Erdoğan, Türkiye’de esip gürlemesine rağmen Moskova’da daha çok Putin’in dayatmalarını kabul etti. Erdoğan’ın çeteleri için istediği ateşkesin adı protokolde “askeri faaliyetlerin durdurulması” şeklinde yer alıyor.

Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki meydan okuma triplerinin aksine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den İdlib’de zor durumda kalan çetelerini korumak için ateşkes talep ettiği görüşmede, istediğini alamadı.

Suriye ordusunun Şubat ayı sonuna kadar ele geçirdiği topraklardan çıkıp, ablukaya aldığı Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmemesi durumunda Esad güçlerini vuracağını taahhüt eden Erdoğan, Türkiye-Rusya arasındaki ek protokole  kalıcı “bir ateşkes” ifadesini koyamadı. Türk ve Rus tarafı ‘ateşkes’ten bahsedip ‘ateşkesin’ sağlandığını ilan etseler de  Putin’in basın toplantısının ardından Türk heyetine eliyle “gel” işareti yapması, bunun üzerine düğmenlerini kapatmış Türk heyetinin el pençe hazırola geçmesi, sosyal medyada uzun süre eleştiri ve alay konusu oldu.

Ayrıca Çariçe II. Katerina’nın heykelinin olduğu salonda tarafların bir araya gelmesi, Osmanlı-Rus savaşlarında sürekli galip gelen Rus tarafını sembolize ettiği şeklinde yorumlandı.

Kalıcı bir ateşkes yok

Erdoğan ile Putin arasında yaklaşık 6 saat süren görüşmelerin ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından Rusça ve Türkçe okunan uzlaşma metninin tam başlığı, “İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki durumun istikrarlaştırılmasına ilişkin muhtıraya ek protokol” olarak açıklandı.

İki tarafın üzerinde mutabık kaldığı metin, Erdoğan ve Putin’in’in 17 Eylül 2018’de Rusya’nın Soçi kentinde imzaladığı anlaşmaya 3 maddelik bir ek yapıyor.

Erdoğan’ın, İdlib’de Rusya ve Suriye ordusunun Aralık 2019’dan bu yana gerçekleştirdiği operasyonda zor durumdaki Türk işgal ordusu ve çetelerini korumak için ısrarla istediği ateşkes ise oldukça muğlak ve hiç bir garantisi yok.

Ek protokolde, “İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler, 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır” ifadelerine yer verildi. Erdoğan ise daha önce Suriye’nin ele geçirdiği topraklardan Şubat sonuna kadar çekilmesini, 27 Şubat’ta ise İdlib’de çok ağır asker kaybından sonra bu talebin tutmayacağını bildiğinden dolayı “kalıcı ateşkes” beklentisini her fırsatta dile getiriyordu. Erdoğan, tehdit dilini ve ateşkes talebini birlikte kullanıyordu.

Ek protokolde, askeri faaliyetlerin durdurulmaması durumunda nasıl önlemler alınacağı ya da mevcut gözlem noktaları aracılığıyla ihlallerin rapor edilmesi faaliyetlerinin devam edip etmeyeceği gibi unsurlara yer verilmedi.

Protokolde kararlaştırılan 3 madde şöyle:

  • İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler,  6 Mart 2020 saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır.
  • Türk ve Rus devriyeleri, 15 Mart’ta M4 karayolunun Trumba’dan (Saraqib’in batısı) Ain Al Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır.
  • M4 karayolunun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecek. 7 gün içinde esasları kararlaştırılacak.

Protokolde üzerinde uzlaşılan 3 maddenin son derece kısa ve hemen hiçbir ayrıntı içermeden yazılmış olması dikkat çekiyor.

Yapılan değerlendirmelerde, tarafların ateşkes ve M4 karayoluna ilişkin konularda genel hatlarıyla bir uzlaşıya vardıkları, uygulamaya ilişkin esasların görüşülmesi sürecinde ayrıntılar üzerinde uzlaşı aranacağı öngörülüyor.

Türkiye’nin çetelerle ilişkisi sorun olarak duruyor

Türk devletinin İdlib’de himayesindeki çeteleri nasıl durduracak? Bundan sonra Rusya ile sahada gerçekleştireceği ortaklaşmaya Türkiye-çete ilişkileri nasıl yön verecek? Tüm bunlar önemli sorular olarak karşımıza çıkıyor.  Zira, Erdoğan Putin ile 17 Eylül 2018’de Soçi’de yaptığı görüşme ve anlaşmada, İdlib’in çevresinde 15-20 kilometre derinlikli bir tampon bölge yaratma yine bu bölgede ağır silahları çıkarma sözünü vermişti. Ancak çetelerle ilişkilerinden dolayı hiç bir zamanda sözünü tutmadı.

Protokolün hemen girişinde terörle mücadeleye Rusya ve Suriye ordusunun devam edeceğine dair ifade, Türkiye’yi bundan sonra oldukça zorlayacak. Bu madde son derece kırılgan olan ‘ateşkesi’ bir anda sonlandırabilecek.

Soçi Mutabakatı’nda da yer alan BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak ilan edilen El Kaide kökenli Heyet Tahrir El Şam (eski adı: El Nusra) gibi çete gruplarına yönelik mücadalenin devam edeceği ifadesi, ‘ateşkesi’, daha doğrusu ‘askeri faaliyetlerin durdurulması’ durumunu her an askıya alabilir.

