Yapmadıklarını yapmış gibi yapan, yaptıklarını ise başkasına yıkan taktik bir Fethullah Gülen taktiğidir. Gülen’in kucağında ve dizleri önünde büyüyen Erdoğan ise bu taktiği en ileri düzeye taşıyarak belki de en ustaca bu taktiği kullanan kişidir. 

Erdoğan’ın yaptıklarının tümüne bakılabilir. Yalan söyler ancak dürüst olduğunu iddia eder. Çalar ancak birilerinin çaldığını söyler. Katleder, başkalarının katlettiğini söyler. Anaların kutsal olduğunu söyler en çok anayı katleder. Dinden söz eder en büyük dinsizliği yapar. Kapitalist de kendisidir ne kadar antikapitalist olduğunu söyler. ‘Dünya beşten daha büyüktür’ der Türkiye’de tek olmak için her şeyi yapar. Darbe yapar başkalarının darbe yaptığını söyler. Anti demokratik ve diktatördür ancak birilerini diktatör hatta faşist olarak lanse eder. İşçi ve emek karşıtıdır ancak emeğin en büyük savunucusu olarak ortaya çıkar. İnsana düşmandır insanı yaratandan dolayı yaratılanı sevdiğini söyler. Kürt düşmanıdır ne kadar Kürtleri sevdiğini söyler. 

Özcesi, kendisinden olmayanı kendisinden varmış gibi yapan, kendisinin yaptığını ise başkalarının yaptığını günde bin kere söyleyen kişi Erdoğan’dır. Bu bağlamda ikiyüzlülüğü çok çok aşan hatta günlük olarak yüz tane farklı yüzle ortada dolaşan kişi yine Erdoğan’dır. 

Son yıllarda Erdoğan’ın yaptıklarını tek tek yazıp yan yana konulduğunda ya da söylediklerini peş peşe dizdiğimizde ve bunları bugünle kıyasladığımızda birbiriyle uyumu hiç olmayan hatta tam tersini olan binlerce böyle eylem ve söylemle karşı karşıya geleceğimizi herkes görebilir. 

Özcesi, tam bir bukalemun kişilikle, yine Aziz Nesin’in zamanında ifade ettiği gibi bir Zübük kişilikle karşı karşıya olduğumuzu siyaset bilimiyle en az uğraşanlar bile görebilir. Biz Erdoğan’ın böyle olduğunu az çok biliyoruz. 

Yine birkaç gün önce Avrupa Parlamentosunda Mesud Barzani basına dönük bir açıklama yaparken, Goran Hareketi’nin legal yollarda parlamentoya el koymak için bir darbe girişiminde bulunduğunu ifade etti. Dikkat edersek Erdoğan’da Fethullah Gülen’in 15 Temmuz günü Türkiye’yi ele geçirmek için bir darbe yaptığını ileri sürdü ve halen de sürmektedir. Tuhaf olan ise Fethullah Gülen 15 Temmuz’da Türkiye’yi ele geçirmek için güya bir darbe yapmış ancak Türkiye’nin tümüne ise Erdoğan neredeyse Devlet Bahçeli ile birlikte tek başına el koymuşlardır. Fethullah Gülen güya darbe yapmış ancak “Tanrının lütfu” deyip Türkiye’yi ele geçiren ise Erdoğan olmuştur. 

Konumuza dönersek bugün Güney Kürdistan’da tam dört yıldır görev süresi biten Mesud Barzani iktidarda hem de tek başına, üstelik iki yıldır da gayri resmi olarak aynen Erdoğan gibi parlamentonun tüm yetkilerini gasp ederek bunu yapmışken, nasıl oluyor da Goran Hareketi legal yollarda parlamentoya karşı bir darbe yapmıştır? Dahası askeri gücün, parasal gücün, diplomatik gücün tümü Mesud Barzani ile Barzanilerin elinde ancak legal yollarda ise darbe yapacak olan ise Goran Hareketi? 

Goran Hareketi’nin Güney Kürdistan parlamentosunu ele geçirmek için darbe yapmak istedi demek tek kelimeyle bir Zübük numarasıdır. Parlamento başkanını Hewler dolayısıyla parlamentosuna girmeye izin vermeyen Mesud Barzani ancak darbeyi yapan ise Goran!

Soralım, dünyanın neresinde bir parlamento başkanı seçildiği parlamentoya giremez? Soralım resmi olarak görevi bitmiş olan bir kişi hem de tam dört yıl geçtiği halde gayri resmi olarak bir hükümet adına tüm ilişkileri sürdürebilir? Böyle olan birilerine tüm devlet hukukları diktatör demez mi? Diktatörlerin tümü darbe ile iş başına geldikleri için diktatör oldukları söylenmez mi? 

Dahası, hiçbir görüşe, düşünceye, yapıya örgütleme hakkı vermeyenler tek bir kelimeyle ifade edecek olursak anti demokratik olmaz mı? Diktatör olmaz mı? 

Peki, yine soralım Kürdistan parlamentosunu işletmeyenler, işlevsiz bırakanlar, parlamento başkanını parlamentoya girmesine izin vermeyenler, dünyanın başka bir yerinde başka bir parlamentosunda birilerinin anti demokratik olduğunu, birilerinin parlamento yoluyla darbe yapmak istediklerini söylediğine, onu ya da onları dinleyecek, ciddiye alacak kaç kişi çıkar acaba? 

Sözü uzatmadan belirtelim ki öyle görülüyor ki moda söylenenlerle yapılanların bir olduğu, uyumlu olduğu değil, moda; yaptıklarını başkalarına yıkmakmış. Başkalarının yaptıklarına ise sahiplenmek imiş! 

Ama peşinen belirtelim ki, taklit hiçbir zaman orijinalin yerini tutamaz. Taklit orijinalin yerine tutamadığı için ortaya çıkanlar ya da çıkacak olanlar aynen Mesud Barzani’nin Avrupa Parlamentosunda Goran Hareketi için sarf ettikleri gibi sadece ve sadece trajik komik olurlar ki, bunun da sonu her zaman hüsran olmuştur…