Türkiye’de tartışılan en önemli konulardan biri Kürt hareketinin tavrıdır. Kürt hareketi bu konuda net açıklama ve değerlendirmeler yapmasına rağmen spekülasyonlar sürmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin 13 yıldır AKP için söyledikleri ve yürüttüğü mücadele gözler önündedir. Kuşkusuz bu aynı zamanda devlete karşı bir mücadeleydi. Fethullahçılarla ilgili değerlendirmeleri de bilinmektedir. Fethullahçıların AKP döneminde oluşan yeni paralel devlet içindeki etkin güç olduğunu ilk söyleyen de Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Bunu da AKP’yle ittifak içinde, AKP desteğiyle gerçekleştirdiğini vurgulamıştır. Nitekim AKP’liler Fethullahçılara “Siz ne istediniz de vermedik. 12 yılda nereden nereye geldiniz” demişlerdir. “Nereden nereye” derken, yargı ve polis içindeki yuvalanmaları da kastedilmiştir.

Şu açıktır ki, 2013 yılına kadar Türkiye’de izlenen politikada bu iki güç ittifaktır, bir koalisyondur. Fethullahçıların hükümet ve meclis içinde sayısı az olsa da, politikalarda ve uygulamalarında tam ortak olmuşlardır. Bu konuda hiç kimsenin tereddüdü yoktur. Fethullahçılar yargı ve poliste etkili olmuşlardır; ancak onlar da AKP Hükümetinin politikalarını uygulamıştır. Polisin ve yargının hiçbir tasarrufunda AKP biz ortak değildik diyemez. Zaten dememektedir. Kürt Özgürlük Hareketi de tüm bu uygulamalardan AKP Hükümetinin sorumlu olduğunu söylemektedir. 2006 yılında “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” diyen Tayyip Erdoğan’dır. Fethullah Gülen’in Kürt Özgürlük Hareketi için yaptığı bedduaları Başbakan Erdoğan sabah akşam her gün yapmıştır.
2012 yılının sonuna kadar AKP Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için tüm savaş araçlarını ve siyasi gücünü ortaya koymuştur. Kuşkusuz Fethullahçılar da Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiye edilmesinin hararetli savunucularındandı. Öyle ki, liderlerini de öldürün, bu işi bitirin diyorlardı. AKP Hükümeti PKK’yi zorla tasfiye edemeyeceğini anlayınca İmralı’da görüşmeler yapmak zorunda kalmıştır. Kürt Halk Önderi de bu ortamı Kürt sorununu siyasal zeminde çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için gelişmeler sağlatabiliriz düşüncesiyle Kürt Özgürlük Hareketi’nden çatışmasızlık içine girmesini istemiştir. Bunu isterken İmralı’daki görüşmelerde Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için adım atılabileceği yönünde bir eğilim görmüştür. Demokrasi güçleri de bu süreçte ortak davranır ve mücadele ederlerse adım attırılabilir düşüncesiyle hareket etmiştir. Kürt hareketi de dahil demokrasi güçleri bu süreci yeterince sahiplenip demokratikleşme yönünde hareketlenip mücadeleyi çeşitli yol ve yöntemlerle geliştirmeyip beklentili duruma düşmüşlerdir. Bu nedenle de AKP’ye mümkün ve gerekli olan adımları attıramamışlardır.
Bu süreçte 17 Aralık olmuştur. Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin yolsuzluklarının ortaya çıkması ve bunların üstünü örtmesi nedeniyle hemen çatışmasızlığı bozmak ve şiddetli bir çatışma içine girmek yerine, AKP’ye “Türkiye’de var olan sorunları çözmek istiyorsan, kendini de kurtarmak istiyorsan köklü demokratik adımlar at” deme tutumunu şimdilik daha uygun görmüştür. Yoksa yolsuzluk yoktur, senin mevcut politikalarını destekliyoruz dememiştir. Hatta şu andaki yaklaşım ve uygulamalarını eleştirmektedir. Bu tür yaklaşım ve tutumların Türkiye’de hiçbir sorunu çözmeyeceğini, şimdiye kadar sürdürülen ve yanlış olan hegemonya peşinde koşmanın sonunun hüsran olacağını özellikle vurgulamıştır. AKP’nin politikalarını eleştirmiştir. Özgürlük Hareketi’nin tutumu, AKP’nin politikalarına karşı mücadele etmek ve yolsuzlarını ortaya koymak olurken; Fethullahçıların merkezinde olan paralel devletin de teşhir edilmesi gerektiği biçimde söylemiştir.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı Fethullahçıların arkasında ABD var; Fethullahçılar buna dayanarak AKP’ye yönelmektedir derken AKP doğru yapıyor, AKP yolsuzluk yamamıştır, AKP antidemokratik ve baskıcı bir hükümet değildir dememiştir. Aksine yolsuzluklar ve baskılar, bir bütün olarak AKP’nin demokratik olmayan, sömürücü, soyguncu karakteri böyle bir iktidar mücadelesine yol açmıştır denilmektedir. Bir tespit yapılmaktadır. Yoksa AKP’ye verilen destek yoktur. Aksine AKP’ye karşı mücadele edilmesini istemektedir. Mücadele edilmeden Türkiye’de ne Kürt sorununun çözüleceğini, ne de demokratikleşmenin gelişeceğine inanmaktadır. Mücadele edilecek gücün de esas olarak hükümet olduğu açıktır.
