
Eylem günlerinde 35. koğuş kutsal bir koğuş, tarihi anlama okulu olarak görülüyor. Herkesin gözü kulağının orada olduğunu söyleyen İdris Güzel, devamla o günleri şöyle anlatıyor: “İki ay boyunca doğru dürüst ne yediğimizi, nasıl yattığımızı bilmiyoruz yani. Bütün kalbimiz, ruhumuz oradaydı. O olayın getireceği sonuçlardaydı. O açıdan bizim için de bir direniş dönemi oldu aslında.”
Muzaffer Ayata da “Onları götürdüklerinde bizim ruhumuzu, gönlümüzü, her şeyimizi onlarla götürdüler. Bedenimiz onların yanında değildi ancak her şeyimizle onlarlaydık. Eylemin büyüklüğünün farkındaydık ama o değerli insanlardan ayrılmanın acısıylaydık” diye yazıyor.
Her geçen gün eylemciler çoğalıyor. Onlar çoğaldıkça işkenceler azalıyor. 40. gün Ayata da eyleme katılır ve ölüm orunda olan arkadaşlarının yanına götürülür. Ayata, gittiği ilk günü şöyle anlatıyor: “Arkadaşlar bizi keyif ve coşkuyla karşıladı. Kemal her zamanki gibi coşkuluydu. Birinci sorusu ‘Sizden başka eyleme katılmak isteyenler var mı’ dedi. ‘Olabilir’ dedim. Hayri, Kemal’e döndü ve ‘Gönlünü hoş tut Kemal. Arkadaşlar gelir, katılır ve kavga burada bitmez. Arkadaşlarımıza inancımız vardır” dedi.
Ardından Rıza Altun ve yanında bulunan arkadaşları da eyleme katılır. Onları 36. koğuşa götürürler. İdare, “Bunlar anlaşmış. Grup grup katılacaklar” der.
Lübnan işgali ve dünya kupası…
Gelenler son olayları duyuruyor arkadaşlarına. İsrail’in Lübnan işgalini, İtalya’nın kazandığı dünya kupasını ve diğer gelişmeleri anlatıyorlar. Onlar da 40 günü nasıl geçirdiklerini aktarıyorlar. Eyleme yeni katılanlar onları 40 gündür ölüm orucundaymış gibi değil sanki düğüne gider gibi görüyorlar. Artık 15 kişidirler. Sohbetleri artar. Bu 15 kişinin arasına idare bir itirafçı yollar. Kemal Pir bunu anlar ve çok kızar:
İdris Güzel, arkadaşlarından duyduğu bu olayı şöyle aktarıyor: “İdare bilinçli olarak getirmiş oraya. Ölüm orucundakiler ne konuşuyor diye. Kemal Pir arkadaş en son dayanamıyor, onu uyarmak zorunda kalıyor. Diyor ‘Öyle yapma yapma. Bir şey için kendini satma. Benim bir iki konuşmamı oraya götürmüşsün ne değeri var, ne ifade eder.’ Bazen gardiyanlar küfrediyorlar. Kemal Pir arkadaş, ‘Küfretmeyin. Anamızdan, bacımızdan, toprağımızdan ne istiyorsunuz? Bize ne yapıyorsanız yapın. Ama toplumumuzu böyle aşağılamayı bırakın. İnsanlarımızın onuruyla oynamayın’ diyor. Ölüm orucundadır. Bir bardak su içmeye mecali yok ama orada onursuz bir davranış karşısındaki tutum budur.”
‘Hayri’nin döşeği yoktu’
Hayri 45. gün Kemal’e “Kemal konuşarak kendini yorma. Erken düşersin.” Kemal “Doktor bırak arkadaşlarla biraz konuşalım. Son iki yıldır dilimizi kilitlemişler. Ölmeden önce doyasıya arkadaşlarla konuşalım” der.
Cezaevi idaresi eylemin sonuna kadar Mehmet Hayri Durmuş’a döşek vermez. Bu, eylemi sürdürmesinde onu çok zorlar ve büyük zahmetlere sürükler. Yine de onlardan döşek istemez. Ayata, bu konuda da şu bilgileri veriyor: “Hayri’ye bir döşek bile vermediler. Sadece bir battaniyesi vardı. Battaniyeyi katlıyor ve öyle yatıyordu. Ölüm orucuna ve açlık grevine katılanlar bilir. İlerleyen günlerde beden gün gün eriyor, insanın kemikleri dışarı çıkıyor. İnsanın her yeri yaralar içinde kalıyor. Eğer yattığınız yer sertse acılar artıyor. Ancak Hayri’den bir ah duymadık. Arkadaşlarına da söylemedi. Söyleseydi idare ona döşek verirdi.”