Aralık 2019’dan 5 Mart 2020’ye kadarki süreçte Suriye ordusu Rusya’nın desteği ile İdlib’de çetelerden büyük bir alan ele geçirdi. Suriye ordusunun yürüttüğü operasyonda önemli bir kazanımı da Şam-Humus-Hama ve Halep’i birbirine bağlayan M5 karayolu ve stratejik Saraqib kentiydi. Bu protokolle Erdoğan, daha önceki tehditlerinin aksine bu yerlerin tümüyle rejime geçmesini kabul etmiş oldu.

Rusya, Lazkiye-Halep’i birbirine bağlayan M4’ü ise Türkiye ile yaptığı protokolle almak istiyor.

Protokol, Halep’i Lazkiye’ye bağlayan M4 Karayolu’nun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde güvenli koridor tesis edilmesini içeriyor ve ayrıca karayolun belli bölgelerinde ortak devriye uygulamasını getiriyor.

Rusya ve Suriye’nin gerçekleştirdikleri operasyonun bir amacı da M4 Karayolu’nu tamamen kontrol altına almaktı. Bu amacını Halep’i Şam’a bağlayan M5 Karayolu’nda gerçekleştirmiş ancak M4’te tam olarak bu noktaya varamamıştı. Bu protokolle Rusya, M4 Karayolu’nun denetimini Türkiye ile paylaşmış oluyor.

Türk devletinin her fırsatta dile getirdiği Türkiye-Suriye sınırında 30 kilometre derinlikte ‘güvenli bölge, güvenlik koridoru’ ise protokolde yer almadı.

Türkiye, Suriye’nin neresinde olursa olsun ihtiyaç halindeki Suriyelilere insani yardımların ulaştırılması ve evlerinden edilen Suriyelilerin geri dönüşünün sağlanması ibarelerini metne soktu. Rusya da Türk devletinin sürekli şantaj haline getirdiği sivillerin göçü konusunu bir nevi kabul etmiş gibi göründü. Ama kalıcı bir barış ortamı sağlanmadan milyonları bulan Suriyelilerin yerlerine geri dönmesi beklenmediği için bu ifadeler havada kalıyor.

Protokolde ayrı bir madde, Türk-Rus ortak devriyelerinin 15 Mart 2020’de karayolunun Trumba kentinden Ain-Al-Havr’a kadar olan kısmını içereceğini kayda geçiriyor. Trumba kentinin, M4 ve M5 karayollarının kesiştiği stratejik önemdeki Saraqib kentinin 2 kilometre batısında olduğu metinde de yer alıyor. Pazartesi günü Seraqib’e giren ve askeri polisini yerleştiren Rusya, bu kentin kendi denetiminde kalacağını kayda geçirmiş oldu.

İran, Rusya ve Türkiye’nin garantörlüğünü yaptığı Soçi ve Astana görüşmeleri sonucu Türk devleti İdlib eyaletini çevreleyen alanlarda 12 Türk askeri gözlem noktasını kurmuştu. Ancak, Suriye ve Rusya’nın sürdürdüğü operasyonlar sonucu bu gözlem noktalarının neredeyse tamamına yakını,  Suriye ordusunun ablukası altında kalmıştı. Rusya ablukada kalan bu noktalardan Türk askerlerinin geri çekilmesini zira, bu noktaların işlevsiz kaldığını belirtiyordu. Ancak bu metne ve protokol maddelerine girmediği için abluka altında da olsa Türk gözlem noktalarından asker buralarda kalmaya devam edecek.  Böylece Türkiye bir yanda Suriye’de çeteleri eliyle işgal alanlarını genişletmek isterken bir yandan da askerlerinin bulunduğu yerleri terketmek istemiyor.

Metin Gürcan’dan ‘askerler aç’ mesajı

Türk devleti askerlerini her ne kadar abluka altındaki gözlem noktalarında geçmiyorsa da buradaki askerlerin durumu ne olduğu çok belli değil.

Güvenlik uzmanı Metin Gürcan’ın Twitter’daki şu paylaşımı önemli: “Habertürk’te Sn. Çetiner Çetin ‘yaklaşık 30 gündür kuşatma altındaki 9 askeri gözlem noktamıza yiyecek içecek mühimmat, jeneratör için mazot iletilemiyor’ dedi..Valla ben demedim O dedi. Acaba bu çocuklar şimdi orada ne yapıyor? Mühimmat, mazot, kumanya durumu nedir?”

Yaralı Türk askerleri Saraqib’den çıkarıldı

Öte yandan Moskova’daki görüşmede tarafların askeri faaliyetlerin durdurulması yönündeki kararının ardında saatler sonra İdlib’de Suriye ordusu ile Türk devletine bağlı çeteler arasında çatışma çıktı. Her iki tarafın da kayıplar verdiğini ise Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) duyurdu.  SOHR’un verilerine göre çatışmada 6 Suriye askeri ve Türk devleti destekli Türkistan İslam Partisi çeteleri üyesi 9 kişi öldü.

Öte yandan dün Saraqip’de yaralanan Türk askerleri çatışmaların durdurması üzerine tahliye edildi.

 

HABER MERKEZİ