Sayın Hasan Cemal “İmralı bir daha düşünsün” demiştir. Bunu söylerken sanki Kürt Halk Önderi’nin AKP politikalarına destek verdiği gibi bir izlenim vermiştir. Hasan Cemal çok değerli bir gazetecidir. Demokratikleşme hassasiyetleri olduğuna inanmaktayız. Ancak İmralı ve Özgürlük Hareketi’nin AKP’ye yönelik algısında ve değerlendirmelerinde yanlışlıklar bulunmaktadır. Hasan Cemal’in AKP Hükümetinin demokratik karakterde olmadığı; şu andaki yaklaşımlarının da demokratik olmadığı konusundaki değerlendirmelerine Kürt Halk Önderi de, Kürt Özgürlük Hareketi de katılmaktadır. AKP’nin nasıl bir antidemokratik ve zalim iktidar olduğunu en iyi Kürt Halk Önderi ve bu hareket bilmektedir. Birçok kesim AKP’nin politikalarına yetmez, ama evet dediği dönemde bu yaklaşımlara karşı çıkmıştır. Çünkü Türkiye’de köklü adımlar atılmadığı taktirde demokratikleşmenin gelişmeyeceği özellikle vurgulanmıştır. Bugün de bu düşüncededir. Köklü adımlar atmadan Türkiye’de demokratik ilerleme olmaz. Hep hayal kırıklığıyla karşılaşırlar.
Şu anda AKP özel yetkili mahkemeleri kaldıracağını, terörle mücadele yasasını değiştireceğini söylüyor. Kesinlikle bu da yalandır, demagojidir, aldatmadır. Sadece Fethullahçılara karşı girdiği iktidar mücadelesinde kendi elini güçlendirmek istemektedir. Özellikle Kürtler ve Kürtlerin yürüttüğü Özgürlük Mücadelesine karşı hiçbir tutum değişikliği olmayacaktır. Sadece günlük politikada elini güçlendirecek bir şeyler yapacak, ama esas zihniyeti ve politikalar özde devam edecektir. Bu nedenle kimse kendini aldatmamalıdır. Kürt sorununda çözüm zihniyeti ortaya çıkmadan bu yönlü değişiklikler sadece form değişikliği olmaktan ibaret kalır. Nitekim Türkiye’de birçok yasa değişmiş, ama Kürtler ve Kürt sorununa yaklaşım değişmemiştir.
Hasan Cemal rahat olsun, Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi demokratik olmayan hiçbir tutumun yanında yer almaz. Demokratik olmayan güçlere karşı sadece mücadele edecektir. Şu anda yürüttüğü de bir mücadeledir. Çatışmasızlık konumunun sürdürülmesi ayrı bir durumdur. Bu sadece AKP’ye yönelik bir yaklaşım değildir; devlete ve topluma yönelik geliştirilmiş bir tutum ve adımdır. Kuşkusuz AKP’nin de doğru değerlendirmesi gereken bir adımdır. Ama mevcut durumda bu çatışmasızlığı hemen sonlandırmak Türkiye halklarının da, demokrasi güçlerinin de çıkarına değildir. AKP ve Fethullahçılar ittifakının dağılması da çatışmaların sürdüğü ortamda gerçekleşmezdi. Hatta Gezi direnişi de bu çatışmasızlık ortamında gelişebilmiştir. Çatışmaların olduğu ortamda bu gerçeklikler su yüzüne vurmaz ve demokrasi güçlerinin mücadelesi için muazzam imkanlar ortaya çıkmazdı.
Kürt Özgürlük Hareketi bu süreçte demokrasi güçleri ve Kürt demokratik hareketinin ortaklaşarak Türkiye’yi demokratikleştirme mücadelesi vermesi gerektiğini söylemektedir. Hatta AKP’nin Özgürlük Hareketi’nin tutumunu seçime kurban etmesi gibi, demokrasi güçleri ve Kürt demokratik hareketi de demokratikleşme mücadelesi ve bu yönlü ortak hareket etmeyi seçimlere kurban etmemelidir. Seçime de yüklenilmelidir, ama AKP Hükümetine karşı da demokratikleşme mücadelesi geliştirilmelidir. Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi’nin tutumu budur.