Eyleme başlayan birinci grubun durumu yavaş yavaş ağırlaşır. Artık 50. güne gelinmiştir. Sağlıkları ağırlaşır ve bozulur. Beden canlılığını yitirir. Bu, eylemcilerin sesine de yansır. 50. gün askeri bir doktor gelir ve taleplerini yazılı ister. Kemal, Hayri’ye dönerek “Adımıza taleplerimizi sen yaz” der. Hayri, yazar ve yüksek sesle okur.
‘Göz olsun ama Kemal olmasın’
Eylemin 51. günü Kemal Pir’in gözlerinin görmediği anlaşılır. Mustafa Karasu, bu konuda da şu bilgiyi veriyor: “Kemal 40. günden sonra görmüyor. Doktor görünce fark ediyor. Doktor Kemal’e bakıyor, Kemal farklı yöne bakıyor. Anladı. O zaman bazı işaretler falan gösterdi Kemal bilemedi. Kemal’e şunu söyledi: ‘Bırak. Tedavi olursun. Serum verirsek iyileşir. Gözünü kurtarırız.’ Kemal dedi ‘Sen benim düşüncemi kabul etmiyorsun. Varlığımı, beni olduğum gibi kabul etmiyorsun. ‘Kemal’in iki gözü olsun’ diyorsun. Bırakmıyorum. Benim için önemli olan düşüncem. Eğer olduğum gibi kabul ederseniz olabilir. Beni olduğum gibi kabul etmiyorsun bana ‘göz’ diyorsun. ‘Göz olsun ama Kemal olmasın’ diyorsun.”
Kemal Pir, arkadaşlarının morali bozulmasın diye gözlerini kaybettiğini söylemiyor. Onun korkusu eğer idare bunu anlarsa onu arkadaşlarından ayırıp hastaneye götürmeleri. O gün arkadaşlarına Kürtçe “Hevalno çaven min nabînin” der. Bu söz ardından Kürtçe bildiği birkaç söz daha söyler.
‘Bırakın arkadaşlarımın yanında öleyim’
Kemal Pir 53. gün hastaneye kaldırılır. Muzaffer Ayata o günü şöyle anlatıyor: “Kemal’i 53. gün hastaneye kaldırdılar. Onu çıkardıklarında Hayri’ye dönerek ‘Hayri, Arkadaşlar! Beni götürüyorlar. Haberiniz olsun.’ Gitmek istemiyordu. ‘Bırakın. Arkadaşlarımın yanında öleyim’ dedi. Ancak onu götürdüler. Götürdüklerinden bir gün sonra yaşamını yitirdi.
Bu arada diğer koğuşlardaki PKK’li tutsaklar sürekli oradan gelecek haberlere kendilerini kilitlerler. 54. gün Kemal Pir yaşamını yitirir.
İdris Güzel, “Tabi her haber gelişinde yüreğimize bir hançer saplanıyordu. Çünkü sen çok değer verdiğin, bağlandığın yoldaşların ölüme gidiyor. Ama diğer yandan da sen onun ezikliği altındasın” diye özetliyor o günkü duyguları. Kemal Pir, PKK içinde öncü olarak kabul edilen ve PKK kadroları tarafından çok sevilen bir komutan. Bu sevgi halen olanca yoğunluğuyla sürüyor. Kemal Pir, o kadar seviliyor ki tutuklanınca aylarca ismi saklı tutuluyor. Ta ki bir ihanetçi itiraf edene kadar. Bu itirafa kadar öncü kadrolar dışında moralleri bozulmasın diye alt yapıdaki PKK’lilere bile söylenmiyor. İdris Güzel bu durumu şöyle özetliyor: “Bizim için bağlayıcı, bizim için esas olan bir karakteri vardı. Yani hepimiz onu örnek alma, onun gibi olma, ona özenme yapıda çok yaygındı. Kemal Pir arkadaş yakalandığında biz olayı yapıdan gizledik. Söyleyemedik. Bir bağlılık vardı. Psikolojik bir etkisi var. İnancı zayıf olanlar düşecek yani. Söyleyemedik. Bir süre gizli tutuldu.”
Hayri’nin son sözleri
Kemal Pir’in ardından Hayri, Akif Yılmaz, Ali Çiçek de hastaneye kaldırılır. Mehmet Hayri Durmuş, eylemin 61. günü 13 Eylül’de yaşamını yitirir. Akif Yılmaz, Hayri’nin son sözlerini arkadaşlarına şöyle iletiyor: “Hayri ölmeden önce şöyle dedi: ‘Bizden sonra arkadaşlar devam etmesin. Arkadaşların hepsi ölmesin.” Mehmet Hayri Durmuş’un ardından Akif Yılmaz 15 Eylül’de, Ali Çiçek 17 Eylül’de yaşamlarını yitiriyorlar.
