Aydınlar, sanatçılar ve entelektüeller devletin, iktidarın ve sermayenin ürettiği sanat ve kültür ürünlerini teşhir ve mahkum etmelidir. Böylece özgün bireysel/toplumsal beğenilerin iktidar eliyle oluşturulmuş beğenileri alaşağı edip, hayal gücünün iktidarı mümkün kılınabilir.
Kültür, belki de bugüne dek sosyal bilimlerin neredeyse tüm alanlarında üzerine en çok düşünülen, kafa yorulan kavramlardan biri olmuştur. Çeşitli düşünür, bilim insanı ve sanatçının bugüne kadar kayda geçmiş yaklaşık 170 kültür tanımı mevcut. Genel anlamıyla kültür ‘insanlığın doğadan ayrı olarak oluşturduğu birikimi tanımlar’ diyebiliriz. Karl Marks kültürün parçalı bir bütün olmadığını, parçalı bir yapıda olduğunu söyler ve kültürün kendiliğinden oluşmadığına vurgu yapar. Ona göre kültür oluşan değil, kurulan bir şeydir. Max Weber de buna ek olarak kültürün rasyonalizasyon aracılığıyla, tek tek öznelerden ayrı bir üst akıl tarafından nasıl kurulduğunu anlatır.
Araç olarak rasyonalizasyon
Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserinde protestanlık ve kapitalizmin el ele verip rasyonalizasyon aracılığıyla yeni bir kültür kurduğunu, insanların beğeni ve ihtiyaçlarına yeniden yön verdiğini anlatır. Ona göre rasyonalizasyon, her türlü edimde akla dayanan, hata kabul etmeyen, her adımı hesaplanmış, bireysellik ve insani duygulardan arındırılmış bir toplumsal yapı kurmanın aracı olarak belirlenmiştir. Yani rasyonalizasyon egemenlerin elinde bir kültür yaratma aracıdır. Yaratılan bu kültür iktidara ve onun çıkarlarına hizmet eder. Farklılıkları, ihtiyaçları ve bireysel/toplumsal beğenileri gözetmez. Bir farklılık varsa bunu iktidar yaratır, ihtiyaçları iktidar belirler, bireysel ve toplumsal beğenileri iktidar oluşturur ki, kendisine karşı gelişebilecek tehditlerin önü kesilsin. Böylece iktidar kendi geleceğini garanti altına almış olur.
Patronların oluşturduğu beğeniler
Buna benzer uygulamaları daha küçük çaplı iktidar alanlarında da bulabiliriz. Marlboro’nun pazara tutunma hikayesi buna örnek sayılabilir. Philip Morris, iflasın eşiğindeki Marlboro’yu kurtarmak için geceleri on binlerce boş, ezilmiş Marlboro paketini uçaklardan Amerika sokaklarına savurdu. Bu sayede sabah uyanıp işlerine giden insanlar etrafta çok sayıda boş Marlboro paketi görürken bu ürünün iyi olmasa bu kadar tüketilmeyeceğini düşündü. Marlboro’nun iyi olduğu fikri aşılanan insanların Marlboro içmeye başlaması amaçlanmıştı ve bu gerçekleşti. Bu kurulan, oluşturulan bir beğeniydi. Yine Henry Ford’un otomobillerinin satışını gerçekleştirebilmesi için dünyanın birçok ülkesinde yollar yapması da yine oluşturulan, kurulan beğeni, ihtiyaç ve kültürlere örnektir. Esasen tüm reklam sektörü de egemenin oluşturmak istediği toplumsal beğenileri oluşturmanın aracıdır.
Faşizmin bir kurucu unsuru olarak kitsch
Rasyonalizasyona karşılık olabilecek bir diğer tanımı da Adorno ortaya atar. Adorno teknoloji ve seri üretimler çağında egemenlerin elinde iyice işlevsel bir silah haline gelen kültürün kitsche evrildiğini düşünür. Kitsch, esasen hiçbir sanat eseri niteliği barındırmayan yapıtların türlü tanıtım ve yayım araçlarıyla beğeniye sunulması ve kitlelere beğendirilmesidir. Kitsch egemenlere hizmet eder. Kitsch en çok reklam, pazarlama ve gösteriyi kullanır. Bu çerçevede kapitalizmin bir gerecidir. Açtır, doymaz bir yapıdadır. Kitlelerin, halkların, toplulukların kültürleri ve ihtiyaçlarıyla değil, egemenin yaratmak istediğiyle ilgilidir. Bu tam olarak insanların/toplulukların beğenileri veya kültürlerine hükmetmek anlamına gelir. Kitschin faşizme evrilmesi ise kaçınılmazdır. Çünkü doymaz bir yapıdaki tahakküm arzusu her şeyi boyunduruğu altına almaya meyillidir.
İktidarların tahakkümü
İnsanlık tarihi de bunun üzerinden süregelmiştir. Hayvanı tahakküm altına alan homo sapiens erkeği, bu zaferin hazıyla toprağa tahakküm uyguladı. Sonrasında kadına yöneldi. Şimdi de evrene dönük bir tahakküm girişiminde.
