
Mîrimizin latin alfabesinden Kurmancî için seçtiği harfleri uzmanca seçilmiş ve dilimizin seslerine uygun olarak belirlemiş. Amacımız Kurmancî alfabeyi değiştirmek değil; sadece bazı harflerin seçimi ile ilgili bir tartışma ve fikir yürütmek istiyorum.
A Harfi:
Bu harf latincenin tüm alfabelerinde var. Ancak dilden dile verdiği ses biraz farklıdır. İngilizcede bu harf “ÊY“ sesi için kullanılıyor. Örnek olarak, “Table“ (masa). Almancada bu harf “A“ sesi için kullanılıyor. Ancak onlar hem “A“ hem de Kurmancîde kullanılan “E“ harfinin de yerine kullanılıyor. Yani Almanca’da Kurmancîde kullanılan “A“ ve “E“ ses ve harflerine karşılık sadece “A“ harfi var. Örnek verecek olursak; isim olarak “Anton“ yazılır ancak okunuşu Kurmancîdeki alfabeye göre “Enton“ diye telaffuz ediliyor. Eğer “A“ harfi uzun telaffuz ediliyorsa “Aal“ (yılanbalığı) örneğinde olduğu gibi arka arkaya iki kez yazılıyor. Avrupa dillerinin genelinde “A“ harfi Kurmancîdeki gibi kullanılır ve telaffuz edilir. Bu harfe ilişkin yaptığımız değerlendirmenin sonucu olarak diyebiliriz ki Kurmancî alfabe için “A“ sesinin seçimi “Aş“ örneğinde olduğu gibi çok isabetli ve doğru bir seçim olmuş.
C Harfi:
İngilizcede bu harfe “sî“ deniliyor, Almanca’da ise “tsê“ olarak telaffuz edilir. Ancak İngilizce ve Fransızca gibi bazı dillerde “K“ olarak da telaffuz edilir. Buna “computer“, “company“ vb. kelimeler örnek gösterilebilir. Almancada bu harf çok nadir “tse“ olarak kullanılıyor. Bu harf bazen “H“nin önüne geliyor ve “X“ sesi olarak daha da çok “Ş“ye benzeyen bir ses olarak telaffuz ediliyor. Eğer “S“nin önlerine gelirse, yani bu durumda üç harf, “SCH“ bizim Kurmancîdeki “Ş“ sesini verir. Ancak Mîrimiz bu sesi “C“ olarak almış ve “car“ örneğinde olduğu gibi kendine özgür bir ses ile telaffuz etmiş. Acaba hangi dillerde bu harf aynı ses için var? Bu harfin bu ses için seçilmesinde Türkçeyi örnek almış olabilir. Sonuç olarak bu sesin seçiminde Avrupa dillerinin çoğuna uymayan bir tercih yapılmış. Başka bir çözüm var mıydı? Mîr Celadet alfabeyi oluştururken bir ses için iki harf kullanmaktan kaçınmış ve çok doğru bir yöntem izlemiş.
Ç Harfi:
Bu harf Latince alfabenin temelinde yoktu. Avrupalı halklar Latin alfabesini kendin dilleri için esas aldıklarında bu konuda bir çözüm bulmak zorunda kaldılar. Bazıları özel bir kaç harfi yan yana getirerek bu sesi oluşturmuş. Bazıları da bunu beğenmeyerek, İtalyancada olduğu gibi (CE veya Cİ) kullanmış, bazıları da üç harfi yan yana getirerek bu sesi oluşturmuş. İngilizcede “tsh“ kullanılmış, bazıları da dört harfi yan yana getirmeyi uygun görmüş. Almanlarda kullanılan “tsch“ de olduğu gibi. Bazı dillerde ise “C“ harfinin altına ya da üstüne bir çizgi getirilerek çözüm üretilmiş. Slav dillerinde bu ses bazen çok yumuşak, bazen de çok sert bir şekilde telaffuz edilir (dilimizde olduğu gibi). Bu harfin üzerine gelen küçük bir işaret ya da şapka bu sesin yumuşak telaffuzu, büyük bir çizgi geldiğinde ise sert telaffuzunu gerektiriyor.
Dilimizde Mîr Celadet bu harfi Fransızcaya göre ya da Türkçede olduğu gibi seçmiş, sert ve yumuşaklığını hesaplamamış. Fransa ya da Türkçeye göre bu harfte karar kılması iyi olmuş. Ancak Slav dillerindeki yöntemi seçseydi sesin sert ve yumuşak tonlarıyla ilgili sorunu çözerdi. Bu tartışmadan sonra sert ve yumuşak telaffuz edilen bir kaç ses veya harf üzerinde duralım.
E Harfi:
Bu harf Avrupa dillerinin çoğunluğunda “ê“ ya da “î“ sesini veriyor. Ancak Mîr Celadet bu harfi yumuşak ses için “A“yı seçmiş. Keşke “Ê“ bırakıp günümüzde kullanılan “E“ için “A“ harfinde değişiklik yapsaydı. Yumuşak ve sert ses için "á" veyahut "ā" gibi bir yönteme başvursaydı. Bu şekilde dilimizdeki farklı bazı sorunlar da çözülmüş olurdu. Ancak diğer taraftan görüyoruz ki bu ses dilimizde çok yoğun bir şekilde kullanılıyor, böyle bakınca da Mîr Celadet’in yaptığının en doğru çözüm olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Aramice alfabeyi kullanan Soranca ve Behdînan Kurmancîsinde bu ses için “ﻪ” harfi seçilmiş. Bu yüzden de Aramice yazılan Kurmancî testlerde bu harfi yoğunlukla tek başına görüyoruz, nedeni ise başka bir harfin buna bağlanamaması. Bu yüzden de yazı görsel olarak berbat denecek düzeyde kötü görünüyor. Bu anlamda Mîr Celadet’in tercihi çok doğru ve yerinde.
Ê Harfi:
“E“ harfi Kurmancîde “A“ harfinin yumuşak tonlaması olarak kullanıldığı için “Ê“ sesi olarak kullandığımız ses için de bir harfe ihtiyaç duyuldu ve bu harf seçildi. Bu ses için Mîr Celadet şapkalı “E“ yanî “Ê-ê“ uygun görmüş. Elbette “Ê“nin değişik versiyonları olan kullanımlar "é" ya da "è" da kullanılabilirdi, bu mümkündü.
G Harfi:
Bu harf birçok Avrupalı dilde Kurmancîdeki “G“ gibi telaffuz ediliyor. Ancak bazılarında “C“ olarak, bazılarında ise “J“ olarak telaffuz edilir. “G“ sesi için bu harfin seçimi çok isabetli olmuş. Ancak bazı yazar ve dilbilimcilerimiz, İngilizce ve Fransızca gibi yabancı dillerdeki kelime seçiminde, onları esas alarak Kurmancîdeki “G“ harfini değiştirerek “J“ olarak yazıyorlar. Bu değişiklik bence doğru değil ve kelime içindeki harfler olduğu gibi kalmalı.
Bu tartışmanın devamı var. Önümüzdeki yazıda “i“ harfinin üzerinde duracağız.