Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan uzun süredir “Misakı Milli’nin güncellenmesi” hususu üzerinde ısrarla duruyor. Bunu Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununu çözüme ulaştırmanın çok önemli bir projesi olarak görüyor. Hatta bunun için özel bir komisyonun örgütlendirilmesini ve çalışmanın bu temelde yürütülmesini öneriyor. Son günlerde IŞİD saldırıları temelinde Irak’ta yaşanan tarihi öneme sahip gelişmeler bu önerinin yeniden ve çok ciddi bir biçimde değerlendirilmesini gündeme getiriyor.

Ortadoğu’daki gelişmeler baş döndürmeye devam ediyor. “Irak Şam İslam Devleti-IŞİD” adlı örgütün Musul’u ve Tikrit’i ele geçirerek Bağdat’a doğru yürümesi, Ortadoğu’da Birinci Dünya Savaşı ile çizilmiş olan sınırların artık miyadını doldurmuş olduğunu çok açık bir biçimde gösteriyor. Görünen o ki, Irak artık üç parça! Hatta belki de Irak artık yok demek daha doğru. Suriye de bundan pek farklı değil. Mevcut haliyle dört parçalı bir durumu yaşıyor.
Irak üç, Suriye ise dört parçalı bir durumu yaşarken, adına şimdiye kadar ülke denen bu iki toprak parçasının ortasında yeni bir egemenlik sistemi doğuyor: Irak Şam İslam Devleti! Peki kim bu IŞİD? 2013 Temmuz’undan bu yana Rojava Kürtlerine vahşice saldıran ve Rakka’yı ele geçirerek kendini Suriye’nin en güçlü örgütü haline getiren, Kürtlerin kısaca “Çeteler” olarak adlandırdıkları bu IŞİD nereden gelip nereye gidiyor?
IŞİD’in 2003 Nisan’ında Saddam Hüseyin yönetiminin yıkılışı ardından kurulduğu ve Irak’taki ABD işgaline karşı mücadele ettiği biliniyor. Bilinen ilk ve ünlü lideri ABD birlikleri tarafından öldürülen Zerkavi oluyor. Örgüt o dönemde El Kaide’nin Irak kolu olarak tanımlanıyor. ABD’ye karşı olan İran ve Suriye yönetimlerinden aktif destek alıyor. Hatta AKP Hükümetinden de destek aldığı herkes tarafından biliniyor ve söyleniyor.
ABD işgaline karşı “Felluce Direnişini” örgütleyen IŞİD’in, ABD ordusunun uzun ve ısrarlı saldırıları karşısında epeyce zayıf düşürüldüğü biliniyor. Irak’ta böyle bir durumu yaşarken, 2011 baharından itibaren Suriye’nin dış kaynaklı bir iç çatışmaya maruz kalması, zayıflatılmış olan IŞİD’in önüne yeni bir fırsat çıkartıyor. O zamana kadar adı “Irak İslam Devleti” olan örgüt, 2012 başından itibaren adına “Şam” kelimesini de ekleyerek Suriye’de savaşa tutuşuyor ve ABD yanlılarını gerileterek kendini Suriye’nin en güçlü örgütü haline getiriyor.
IŞİD’in geçen kış Felluce ve çevresine yeniden saldırdığı ve buraları ele geçirdiği biliniyor. Şimdi de kendisine Irak’ın ortasını, yani tüm Sünni Arap bölgesini hedef yaptığı ve buraları ele geçirmeyi planladığı anlaşılıyor. Musul ve Tikrit’i aldıktan sonra Bağdat’a yürümeye çalışması bunu gösteriyor. Mevcut Irak’ta adete sahipsiz bırakılmış olan Sünni Arap toplumuna dayandığı anlaşılıyor. Benzer biçimde Suriye’nin Sünni Arap bölgesinin bir kesimini de ele geçirmiş bulunan IŞİD, bu iki alanı birleştirerek çok geniş bir coğrafyaya hükmeder hale gelmiş bulunuyor. Aynı zamanda ele geçirdiği para ve silahlarla da kendisini çok fazla güçlendirmiş oluyor.
IŞİD’in mücadele tarzı kelimenin tam anlamıyla terörizmdir. Saldırdığı hedefte sivil-asker, büyük-küçük, kadın-erkek ayrımı yapmıyor. Çok fazla sayıda insan öldürmekten sakınmıyor. İntihar eylemleriyle insanların parçalanmasından boğazlarının kesilmesine kadar her türlü dehşet verici saldırı yöntemine başvuruyor. Yağma ve talan yapıyor. Tüm bunlar göz önüne getirildiğinde, kuşkusuz Kürtlerin “Çete” olarak tanımlaması çok doğru ve anlamlı oluyor.
Fakat çete-mete, karşımızda ciddi bir gücün var olduğu ve Sünni Arap toplumundan destek aldığı tartışma götürmez bir gerçek. Özellikle Irak’ta bir tarihi geçmişi de var. ABD işgaline karşı en çok savaşmış olmanın etkisini üzerinde taşıyor. Bugün İran ve Esad yönetimleriyle karşı karşıya olsa da, zamanında ABD’ye karşı savaşırken bu yönetimlerle ilişki içinde de olmuş. Yine Suriye’de Rojava Kürtlerine karşı savaşırken AKP Hükümetinden açık destek görmüş. Yani ilişki kuran ve destekleyenleri de var.
