Türk devletinin çıkarları doğrultusunda hareket eden başıbozuk cepheye, Rojava topraklarında ağır darbeler vurulmaya devam ediliyor. Suriye’de 2011 yılından beri devam eden ve 2012’de Rojava topraklarında başgösteren çatışmalı ortamın seyrini değiştirecek kentlerden birisi Halep, diğeri ise Reqa.

Yüzyüzyılın en kanlı egemenlik ve paylaşım savaşına sahne olan Suriye’de ve Rojava’da çatışmalara taraf olan herkes Reqa hesapları yapıyor.

Erdoğan iç ve dış politikada tutturamadığı istikrarı, bu defa dört elle sarılmaya başladığı işgal planları ile gerçekleştirme gayretinde. Bunun için kendince belirlediği pilot alanlar Irak’ta Musul, Suriye topraklarında ise Minbic- Bab hattı üzerinden Halep ve Reqa’ydı.

Reqa’nın teslim alınması için onu besleyen kollardan en önemlisi olan Minbic hattı, Minbic Askeri Meclisi ve QSD savaşçılarının 73 gün boyunca süren aralıksız bir mücadele sonrası özgürleştirildi.

1516’da Yavuz Sultan Selim komutasında Osmanlı’nın Arap dünyası ve Mısır’ın işgaline açılan kapının adı Minbic idi. Hilafetin devralındığı mekanda yine işgal edilen, Minbic toprakları oldu. 

Aradan geçen 500 yılın ardından Minbic’de özgürlük güçleri tarafından, çetelerin ve hilafetinin önemli merkezlerinden olan Minbic’in alınmasıyla, bir anlamda çetelerin sol kolu kesilip atıldı. 

Bir intikam ve paçayı kurtarma hamlesi olarak tarihi tekerrürde ısrarlı olan Erdoğan kafası, 24 Ağustos 1516’da yine Yavuz komutasında Mercidabık kasabasının işgalinin yıldönümünde, paralel bir açılımla Cerablus’ta başlattığı işgal saldırılarını hala devam ettiriyor. Yavuz Sultan Selim döneminde Urfa eyaletinden çıkarılarak Halep’e bağlanan Rakka’yı  işgal etme çabasında. 

Tarihin tekerrürden ibaret olmasında ısrar eden, ısrardan ziyade saplantı haline getiren Erdoğan’ın mevcut pozisyonu ancak ‘yavuz hırsız’ misyonu ile tarif edilebilir. İlla bir ‘yavuz’ olma iddiası var ise biçilecek en uygun kılıf bu tanımlamaya uygun duruyor. Zira ne Reqa eski Reqa ne de coğrafyada söz sahibi olan halklar kendilerine köleliliği yakıştırır. 

1516 yılında Osmanlı döneminde Türkmenlerin sürgün yeri ve özel iskan politikasına zemin olan Reqa’da Erdoğan, ‘Türkmen kardeşlerini’ ileri sürerek mevcut krizli ortamdan pay kapmanın derdinde.

Çetelerin “hilafet merkezi” olarak adlandırdığı Reqa’da canlandırılmak istenen Selefilik ya da ‘radikal sünnilik’e karşı bir intikam hamlesi yapılmak isteniyor Türk devleti cephesinden. Bir dönem, Veysel Karani olgusunun da etkisiyle Reqa’da önemli bir geçmişe sahip olan Şiiliğe darbe vurularak bir taş ile iki kuş vurmayı hedefliyor.

Hamasi ve absürt tavırları devam etse de Erdoğan’ın hesaplarının tutmadığı görülmektedir. Tansiyonunun zirveye çıkmasının nedeni bu olsa gerek. Türkiye’nin Suriye ile İran arabuluculuğunda Cezayir’de yaptığı gizli görüşmelerden henüz bir sonuç alınamadı. Öte yandan Erdoğan’ın ‘ılımlı muhalifler’ iddiasıyla ileri sürdüğü piyonları olan çetelerle yaptığı hamle başarısızlıkla sonuçlandı. Reqa için mevcut gelişmeler ışığında bir obüslük yol görünüyor Türk devletine. 

İşgal saldırılarında Bab’dan sonra rotanın kırılacağı yer olan Reqa, Türkiye için dış politikada kafa üstü çakılma zeminine dönüşecek. Takdir edersiniz ki; bu çakılma ardından dengesini tamamen yitirecek olan Erdoğan, kendi sınırları içerinde daha ceberrut bir pozisyon üslenerek bitiş anı gelene dek sınırlar arası saldırganlık boyutunu artıracaktır.

Tarihin düz ilerlemeci bir seyir olduğu idefiksi ile şizofrenik bir seyire kendini kaptıran Erdoğan, tarihin akışını değiştiren Kürtlerin ve demokratik yapıların varlığını  görmezden geliyor. 

Bahsi geçen güçlerin, özellikle de Kürtlerin Reqa’da varlığı yeni olmayacak aslında. Suriye’deki devrim sürecinin başlarında 2013 yılında kurulan Cebhet El-Ekrad adlı yapılanmaya çok sayıda Kürt ve Arap genci katıldı. Çetelerin 4 Mart 2013 tarihinde Reqa’daki işgali başlayana kadar birçok toplumsal çalışma yürütüldü. Kürt Yüksek Konseyi, Kanaat Önderleri Meclisi, Diplomatik İlişkiler Meclisi, Halk Meclisi ve Siyasi Birlik gibi yapılanmalar ilan edilmişti.

Şimdi çetelerin ve işbirlikçilerinin de desteğiyle halı altına süpürülmek istenen bu değerler, görkemli bir özgürlük yürüyüşü ardından yeniden ayaklanacak.

DAIŞ çeteleri ve dolayısıyla Türk devletinin, Suriye’nin 6. büyük kenti olan Reqa’da, Kobanê, Hol, Şedadê, Tişrîn ve Minbic’den sonra alacağı altıncı büyük yenilginin adresi de Reqa olacak.

Özgürlük savaşçılarının Reqa’ya yürümesi ile Suriye’deki DAİŞ varlığı, Bab ve Dêra Zor ile sınırlı kalacak. Musul operasyonunun da hedefine ulaşması halinde, Ortadoğu rüzgarı, halkların demokratik inşa sürecinden yana esmeye başlayacak. Görünen o ki; Reqa’da da kadınların kara çarşaflarını atarak özgürlük zılgıtı çekeceği günler yakın.