- Türk hükümetinin deprem faciasında yalnız bıraktığı Wêranşar'ın Mihaciran Mahallesi’ndeki halk, aralarında koordine olarak yaralarını sarıyor. “Bizi bize bıraksınlar” diyen mahalle sakinleri, dayanışmayla sorunlarını çözüyor.
Ağır bir tahribatın yaşandığı Meletî'nin (Malatya) Wêranşar ilçesine (Doğanşehir) bağlı kırsal Mihaciran (Topraktepe) Mahallesi’ndeki binaların yüzde 85’i ya yıkıldı ya da ağır hasar aldı. 11 kişinin yaşamını yitirdiği mahallede 12 gündür su ve elektrik sorunu çözülmüş değil. Depremden zarar gören iki kilometrelik su hattının yenilenmesi gerekirken, elektrik ise dayanışmayla alınan jeneratörle karşılanmaya çalışılıyor.
Yolları halk açtı
Yoğun kar yağışı nedeniyle yolların kapalı olduğu Mihaciran Mahallesi halkı, destek ulaşmadığı için ilk iki gün yıkımın yanı sıra açlıkla da mücadele etti. Kapalı yollar, tedarik edilen bir kepçe ve traktörle açıldıktan sonra yardımlar ulaştı, ancak mahalle halkı bu kez AFAD’ın engellemesiyle karşı karşıya kaldı. Yakınları tarafından gönderilen gıda malzemeleri ve hayvan yemlerine mahalle girişinde el konuldu. Devlet yardımı ise 9. gün geldi. Yaklaşık 300 haneli mahalle, Kürt-Alevi oldukları için yalnız bırakıldıklarını düşünüyor.
Mahallelilerin küçük bir kısmı AFAD çadırlarında kalırken, geriye kalanlar ise 20-25 kişilik gruplar halinde naylon çadırlarda ayakta kalmaya çalışıyor. Deprem nedeniyle 700’e yakın hayvanın enkaz altında kaldığı mahalleden yayılan koku her yerden hissediliyor, mahallelinin vücudunda ortaya çıkan şişme ve kızarıklıklar dikkat çekiyor. Ayrıca henüz tuvaletlerin kurulmaması nedeniyle mahalle halkını salgın hastalık paniği sarmış durumda.
Dayanışma çadırı kuruldu
Dayanışma kültürünün en belirgin biçimde açığa çıktığı Mihaciran'da, ihtiyaçların karşılanması için “dayanışma çadırı” kuruldu. Jeneratörün de tedarik edildiği çadırda, her aileden bir temsilci bulunuyor. MA'dan Fırat Can Arslan, ziyaret ettiği dayanışma çadırında ailesini ve çocuklarını başka kentlere gönderip komşularını yalnız bırakmayan mahallelilerle konuştu.
Kar suyundan yemek
10 gün boyunca çadırdaki tüpte yemek pişiren Nursel Bazu, mahallelinin adeta kurtarıcısı. Yurttaşların “O olmasa açlıktan ölürüz” dediği Bazu, “Bakıyorum herkes aç, susuz. Tüm gün çalışıyorlar. Yapmazsam olmuyor. Bugün hasarlı evlerden malzemeler getirildi. Yapacak bir şey yok. Herkesin hali perişan. Birbirimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Kar suyundan yemek yapıyorum" diyerek, su sorunun bir an önce çözülmesini istedi.
Yardımlara el konuldu
Mahallenin muhtarı İrfan Barlas da deprem sonrası kendi imkanlarıyla yolları açan halkın, enkaz altında kalınları da yine kendi imkanlarıyla çıkardığını belirterek, “Bize gelen yardımlara ‘yol kapalı’ gerekçesiyle yarı yolda el koyuyorlardı. Hala kendi yaptığımız çadırlarda kalıyoruz. 18 çadır gönderildi ama onlarda da soba yoktu” dedi.
Bizi bize de bırakmıyorlar
Mahalle halkından Sedat Barlas, kepçenin gelmemesi nedeniyle hayvanlarının açlık ve soğuktan öldüğünü belirterek, “6.ı günden sonra kendi imkanlarımızla birçok hayvanı kurtardık. Su ihtiyacını da birlikte çalışarak, gideriyoruz. Bizi bize bırakmıyorlar. Bıraksalar biz daha rahat ederiz” diye konuştu.
Vali 9. gün geldi
“Depremden sonraki ilk gün insanlar, içecek su bulamadı” diyen Kemal Ezdemir, şunları söyledi: “Tüm mal varlığımız enkaz altında kaldı. Gelen yok giden yok. Kimse bize bilgi vermiyor. Sadece 9. gün Sivas Valisi ile Belediye Başkanı geldi. ‘Her şeyi gidereceğiz’ diyor ama bilmiyoruz. Ölen hayvanlar kokmaya başladı. Bu sefer de hastalıktan gideceğiz. Gönüllüler olmasaydı ölecektik. Milletimiz duyarlı ama maalesef hükümetimiz duyarsız kaldı.”
Alevi olduğumuz için mi?
Hayvancılıkla geçimini sağlayan Mehmet Balaban, "Gönüllüler tarafından gönderilen yardımlar arasında bulunan hayvan yemlerine de el konuldu. Alevi olduğumuz için bunu yapıyorlar” dedi. Cemal Günaydın ise şunları dile getirdi: “Gönüllüler ve şehir dışındaki akrabalar tarafından gönderilen gıdalarla beslendik. Devletten herhangi bir erzak gelmedi.Elimiz kolumuz bağlandı ama köyden çıkmayı düşünmüyoruz. Buradan çıkarsak daha kötü bir hayat bizi bekliyor. Çalışarak, bu devlete vergi verdik. Bu paralar böyle bir gün için toplanıyor. Hani nerede o paralar? Kime gidiyor? Onu da bilmiyoruz.”