Suriye’de Cephetül Nusra ile çelişki ve çatışma içine girse ve El Kaide ile ilişkileri tartışılır hale gelse de, yine de “Radikal dinci” denen örgütler arasında yer alıyor. İslam’ın Sünni mezhebine dayanıyor. Fakat sadece “Dinci örgüt” olmadığı da bir gerçek. Dinciliğinden daha çok Araplığı öne çıkıyor. Arap-İslam sentezcisi denebilir. Aşırı Arap milliyetçiliğine dayanma durumu daha fazladır. Bu yanıyla Saddam yönetiminin, yani eski Baas’ın kalıntıları üzerinde örgütlendiği anlaşılmaktadır. Belki de Saddam Hüseyin’in sağ kolu İzzet İbrahim bu örgütle birliktedir. Eski Baas komutanları IŞİD’in vahşice saldıran çetelerini örgütlemektedir.
Burada bir şeye daha vurgu yapmak önemlidir. ABD işgali temelinde oluşan Irak’ta Sünni Arap toplumu çok aşırı ezilmiş ve dışlanmıştır. Dolayısıyla bu durumdaki bir topluma dayalı olarak IŞİD gibi hareketlerin gelişmesi yadırgatıcı değildir. Diğer yandan IŞİD’in siyasi durumu doğru okuduğu da ortadadır. Küresel kapitalist sistem ile bölgesel ulus-devlet statükoculuğunun tam bir çıkmaz ve çözümsüzlük içinde olduğu bir ortamda, hamle yapacak iki güç vardı: Birincisi PKK benzeri radikal demokratik hareketlerin devrimci hamlesi, ikincisi ise IŞİD benzeri hareketlerin karşı-devrimci saldırıları! Kürtlerin sürecin gerektirdiği devrimci hamleyi zamanında ve yeterli düzeyde geliştirememesinin yarattığı boşluğu IŞİD saldırıları dolduruyor.
Acaba IŞİD saldırıları ardında kim ya da kimler vardır? Saldırılar İran etkinliğini gerilettiğine göre, acaba arkasında ABD ve İsrail olabilir mi? ABD yönetimi dil ucuyla kınamış olsa da, bu soruya kolayca “Hayır” denemez. Zira bir süredir ABD ve İsrail’in hamle yapacağı, Irak ve Suriye’yi parçalayacağı yönünde bilgiler ortalıkta dolaşıyordu. Bunu engellemek için İran’ın yoğun bir diplomatik faaliyet yürüttüğü söyleniyordu. Yoksa ABD ve İsrail’in söz konusu hamlesi bu mudur? Veya IŞİD ABD’nin bu durumundan mı yararlanmıştır? Şimdiye kadar başarılı olan İran, bu kez başarısız mı kalmıştır?
Bu soruların kesin cevabı önümüzdeki yakın süreçte açığa çıkacak veya anlaşılacaktır. Ancak mevcut hamlesiyle IŞİD’in daha şimdiden Ortadoğu statükosunu altüst ettiği bir gerçektir. Irak ve Suriye’nin ortasını birleştirerek IŞİD’in, İran’ın yarattığı Şii kemerine karşı bir Sünni gövdesi ortaya çıkardığı açıkça ortadadır. Bu durum Ortadoğu bölgesini yeniden Şii-Sünni mezhep çelişkisine göre bölme ve çatıştırma demektir. Belki bundan Şii ve Sünni baronları ile ABD ve İsrail gibi güçler yarar sağlayabilir, fakat bunun Şii’si ve Sünni’si ile tüm Müslüman toplum için çok büyük bir tehlike içerdiği ve adeta yeni bir felaketi oluşturduğu açıktır.
IŞİD’in Şii mezhebine karşı Sünni toplumu örgütlemeye ve harekete geçirmeye çalışacağı açıkça ortadadır. Dolayısıyla ele geçirmek için hedeflediği alanlar hep Kürdistan ve Türkiye gibi alanlar olacaktır. Yani bir yıldır Rojava Kürdistan’ı hedefliyor olması bir tesadüf değildir. Şimdi de Rojava’yı ve Başur’u birlikte hedefleyecektir. Yine Sünni toplumu etki altına alma noktasında Türkiye ile hep çatışma içinde olacaktır. Eğer Kürt sorununu çözen bir demokratikleşme gelişmezse, o zaman Kürtler Türkiye, İran ve IŞİD üçlü saldırısı arasında sıkışıp kalacaktır.
Kısaca Irak ve Suriye parçalanmış, Ortadoğu’da statüko artık geri gelmez bir biçimde aşılmıştır. Yeni sistem demokratik olursa elbette herkes için iyi olur. Fakat böyle olmazsa, İran-IŞİD mezhepsel çatışması ortamında Kürtler ve Türkler çok ciddi bir zarar görme durumunu yaşar. İşte böyle bir ortamda yeni sistemin demokratik olmasını sağlayacak ve zarar görmeyi önleyecek tek proje kuşkusuz Misakı Milli’nin Güncellenmesi olabilir.
Misakı Milli’nin Güncellenmesi demek, yeni bir Türk-Kürt ittifakının yaratılması demektir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için Kürtlerin ulusal-demokratik birliğini sağlaması ve Türkiye’nin de Kürt sorununu demokratik siyaset yöntemiyle çözmesi gerekir. Yani Misakı Milli’nin güncellenmesi ancak tam demokrasi ile olur. Buna Misakı Demokrasi bile denebilir. Türklerle Kürtler arasında tüm sorunların demokratik siyaset yöntemiyle çözümünü sağlatacak bir Misakı Demokrasinin oluşması, Ortadoğu’da bazıları tarafından geliştirilmeye çalışılan mezhep çelişki ve çatışmalarına karşı halkların demokratik Ortadoğu birliğini gerçekleştirmenin önünü açacaktır.