hem kontrol etmesi imkansız bir hal aldı. MHP artık hem Meclis’te hem de sokakta yok hükmünde bir partiye dönüştü. Meclis başkanlığı seçimlerinde de komisyon çalışmalarında da genel kurulunda da etkisiz eleman olacağı gibi. Şimdiden bir sonraki seçimde MHP’nin baraj sorunu olacağını söylemek kehanet olmaz. Tabii daha önce bölünme de dahil daha ciddi yarılmalar yaşamazsa. 

Fakire göre ise olası ilk seçimde MHP parlamento dışı kalacak ve uzun bir süre devam edecek üç partili parlamento dönemi resmen başlayacak. 

Siyasetteki varlık nedenini kaptıran MHP’nin kendisini var eden ve hep bir yedekte tutan devletin içindeki gücünü de kaybettiği anlaşılıyor. Bu MHP’nin tasfiye sürecinin başladığı anlamına gelir. AKP kısa sürede devlet mahfillerinde MHP’nin işgal ettiği alanları, ona sunulan desteği de tek tek ele geçirerek nihai tasfiye yoluna gidecektir. MHP’nin azgın tabanını bu koşullarda koruması mümkün görünmüyor.

Bu tasfiye ile Bahçeli’nin çözüm süreçlerini sabote etme misyonunun sona erdirildiğine dikkat etmek gerek. Bahçeli İmralı’da Öcalan ile ilk resmi temasların başladığı süreçte koalisyonu bozarak ülkeyi 2002’de erken seçime sürükleyip o gün başlaması olası bir “çözüm sürecini” başlamadan sabote etmeyi başardı. 7 Haziran seçim sonuçlarını da tıkanan süreci tamamen sabote etmek için fırsat bilen Bahçeli, Erdoğan’ın savaş yanlısı politikalarının önünü açmak üzere koalisyon görüşmelerini ilk günden kilitledi. Bahçeli’nin 98’deki sabotajı siyasal ömrünü ancak 15 yıl uzatmaya yetti. 12 Kasım tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ne konuşan, eski MHP yöneticisi Nazif Okumuş’un Devlet Bahçeli’yi kast ederek sarf ettiği, “2002’den bu yana AKP mevzilerini kuvvetlendirdi. Birisi mi, birileri mi veya bir güç mü bunu bilemem. Ama partinin yetkili kurullarıyla konuşmadan, milletvekilleri mazbatasını almamışken, tek başına karar alan Bahçeli’nin arkasında bir irade olmalı” diyor. Okumuş’un bunları söyleyebiliyor olması Bahçeli’nin artık bu iradenin desteğini kaybettiğinin içerden anlatımı gibi. Elbette bu irade Bahçeli’ye özel değildi. Devletin MHP’yi yaşatma iradesi ide bugün o ihtiyacın eskisi kadar önemli olmadığı anlaşılıyor.

1 Kasım’da aldığı yüzde kırk dokuz bu anlamda AKP açısından son hayat öpücüğü niteliği taşıyor. MHP muhalefetinin dibe vurduğu bu süreçte iktidarın Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda ABD ve AB’ye milliyetçi muhalefetin engelleyici tavrını bahane etme kartı da artık yok.

MHP’nin ırkçı postunu da gardırobuna ekleyen AKP’nin parlamento aracını Erdoğan’ın dilediği biçimde kullanacak sandalye sayısı tam ahlaki frenleri ise yeteri kadar eksiktir. AKP sıkıştığı her antidemokratik girişimde genel merkezleri katılsın katılmasın MHP içerisinden istediği desteği görecektir parlamentoda. Bu sayısal çoğunluğa aldanıp frenleri kopuk bir araç gibi yol almaya kalkarsa AKP’nin bu sefer tarihte az görülmüş bir şiddetle duvara toslayacağı kesin. Zira Kürt sorununun çözüme evrilme biçimlerinden biri olan “çözüm süreci” olarak adlandırılan girişimi AKP ile mütenasip algılamak hata olur. Kürt sorununda çözüm bir devlet politikasıdır iktidarlar burada uygulayıcı olarak üzerlerine düşen rolü oynarlar. AKP’nin de misyonu bundan farklı değil. 

Buna rağmen, Erdoğan’ın etrafında topladığı bir grup devşirmeyi muhatap ilan ederek, Öcalan, PKK ve HDP dışında suni bir “Kürt muhatabı” yaratma çabası görülüyor. Bunu denemek isteyecek gibi. Kısa bir süre önce bugün esamesi okunmayan  Kürt figürleri VIP salonlardan karşılayarak denediği gibi. Bu sefer de adı dahi unutulan bir takım partileri dışardan ithal ediyor. Onları içerde yedekte tuttuğu bir takım oluşumlarla HÜDA-PAR ve benzerleri gibi “geniş tabanlı” bir Kürt muhatabı gibi lanse etmek isteyebilir. Bundan da bir sonuç alamayacağı açıkken mevcut şiddet politikaları bu modelin hazırlandığını gösteriyor. Hatta Rojava’da bir askeri müdahaleyi de deneme eğilimi var iktidarın. Hesap Özgürlük Hareketi’nin iradesini kırmak. Bu yolla sokaktaki sivil Kürt muhalefetini de teslim almak. Oysa hem AKP hem de onu iktidarda tutan güçlerin sonunda nihai çözümün muhatabının kim olduğunu unutmamaları gerekir. Yarın o muhatabın sizi muhatap alması için yarın kurtarılabilir politikalar yürütmeye özen göstermeliler. Aksi taktirde masada ancak Ankara’yı bağlayan, neyle çarpılırsa çarpılsın sıfır sonucunu veren devşirmeleri ile baş başa kalacaklar. 

AKP’nin dizginlenebilmesi, hukuk tanımaz saldırganlığına en azından sokakta karşı durulması bu yüzden şart. Ayrıca devirdiği çözüm masasını devirdiği yerden kaldırması konusunda toplumsal baskıyı örgütlemek de başta HDP olmak üzere parlamento içi ve dışı tüm muhalefetin tarihsel misyonu olarak orta yerde duruyor.