Ali Çiçek, çok gençtir. Ancak cezaevi içinde tüm militanların kalbini kazanan biri olmuştur. İdris Güzel, Ali Çiçek hakkında şu bilgileri veriyor: “Ali Çiçek arkadaş çok genç bir arkadaştı. Cezaevine 15-16 yaşlarında düşmüştü. O yaşıyla, o duruşuyla... Gençliğe yeni adım atmış bir arkadaş ama bilinen normal toplum ölçülerinin dışında bir şekillenmesi vardı. O kadar sıcakkanlı, kararlı, siyasal olarak kendini doyurmuş yani. Bir de genel davaya bağlılığı dışında Kemal Pir arkadaşla da kalmıştı. Özel bir yaklaşımı da vardı. Biraz daha bağlıydı. Bu açıdan Kemal Pir’in koyduğu tavırların, yürüdüğü çizginin en ileri temsilcisi olmak için öyle büyük bir ölüm orucuna o yaşıyla girdi. Düşünmek gerekiyor. Bizde genç, çocuk yaşta yoldaşlarımız dağlarda da şehit düştü. Ama o Ali Çiçek yoldaşın çizgisidir, o ruhun kendisidir. Orada ifadesini buluyor. Diyarbakır cezaevinde o 4 bin insanın içinde öyle insan yoktu yani. Mesela Hayri Durmuş arkadaşın da Ali Çiçek’e bakış açısı vardı yani. Diyordu ‘Bu bizim kızılyıldızımız’. Onu söylettirecek düzeye getirmişti. Gerçek bir ideoloji, çizgi temsilcisi. Bu düzeyde.”
Mazlum’un kaçırılmaması…
İdris Güzel, Akif Yılmaz’a ilişkin olarak da bilgi verirken, bir trajediyi de açıklığa kavuşturuyor: “Diyarbakır yönetimindeydi. O zaman Mazlum Doğan yoldaşın kaçırma planı vardı. O plan başarısız oldu. Kendisini sorumlu görüyordu. Aslında kendisi sorumlu değildi. Sonra itirafta bulunan -itirafçı olan- Hıdır Akbalık’ın olduğu ortaya çıktı. O bilinçli olarak eylem yerine zamanında gitmiyor. Mazlum Doğan yoldaşın eylemi başarısız oldu. Akif Yılmaz kendini sorumlu tutuyordu ama. İki yıl boyunca. Bir yıl beraber de kaldık. Bir kere, ‘Mazlum Doğan yoldaşı kurtaramadıktan sonra ben neye yaşıyorum’ diyordu. İleri düzeyde eziklik yaşıyordu. Akif arkadaşın emekçi, alçakgönüllü, kendi emeğine dayalı yaşama gibi bir kişilik şekillenmesi vardı. Ağır, olgun, toplum üzerinde de etkisi vardı. Çok saygın yaklaşılıyordu. Askerler hakaret edip ‘Başka var mı ölüm orucuna giren’ dediklerinde ilk eline kaldıran arkadaş oldu. O biçimiyle de şahedete gitti. Tutumu aslında bir durum karşısında nasıl tutum takınılması gerektiğini anlatıyor.”
Ölüm orucunun 65. gününde Mustafa Karasu hücresinde yalnız kalıyor. İdare yönetimi eylemin bitmesi için birkaç soru soruyor. Karasu, ‘Arkadaşlarımla konuşmadan bir karar veremem’ der. Onlar da ‘Bugün Cumartesi. Eğer Pazartesi olmazsa arkadaşlarınızı Salı günü getiririz’ diyor. Karasu’ya “serum takalım”. Karasu da ‘Olmaz. Siz arkadaşlarımı getirmeyene kadar bir şey söylemem.” Doktor Seyit Paksüt, ‘Durumun iyi değil. Serumu alman lazım. Almazsan sen ölürsün’ diyor. Karasu yine kabul etmez. Onlar da ‘Arkadaşların gelene kadar senin yaşaman gerekiyor’ derler. Bunun üzerine Karasu bir şişe serum ve bir bardak süt almayı kabul ediyor. Görüşme oluyor ve skeri doktor İbrahim Turan Karasu’ya şunları söylüyor: “Artık siyasi savunma serbest olacak. Zindanda savunmalara yazılabilir. Yasaklanmayan gazete ve yayınlar verilecek. İşkence yapılmayacak. Aile ve avukatlarla görüşmeler serbest olacak.” Karasu, 1981 eylemini hatırlatarak “Siz bizi kandıramazsınız’ der. Askeri doktor buna uyacaklarına söz verir. Bu görüşmeden sonra diğer eylemciler hastaneye getiriliyor. Karasu onlarla bir görüşme yapıyor. Karasu, ‘Sizinle görüşebilmek için serum almayı kabul ettim. Haberiniz olsun. Ne yapacağız?’ Arkadaşları eylemin amacına ulaştığını belirterek, “eylemi sona erdirelim” der.
