TBMM Eski Başkanlarından Hüsamettin Cindoruk vaktiyle “Demirel bir şahıs değildir. Demirel bir kurumdur!” demişti. Doğrudur. “Demirel bir kurumdur!” ama nasıl bir kurum? Bakınız bu “Kurum” “TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu” üyeleriyle yaptığı görüşmede ne diyor. “Deniz Gezmişler halkın iradesi ile oluşan Meclis’in yani milli iradenin kararı ile asıldı. Ben oy veren 276’dan biriyim suçu bana yıkamazsınız! TBMM Bütün milleti temsil ediyor. Suç varsa halkındır.” Gördünüz mü “Kurumun” suçtan sıyrılma ustalığını?! “Suç varsa halkınmış!” ki sarf edilen söz dikkatle incelendiğinde “Kurum” burada suçun varlığını kabul ediyor. Ama “Kurumluğunu” yaparak suçtan kurtulmayı beceriyor. Suçtan kurtulma ustalığı Demirel için ilk değil. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinden önce darbeye çanak tutan Demirel değil miydi “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz!” diyen. Bu sözde de “Aslında ortada Sağcıların işlediği cinayetler var ama bunu bana söyletemezsiniz” diyen bir ustalık vardı.
Aynı “Kurum” devletin “Örtülü ödeneğinden” para İzzettin Doğan’a gizlice para vererek “Alevileri Sünnileştirmek” de sağlamıştı. Aynı “Kurum” 1991’de “Kürt realitesini tanıyoruz!” da demişti. Hatta “Fırat’ın kenarında bir kuzu kaybolsa sorumlusu devlettir!” de diyecek kadar sorumluluk sahibiydi(!) Devletin ve “Kurumun” geleneksel asimilasyoncu, inkarcı ve katliamcı zihniyetinin rahle-i tedrisinden mezun olanlar ise “Kurumun” izinden gitmiş ve Madımak katliamı için “Çok şükür halkımıza bir şey olmadı!” demişlerdi. “Devlette devamlılık esastır. Devletin bekası için ne gerekiyorsa yapılır” ustaların ana düsturudur. “Devletin bekası için” gerekiyorsa “Madımak katilleri için zaman aşımı kararı” verilir. Roboskî’de 34 can katledilir. Alevilerin kapıları “Bir gece ansızın” iyi ve dindar çocuklar tarafından işaretlenir.
Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi “Kurumların” “Çırak, kalfa ve ustaların” tarihidir. Kimi parti genel başkanlığı, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı sürecinde çıraklıktan, kalfalığa, kalfalıktan, ustalığa terfi etti. Kimi sadece belediye başkanlığı, başbakanlık sürecinde bu “Ulvi tekamülü” yaşadı. Kimi sadece bakanlık sürecine bu “Ulvi tekamülü” sığdırdı. Kimi de bir bürokrat ya da emniyet müdürü olarak parmak ısırtacak bir beceri ile “Ustalaştı.” Dolayısıyla Türkiye’de çıraklıktan, kalfalığa ve giderek ustalığa terfi eden ilk siyasetçi R. Tayyip Erdoğan değildir. R. Tayyip Erdoğan’ınki kendinden öncekileri taklitten ibarettir.
TBMM kürsüsünden “Biz Türkiye denen dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz. Mebusumuz inançlarında samimiyetle bahsetmek için buradan daha müsait bir yer bulamazdı. Onun için hislerimi saklamayacağım. Türk bu memleketin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk olmayanların bu memlekette tek hakkı vardır. Hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost düşman hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler” diyen Mahmut Esat Bozkurt’un, Nihal Atsız, Yusuf Akçura… Gibi “Büyük Türk büyüklerinin” feyzine mazhar olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvalarından nasiplenen, ABD’nin “Yürü ya kulum” deyip mükafatlandırdığı Türk siyasetçisi için “ustalık” kestirme bil yoldur.
Bu tür siyasetçiler “Kurum” da olurlar, “Usta” da olurlar, “Bin operasyon” da yaparlar. Klasikleşmiş devlet geleneğini birbirlerine devir teslim ederek giden “Kurum” ve “Ustalar” birbirleri hakkında kıskançlığa varan sözler söyleseler de aslında pek sevişirler. Şimdi AKP’nin “Ustalık” politikaları “Konuş bakalım! Darbelerin yapılmasında bir suçun var mı?” dese de, “Bin operasyon” yapanları sahil şeridi kasabalarda tatil gibi “Cezalara çarptırması” usuldendir. Öyle ya “Devlette devamlılık esas” ise ve “Devletin bekası için her yol mubah” ise “Ustalaşmakta” ne var! Maşallah memleketin siyaset tedrisatı “Usta” yetiştirmek üzerine bina edilmiş. Zaten “Milli İrade” dediğin de “Ustaya” hüccet vermenin devlet dilindeki adıdır. “Milli İrade sandıktan çıktı mı?” yeter. Demokrasi, hukuk, insan hakları, özgürlükler de ne oluyormuş? “Milli İrade” her şeyin önünü açar. “Milli İradeye” mazhar olan “Bin operasyon” yapar, işkence yapar, katliam yapar, “Döver de sever de!”
Vaktiyle “Milli İradeyi” temsil edenler üzerine düşen vazifeyi yapıp sahneden çekildiler. Çekildiler çekilmesine de bıraktıkları pislik ortaya saçıldı. Memleketi bürüyen pislik dayanılmaz olunca yeni “Ustalar” ustalıklarını ispatlayabilmesinin ilk şartı eski ustaların bıraktığı çöplüğü ortadan kaldırmak olacak. Eee ustalığın da bir raconu var! iki “Usta” bir çöplükte oynamaz. Her şey bir yana, Türkiye’de asıl “Kurum” ve “Usta” devletin kendisidir.
Demirel “Kurumdur”, R. Tayyip Erdoğan “Ustadır.” “Kurum” ile “Ustayı“ milli irade, bin operasyon ve devlet geleneği bağlamında ölçün, biçin, kıyaslayın! Sonuç…???
Milli İrade, Bin Operasyon Ustalık ve Devlet…