Gölgesinde yürüdüğü kağnının gölgesini, kuyruğunun gölgesi sanan köpek gibi, başkasının himayesini kendi gücü sanıp dünyanın dört bir yanına seğirterek, fesat, fitne, karıştırıcılık tohumları serpiyordu, Maganda.

Nerede bir tıkırtı duyulsa, hangi köşede bir namlu patlasa, “bana da yer açın” diye öne çıkıyor, insan kanına basa basa kendini Kuzey Afrika kurtarıcısı ilan ediyor, yuhalanıp oradan kovulunca, arsızın utanmazlığıyla, devşirme kimliğine “soydaş”lık yaması ekleyip Moğolistan’ı, Çin’in Sincan bölgesini karıştırmaya gidiyor, Hindistan’ın güneyinde kurtarılacak soydaş keşfine çıkıyordu.

Sopanın ucu gösterilip “haddini bil” denilince, gagasını buralardan çekiyor, ama Kürtlerin başında bela olmaya devam ediyordu. Kimse, herhangi bir hak ve yetki vermediği halde, kendi kendine “görev” çıkarıp, göz diktiği Suriye topraklarına “tebeleş” oluyor, ikinci cephede de İslamcı teröristlerle işbirliği halinde, Kürtlere gün yüzünü göstermemek üzere planlar kurup ataklar gerçekleştiriyordu.

Kürt kini, Maganda’nın aklını başından almış, gözünü de kör etmişti. Dünyanın tepkisine rağmen, para Suudi Arabistan ve Katar’dan, insan kesen, köle pazarı kuran, tarihi dinamitleyen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile El Nusra’nın, insan kesen, köle pazarı kuran, tarihi dinamitleyen personeli için gereken silah ve cephane Türk devletindendi. Dolayısıyla İslamcı terörün ortağıydı, TC...

Ortaklık sözde değil, karşılıklı alış-verişin dökümanları, silah ve insan gücü nakli görüntüleriyle, dünyanın gözleri önünündeydi. Dünyanın savaştığı teröristlerle savaşın temel güdüsü ise Kürt düşmanlığıydı. İslamcı çeteler Kürt gerilla güçleriyle savaşıp, sivil hayatları talan ediyor, Türk devleti de, Kürtlere kendi ülkelerinde barikat kurma niyetine, masaya yaydığı Suriye haritasına kırmızı çizgiler çekiyor, “benin dokunulmaz, aşılamaz çizgilerimi geçerseniz vururum, ha” tehditleri savuruyordu.

Bu teröristlere bütünleşen terördü. Batı dünyası için, etkisi işbirlikçi çetelerin tehdidi ağırlığındaydı. Hükümsüz kaldı, tehditler.

Türk devleti uzaktan bakarken, Kürt güçleri sallarla Fırat nehrini geçip, TC’nin kırmızı çizgilerini yerle bir etti. TC ile çetelerin buluşma noktası, ortak geçiş merkezi Minbic şehri kuşatıldı. Amerikanın başını çektiği uluslararası koalisyonun hava desteğiyle şehir, 73 günlük kuşatmadan sonra ele geçirildi.

Türklerin, kendi kendine ilan ettiği “kırmızı çizgi” yoktu. “Mare hattına, tampon bölgeye geçiş yasağı“ havaya uçmuş, dağılıp kaybolmuştu.

Medeni dünya, Kürdistan güçlerinin zaferini kutluyordu.

Ama, asıl zaferi bayram şenliğiyle karşılayanlar, Minbic şehrinin kadınlarıydı. Sevinçten ağlayarak, dinci teröristlerin zorla başlarından geçirdiği kara çarşafı ve dünyalarını karartan burkaları ateşe ateş atıyor, yine onların sigara yasağını yerde ezme adına havaya dumanlar savuruyorlardı. Köleleştirip eve kapatılan kadınlar, özgürlüklerini geri almanın tadını çıkarıyorlardı. 

Öte yandan savaşın asıl mağlubu Türk devletiydi. Çünkü, onlara vekaleten cinayetler işleyen teröristler kovulmuş, Kürtleri yer yüzünden silme hayalleri Suriye cephesinde de sönmüş, 1930’da mezara gömdüklerini açıkladıkları Kürtler, bir karşı zafer de Minbic’de kazanmıştı.

Kuzeyde ise, beton blokların gerisinde barınmaları da giderek imkansızlaşıyordu. Zulümle gelenler zor durumdaydı. Artık tutunamıyor, bozgun yaşıyor, savaşı kaybetmiş çete bilinç dışı çırpınışlarla, büsbütün barbarlaşıyordu.

Diri diri insan yakma, şehirlerin tank ve toplarla harabiyeti, kaybetmiş çetenin ruh halini gösteriyor. Çünkü Öcalan, hareket ve davranış özgürlüğü olmayan, beton bloklar arasına sıkıştırılmış, kolları bağlı bir esir, çeteci mantıkla rehinedir.

Bu durumda, yalnız hayatından değil, onurundan da, onu esir alanlar sorumludur. Kolları bağlı bir insana yapılan, uygulayıcının şeref ayarını, kırat ve derecesini gösterir. Kötü muamele esiri küçük düşürüp, onurunu rencide etmez. Çünkü adı üstünde, efsanevi Odeysus gibi elleri, kolları bağlı esirdir, o. Eğer işkence, Magandayı yüceltecekse, bu muameleye zaten açıktır. Her şey, onun namusuna, şerefine bağlı. İsterse bir çocuk da işkence yapabilir.

Ama Öcalan, direnen Kürtlerin son ferdi de öldürülene dek sürdürülmek üzere başlatılan son topyekün savaştan beri, tecritte tabii. Ona işkence, Maganda ilkelliğini tatminden başka neye fayda bilinmez, yaşayıp yaşamadığı da belli değil.

Kürt halkı, bu yüzden dünya ölçeğinde ayakta. Dünyanın dört bir yanından, “insan olun ve esire işkence etmeyin” çağrıları yükseliyor.

Maganda anlamıyor, ama lidere işkence, sadece Kürt kinini köpürtüyor. Minbic’in Öcalan’a adanması bundan.

Ne yapacaksınız ki, şerefli düşmana sahip olmak da şanstır…