İktidarlar boyunduruğu altındaki bir topluluğa ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç iktidarın bekasıyla ilgilidir. Hükmedilecek bir topluluk yoksa iktidarın varlığı da mümkün değildir. Fakat nasıl yapmalı? Çünkü toplulukların/bireylerin de bir tatmin aracı olarak beğenmeye, haz duymaya ihtiyacı vardır. Beğeniler eylemlerin yönünün en önemli belirleyicileridir. Dolayısıyla iktidar için yapılabilecek iki şey vardır: Hedef kitleyi yok etmek veya hedef kitlenin beğenilerine müdahale etmek. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürtlerle ilgili yapmak istediği de tam olarak buydu. Hükmedebileceği başka kitleler varken Kürtlerin yok edilmesi fikri akla yatkın geliyordu ve bu denendi. On yıllarca Kürtleri fiziki olarak yok etme, ortadan kaldırma politikaları sonuç vermeyince ikinci seçeneğe yönelindi. O da Kürtlerin beğenilerine müdahale edip bu yolla Kürtleri tahakküm altına alabilmek.
AKP’nin kültürel faşizmi
AKP iktidarındaki Türkiye bugün reddedilemez bir kültürel faşizm örneği olarak karşımızda duruyor. Bunun en belirgin ispatı AKP’nin iktidarı boyunca Kürdistan’da uyguladığı kültür-sanat politikasıdır. Önceki yazıda bahsettiğim Van Devlet Tiyatrosu’nun Mem û Zîn temsili bu politikaların en açık örneklerindendir. Yine Türk sömürge devletinin TRT 6 pratiği de bu örneklerden sayılabilir. Yok etmek, yok saymak ve sömürmek istediği Kürtlerin zorbalık ve kaba faşizme teslim olmaması, devleti bu direnişe karşı pozisyon almaya zorladı. Bununla beraber de Kürtler TRT 6’le, müdahale edilmiş Kürtçe oyunlarla, soytarı şarkıcılarla muhatap kılınmak istendi. Devletin bu pratiği sadece Kürtlere dönük değildi elbette. Taa Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ilk zamanlarından itibaren yasaklanan türküler, neredeyse bir bütün olarak Yeşilçam, Anadolu ve Kürdistan’da yaşayan halkların uyarlanan veya çalınan şarkıları yine buna örneklerdir. Türkiye cumhuriyeti devleti de bu uygulamaları yine reklamcılar, pazarlamacılar, tetikçiler ve sanat tüccarları eliyle gerçekleştirdi.
Kürdistan’da egemeni mahkum etmek
Tüm bunlar çerçevesinde Kürdistan’da süren direnişe sanat ve kültür alanında da bir cephe açmak gerekir. Çünkü gerçek anlamda bir özgürlük politik eğitimle (Fanon, kitlelerin duygusal ve fiziksel iyilik halini politik eğitim ile mümkün görür), politik eğitim de ancak ve ancak kötülükten arındırılmış sanat ve estetik aracılığıyla mümkündür. Dolayısıyla bu cephe, gerek kurulduğundan bu yana Türkiye Cumhuriyeti devletinin, gerekse de Kürdistan coğrafyasının tanık olduğu en arsız faşizmin ürettiği rasyonalize kültür ürünleriyle mücadele etmek durumundadır. Bu gerçek anlamda bir özgürlük mücadelesinin temel gereklerindendir. Aydınlar, sanatçılar ve entelektüeller devletin, iktidarın ve sermayenin ürettiği sanat ve kültür ürünlerini teşhir ve mahkum etmelidir. Böylece özgün bireysel/toplumsal beğenilerin iktidar eliyle oluşturulmuş beğenileri alaşağı edip, hayal gücünün iktidarı mümkün kılınabilir. Buna örnek teşkil edebilecek tarihten bir anekdotla önerimi pekiştirebilirim.
Bakunin’in önerisi
Prusya askerleri 1849 yılında gerçekleşen Dressden isyanını bastırmak için bütün köşe başlarını tuttuğunda direnişçilerden biri olan Mihail Bakunin, Ulusal Müzedeki yağlı boya tabloları barikatın önüne koymayı önerdi. Böylece burjuvanın hassasiyetlerine dokunup saldırıları önleyebilecekti. Bakunin, egemenliği elinde bulunduran burjuvanın yüksek paralar ve yüksek değerler biçtiği bu tablolara karşı hassasiyetini iyi okumuş ve bunu bir koz olarak kullanmayı düşünmüştü. Ne var ki direnişçilerin çoğunluğu böylesi ‘değerli’ sanat ürünlerine dönük bu yaklaşımdan hoşlanmamış ve öneriyi reddetmişti. Bundan birkaç gün sonra da Dresden ayaklanması bastırılmış, birçok direnişçi idam edilmiş, yüzlercesi de tutuklanıp işkenceye maruz bırakılmıştı. Bu anekdotla Bakunin’in önerisine dikkat çekmek istiyorum. Egemenlerin hassasiyetlerine, yaratmak istedikleri beğeni ve kültüre müdahale edilmediği müddetçe iktidarın amacına ulaşmasına engel olamayacağız.