Türk devletinin Kürdistan’da gerçekleştirdiği katliamlara karşı 1128 akademisyenin “Bu suça ortak olmayacağız” adıyla yayınladığı barış bildirisine farklı ülkelerden akademisyenlerin desteği sürüyor.

Avustralya Griffith Üniversitesi araştırma görevlisi ve Global Discourse (Küresel Söylem) dergisi eş editörü Shannon Brincat, Hollanda Wageningen Üniversitesi’nde yardımcı doçent ve Japonya Kyoto Üniversitesi’nde doçent doktor olarak görev yapan Joost Jongerden ve Avrupa’nın en büyük kamu sendikası olan UNISON’un İskoçya Teşkilatı’nın Başkan Vekili Stephen Smellie gazetemize yaptığı açıklamada, Türkiye’de devletin linç kampanyasına karşı, barış arayışını kararlı bir şekilde sürdüren akademisyenleri desteklediğini söyledi. 


Shannon Brincat:

“Türk hükümetinin kendi halkına karşı giderek otoriter eylemleri, hem Türkiye içinde hem de uluslararası alanda akademik camia tarafından kınama ile karşılanmıştır. Uluslararası kamuoyundan kolektif bir yanıt gerektiren bu zalimlikler, uluslararası akademik topluluğun ezici dayanışması ile karşılaşmıştır. Barış İçin Akademisyenler tarafından gerçekleştirilen çağrı, Türkiye dışında çok sayıda akademisyenin beyannameyi imzalaması ve yine İngiltere, ABD, Kanada ve farklı birçok yerdeki akademik gruplardan gelen benzer dilekçe ile dünya genelinde yankısını bulmuştur. Yine dünya genelinde dayanışma gösterileri organize edilmiştir.

Türk üslerinin NATO jeo-stratejik çıkarları ve bölgeden gelen mülteci akınını durdurmak için Avrupalı güçler tarafından Türkiye’nin alaycı kullanımı, uluslararası hukukun temel ilkelerinin koz olarak kullanılmasına gerekçe olamaz. Türk otoritelerinin ciddi adaletsizlikleri derhal durdurulmalıdır ve en azından bağımsız gözlemcilerin bu olayları izleyip rapor etmesine izin verilmelidir. Temel olarak tüm Türkiye halklarının özgürlüğünü garantileyecek kalıcı bir barış için müzakerelere yönelik somut adımlar atılmalıdır. Bu mücadeleye yabancı olanlar için, bu olaylarla ilgili herhangi mütevazi bir etki elde etmek zor olabilir. Fakat uluslararası akademik topluluğun sesi, bu olayların küresel alanda kınanması ve Türkiye’de ezilenlerin bulunduğu zor durumun dünya çapında tanındığını bilmelerini bildirmek için baskı yapabilir. Ne mücadeleniz unutulabilir, ne de siz yalnızsınız.”

 

Joost Jongerden:

“Hükümetin Kürt politikasını eleştiren akademisyenlere yönelik hükümetin tepkisi ölçüsüzcedir. Bu, hoşnut olmama hakkına, “Benim adıma yapma” deme hakkına yönelik ön cepheden bir saldırıdır. Diyarbakır’daki 5 Haziran 2015’te HDP mitingi ve 10 Ekim 2015’te Ankara’daki HDP’yi destekleyen sendika mitingine yönelik bombalı saldırılar, bir araya gelmeyi ve kişinin açıkça muhalefeti bedensel görünümü yoluyla görünür kılma hakkının reddine karşı en acımasız saldırılardı. Akademisyenler hakkında yasal işlem başlatılması, kişinin sesini yükseltme hakkına bir saldırıdır. Yani mevcut durumda şahit olduğumuz, toplanma hakkı ve konuşma hakkının aşağılanmasıdır. Birincisi demokrasi olasılığının kamuoyunda görünür olma hakkı ve ikincisi duyulma hakkı ile ilişkili olduğuna inanan herkes bunu göstermeli ve sesini yükseltmelidir. Sadece tehdit altındaki akademisyenler için değil, aynı zamanda, acımasız bir güç ile bir kez daha karşı karşıya kalmış ve yaşanabilir bir hayat için mücadele eden Kürt nüfus için…”

 

Stephen Smellie:

“Türk hükümeti Cizre, Silvan, Sur ve diğer ilçelerdeki saldırıları nedeniyle uluslararası kamuoyu tarafından kınanmalıdır. Sokağa çıkma yasaklarının uygulanması tüm nüfusu sindirme politikasıdır. İnsanların gıda, sağlık, eğitim, iş, aile ilişkileri ve hatta ölüleri ile ilgilenme gibi ihtiyaçlarının erişimine kısıtlama koymak, insan haklarının açık bir ihlalidir ve bu durum Türk hükümetini DAİŞ ve dünyadaki en kötü diktatörlük rejimleri ile aynı kefeye koymaktadır. İskoçya’daki sendikalar olarak Türk devleti tarafından yürütülen ve giderek artan vahşetin farkındayız ve Türk hükümetinin şiddet eylemleri altında acı çeken Kürt ve Türk kardeşlerimiz ile dayanışmamızı büyütme konusunda istekliyiz.”


SUNA ALAN/LONDRA





Saldıracağına dünyaya baksan


Alman Deutsche Welle haber sitesine konuşan Hamburg Hafen City Üniversitesi'nden siyaset bilimci Dr. Yaşar Aydın, akademisyenlere yönelik baskıları doğru bulmadığının altını çizerek, dünyanın çeşitli yerlerindeki aydınların zaman zaman devlet politikaları ya da çıkarlarıyla örtüşmeyen tepkiler verdiğini şu sözlerle aktardı: "Bunun geçmişte, Avrupa'da da örnekleri var. Fransız düşünür John Paul Sartre, bu konuda örnek olarak gösterilebilir. Fransa'nın Cezayir'de yürütmüş olduğu savaşla ilgili kendisinin ciddi çıkışları, eleştirileri var.  Fransa'da dönemin sağ kesimi, muhafazakarları buna sert tepki göstermiş. Ancak Fransız Cumhurbaşkanı de Gaulle çıkıp, düşünürün yanında yer alarak 'Sartre Fransa'dır' diye bir refleks sergilemiş" dedi.  

Münih'teki Uygulamalı Politik Araştırma Merkezi'nden Türkiye uzmanı Ludwig Schulz da, akademisyenlerin bilimsel kimliklerinin yanı sıra politik kimliğe de sahip olabileceklerini belirtti. Schulz, "Barış Bildirisi" gibi politik ve sosyal reaksiyonların bir vatandaşlık hakkı olduğuna işaret ederek, Almanya'dan şu örnekleri verdi: "Bu çerçevede aklıma doğum öncesi tanı ya da kürtaja dair tartışmalar geliyor. Aynı şekilde  70'li yıllarda RAF’a dair kamuoyunda görünen, fikir beyan eden ya da yazılar kaleme alanlar mevcut. Bu şekilde topluma önemli ölçüde etki eden aydınlardan söz etmek mümkün."

Tarihçi profesör Dr. Hans-Heinrich Nolte de dünyada ve ülkelerindeki sorunlu noktalara dikkat çekmenin aydınların sadece hakkı değil aynı zamanda görevi olduğunu söyledi. Nolte, baskıların ise yapıcı tartışmaların önünü de kestiğini dile getirdi.  


 HABER MERKEZİ