Başbakan’ın söylemleri ile eylemleri arasındaki mesafe gittikçe açılıyor. Barış görüşmeleri sürecini "hassas süreç” diyerek, belli kesime adeta konuşma, eleştiri yasağı koyuyor, daha en başta inisiyatifi elden bırakmadan çözümü zorlaştırarak siyasi rant elde etmenin yollarını arıyor.
Erdoğan’ın başından bu yana meseleye "terörle mücadele” diye bakması ve bu konudaki ısrarı, sadece "Türkleri” ikna etmek amacına yönelik olmayacak kadar tehlikeli ve hassas bir durum. Kamuoyuna tepeden sunulan ve ezberlenen "terörle mücadele" algısını pekiştiren ve barış sürecine uymayan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım doğrultusunda "bir an önce silahların bıraktırılma"sı anlayışı, çağrısı ve bu konudaki yoğunlaşma, eşitlerin müzakeresinden çıkarılıp dayatmacı buyurgan tekçi bir yaklaşımın devam ettiğinin açık ve net göstergesidir. Yine devam ettirilen başka şeyler de gündemde. "Kürt sorunu yok” diyerek asıl meseleden uzaklaşmak, "Şahin-güvercin" "muhatap kim olacak” gibi tartışmalarla, bayatlamış "böl –yönet” anlayışı özellikle sürdürülmektedir. Dediğim dedik, ben kimi istersem onu gönderirim İmralı’ya, söylemleri de kimin gideceğinin belirsizliğinden çok, dayatılan "biran önce silahları bıraktır” dayatması değilse ne olabilir?
Erdoğan’ın sürekli "İmralı’ya gidecek heyeti biz belirleriz” vurgusu, sadece ipleri elinde tutma titizliği de akla yakın olmadığı, daha önceki yaşananlar göz önüne alındığında kurumları muhatap almama, gereksizleştirme yaklaşımından başka bir şey değil. Asıl maksat Kürtlerin örgütlü kazanımını yok sayarak çözümü ötelemek…
Yoksa çözüme giden yolda "inisiyatifi” elinde tutma ısrarı ve arsızlığı başka nasıl açıklanabilir ki! Tekçi anlayıştan ve çözümsüzlük üretmekten başka. Bir yandan "cin şişeden çıktı artık, dönüş yok” diyeceksin, bir yandan da, milli hassasiyetleri bahane ederek tekçiliği dayatacaksın. Onurlu, adil, eşit bir barışa bu yolla gidilmez. Evrensel kural, kiminle savaşıyorsan, onlarla barışarak gidilir. Ama, karşılıklı müzakere ile. Bunu bilmiyor olamazlar…
Milli hassasiyet tekçi siyaset
Başbakan Erdoğan’ın diline pelesenk ettiği bir durum var; "Kürt sorunu yoktur, benim Kürt kardeşlerimin sorunu var.” Şimdilerde bu söylemlere yenilerini ekledi daha doğrusu ılımlı milliyetçilerin ağızlarından düşürmedikleri, Kürtler her şey oluyor daha ne istiyorlar söylemini, "Bazıları rahat durmuyor. Ya ne oluyor da yetmiyor mu? Otur oturduğun yerde. Makamsa makam, milletvekilliğiyse milletvekilliği, parlamentoya da giriyorsun. Cumhurbaşkanı da oluyorsun. Ne istiyorsun? Rahat ol. Tutturmuşlar Kürt sorunu. Ben Kürt sorunu diye bir şey tanıyorum. Kürt kardeşimin sorununa evet, Kürtçülüğe hayır” diye alışık olduğumuz dille bir nevi oturun oturduğunuz yerde demeye getiriyor. Açıkçası, "barış girişimlerini, bizim illegal bir örgütle anlaşma masasına oturmak gibi bir derdimiz asla olamaz" diyerek baltalamaya çalışıyor.