14 Temmuz’un sonuçları
14 Temmuz sadece cezaevi içinde değil dışında da büyük etki yarattı. Bunu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa” adlı kitabında bu konuda şunları yazıyor:
“Biliniyor ki Şahin Dönmez ihanet siyasetinin üzerinde belirleyici rol oynuyor ve bu amaçla onu harekete geçiriyorlar. Bu siyasete karşı Mazlum, Hayri, Kemal, Ferhat ve arkadaşları tarihi bir tutum alıyorlar. Partinin çekirdek kadroları karşısında yürütülen siyaset bu arkadaşların şahadeti üzerinde belirleyici bir etki yapmaktadır. Şahin Dönmez’in tutumu bir iç komplodur ve birçok hainin de bu komploda rol almasına neden olmuştur. Bu beraberinde kendi karşıtına karşı amansız bir mücadelenin yürütülmesine neden olmuştur ve sonuçta Diyarbakır zindan direnişi gerçekleşiyor. Klasik bir komplo mücadeleye dayatılmaktadır. Amaç bütün tutukluların ve parti taraftarlarının tasfiye edilmesiydi. Yine devletin uygulamalarında bunlar destek olmuşlardır. Buna karşı da Diyarbakır zindan direnişi bir gelenek olarak son mücadelemize damgasını vurmuştur. Rolünü oynamıştır. Mücadele tarihimizin sayfalarında bir sembol gibi yerini almıştır. 15 Ağustos eyleminin başlangıcında belirleyici bir rol oynamıştır. Eğer 14 Temmuz ölüm orucu eylemi başlamasaydı böyle bir hamle de gerçekleşmeyecekti. Nasıl ki Haki Karer’in bağlılığıyla PKK ilan edilmişse 14 Temmuz direnişi de 15 Ağustos atılımını başlatmıştır.
O dönem 35. koğuşta direnişine devam eden İdris Güzel, cezaevine etkisini şöyle özetliyor: “Çok sayıda insan pişman olmuştu. Ama 14 Temmuz’dan sonra bu kırılmaya başlandı. 14 Temmuz dedi ki ‘Durun yani. Kendinize gelin. Olmaz. Siz bu halka söz vermişsiniz. Bu Kürt davasını götüreceğimize dair bizim iddiamız büyüktür. Vardır. Buna bağlı kalacağız.’ Bunu hatırlatmıştır.”
Ölüm orucuna katılanlardan Mustafa Karasu da Serxwebun’ur Haziran 2003 sayısında eylemin sonuçlarına ilişkin şunları aktarıyor: “Kemal Pir, ‘Ölüm orucu içinde altı kişiyle başladık şimdi on altı kişiyiz, yarın milyonlar olacağız” derken bunun ne kadar bilincinde olduğunu ortaya koyuyordu.” Karasu, Serxwebun’un Mart 2000 sayısında da şu sözleri dile getiriyor: “Partimizin önderlerinden, büyük devrimci Kemal Pir’in dediği gibi, “Yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” sloganının bugün gerçekleşmiş olması Kürt halkı açısından ortaya çıkarılan en büyük gelişmedir. Günümüzde güzel bir yaşamı yaratmak için yalnız gerillanın ve öncülerin değil tüm halkın fedaileşmesi biçiminde bir gerçeğin ortaya çıkması söz konusudur.”
Ve İdris Güzel, 11 Nisan 2004’te Özgür Politika gazetesine yazdığı makalesinde Kemal Pir’in ilginç bir sözünü hatırlıyor ve günümüzle kıyaslıyor: “Kemal Pir yoldaş, ‘Biz bu dünyayı tersyüz edeceğiz’ diyordu. Şimdi bizi sevmezler. Niye, biliyor musunuz? Klasik bir deyimdir, ama çarkın çomağı durumundayız. Politikada kimi zaman daraltan bir durumdur, ama ne yapalım... BİTTİ
DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