Sophokles’in (M.Ö. 496 – 406) meşhur tragedya metnidir Antigone. Bu eser, yazarın en eski oyunu ve Thebai (olayların geçtiği kent) üçlemesinin bir parçasıdır.
Oyunun kahramanı Antigone’dir. Bir kız kardeşi ve iki erkek kardeşi vardır. Oedipus ölürken kentin kralıdır ve şimdi yönetim geride kalan iki oğula, Eteokles ve Polyneikes, kalır. Birbirleriyle savaşırlar ve ikisi de ölür. Geriye iki kız kardeş kalır. (Antigone ve Ismene) bundan sonra en yakın akraba sıfatıyla ülkenin yönetimine Kreon geçer. Kreon’a göre Eteokles vatanı için ölmüştür ve bir mezara kavuşup, uygun törenler yapılacaktır. Ancak sürgünden gelip vatanını ve tanrıları yıkıp, intikam almak için savaşan Polyneikes gömülmeyecek, adına yas tutmak ve tören yapmak yasak olacaktır. Mezarı olmadığı için kuşlar ve köpekler onun leşini yiyecekler.
Oyun, Antigone’nin kardeşini, herkese ve her şeye karşı gelerek, mezara gömmeye karar vermesi ile başlıyor. Hikayenin ana omurgasını ise, Antigone’nin kendi ölümü pahasına Kreon ile karşı karşıya gelişi ve sonrası oluşturur. Oyunun popüler temaları yas, mezar ve ölüm olup üzerine çokça şey söylenebilir, lakin kral Kreon’a dair bir iki şey ifade etmek istiyorum. Kreon çok net bir biçimde temsili çıkarılmış ve “anti” karakter olarak güçlü bir şekilde pasajlara yedirilmiş. Onun cisimleşmiş halinin, zihniyet haritasının bugün çok güncel oluşu hayret vericidir. Değinmek istediğim nokta da burası…
***
Hegel, bu metin için “Devlet ile ailenin uzlaşmazlığının manifestosu” der. Kreon kendini bir devlet olarak görür. Tanrısal yasanın yeryüzündeki temsilcisi, mutlak itaat edilmesi gereken kurum, emirleri sorgulanmadan yerine getirilmesi gereken mercidir. Hem ceza hem af yetkisi ile tanrısal bir atıfla hareket ettiğinin bilincindedir. Bu yetkiye dayanarak halk üzerinde yoğunca bir korku üretiyor. Halk boyun eğiyor. Kreon aynı zamanda ideolojik bir savaş yürütüyor. Bunu için “vatan” kavramını özellikle fetişleştiriyor, vatanı ev ile özdeş tutuyor. Kreon “Bir insan evinde egemenliğini sağlayabilirse devlet yönetiminde de aynı şeyi yapabilir” diyor oğlu Haimon’a. Aynı diyalogda ailenin sona ermesini devletin sonra ermesi olarak gördüğünü belirtiyor.
Bertol Brecht’in Antigone yorumu da kayda değerdir.
“Diktatoryayla soğukkanlı bir hesaplaşma.” Olarak tanımlıyor. Antigone, ölüm karşısında yaşamı savunduğu ve bunun bir bedeli olduğunu bildiği için ölüme gider. Özgürlüğü korumakla uğraşırken ve bunun adaletini dillendirirken; Kreon tipik bir tekçi zihniyetle karşısına dikilir. Dikildiği yer, yaşam görünümlü ölümdür. “Devlet bir kişiye aitse ona devlet denemez” diyen oğluna, “Devleti yöneten aynı zamanda ona sahiptir” diyerek cevaplar. Kreon’un diktatoryal başka özellikleri de metin içinde belirgindir. Birincisi, cinsiyetçidir. Sürekli kadınları aşağılar. Kadın üzerinden yoğun bir indirgemecilikle ötekiyi zayıf düşürmeye çalışır. Kadınını dinlemenin en kötü şey olduğunu, lafının dinlenemeyeceği ifade edilir. Cesaretini kırmaya çalışan herkesi “kendisini kadınlaştırmaya çalışmakla” itham ederek, paranoyanın sınırlarında dolanır.
Ona gelen Antigone’nin de bir kadın olması en belirleyici etmendir eserde. Kreon’u derinlemesine bir psikanalize tabi tutarak arkasından Antigone’nin kadın kimliği çıkar. Kreon, bir mizojenisttir.
İkincisi ise, her koşulda kendini esas alması, kendine göreciliğidir. Kendi fikirleri dışındaki tüm fikirleri yanlış görür. Basit güç ve iktidar krizleri yüzünden herkesi etiketler, suçlar. Mesela onun haksız olduğunu kendisini dinlerse zarar görmeyeceğini söyleyen kör kâhin Theresias’ı da “paragöz” olmakla suçlar. Kreon, yaşamı kendinden ibaret gördüğü için, yönetim olgusuna da hepten tahakküm ilişkileri üzerinden yaklaşıyor.
Kreon tüm bu özellikleri ile eserin esas ikinci trajik kahramanı olur ve boş devletçi gururun pençesinde çürümeye başlar, felakete kapı aralar. Kendini esas alıp, gücünü çok kutsadığı için körleşir ve sarpa saran olayları görmez. Gerçekleri son anda göremeye başlar ama iş işten geçmiştir. Antigone ölmüştür, oğlu Haimon Antigone’nin nişanlısıdır ve onun ardından babasını lanetleyerek intihar eder. Oğlunun ölüm haberini alan Kreon’un karısı Eurydike de intihar eder. Tüm bu olaylar zincirini “yas tutmak” isteyen “gömülme hakkının” olmasını ifade eden Antigone’nin direnişi başlatır. Zalim Kreon “gerçek katilin kendisi olduğunu” anlar ve korkunç kaderi ile tükettiği yaşamla baş başa kalır.
***
Sophokles evrensel bir zalimin otoportresini çıkarır. Çünkü aynı özellikler, bugün modern Kreon görünümlü kişiliklerde de barizdir. Değişen sadece isimler oluyor. Kreon birkaç harf atlayarak Erdoğan oluyor. Öyle işte… Tarih Antigone’yi hatırlıyor, Kreon’u değil…