Terörle mücadele şefi Sedat Selim Ay, artık yazılıp çizilenlerden gına gelmiş olacak ki soluğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında almış, kendine tacizci, tecavüzcü, işkenceci diyen ne kadar gazeteci varsa şikayet etmiş.
Ay geçtiğimiz Temmuz ayında İstanbul’un Terörle Mücadeleden Sorumlu Emniyet Müdürü yardımcısı oldu. Atama duyulur duyulmaz bir kavga bir kıyamet, açıklamalar vs. Duyan da diyecek adam bu görev için Emek Demokrasi Bloğunun gösterdiği bir adayla çekişmiş ama yine kötülük kazanmış.
Türkiye’deki terörle mücadele konsepti içerisinde (ki kurallar neredeyse 40 yıldır aynı şekilde işliyor) amir olarak görevlendirmek için Ay’dan daha iyi, daha nitelikli (!) kimi bulabilirsiniz ki? Şimdi onu alıp yerine Önder Aytaç’ı koysalar terörle mücadele başka bir anlam mı kazanacak? Meselemiz bu mu?
Mesele aslında çok büyük, pek dile getiren yok. Ay’ın meseleleriyle idare ediyorlar. Yarın öbür gün adamı görevden alırlar, belki bir ara yargılayan biri de çıkabilir, biraz gaz alınır, rahatlanır.
Çok kesin konuşuyorum: 1988’den bu yana Türkiye’deki terörle mücadele birimlerinde çalışmış polislerin (ki onbinlercedir) arasında işkenceye bulaşmamış tek bir polis memuru bile yoktur. İşkenceye bulaşmamış terörle mücadele polisi diye bir şey yok. Çünkü işkence Türkiye’de PKK’yle, solcularla, ötekilerle mücadelede bir yöntem.
Şimdi Ay hakkında anlatılanlara inanmayanlar var. Kadınların anlattığı çok mantıklı değilmiş, bir polis açık açık böyle bir şey yapmazmış, mahkeme de zaten soruşturmayı kapatmış, biz hepimiz dar kafalı solcularmışız, işimiz gücümüz devlete çamur atmakmış.
Türkiye’de gözaltında cinsel taciz ve tecavüz konusunda ciddi bir araştırma yapılsa, öyle rakamlar çıkar ki bugünkü bütün tahminlerin çok ötesinde kalır. Düşünün 1990-2000 arasında copla tecavüze uğradığını söyleyen erkeklerin sayısı 107. Bir erkek için bunu itiraf etmenin ne kadar zor olacağını düşünüp susanların oranını eklerseniz buna bu rakam inanın ki 1000’i geçer. (Bu 107 kişinin büyük çoğunluğu tecavüz sonrasında hastanede tedavi görmek zorunda kalanlar.)
Kadınların gözaltında yaşadıklarına değinmiyoruz bile.
Bir de İnsan Hakları Derneği ve benzeri kuruluşlara hiç başvurmayan, bunların varlığından belki haberi bile olmayan adli tutuklular var. Adli suçlar şüphesiyle gözaltına alınıp işkence görenlerin sayısı belki de siyasilerden fazladır. Asayiş Şubelerde yer alan polislerin attığı dayakların büyük şehirlerde nam saldığı bilinir.
Bir ara bir Hortum Süleyman efsanesi vardı. Ben “adam dövdüm” dedi, polis tanısın diye suç şüphesi olanların saçlarını kazıttım dedi, tek bir ceza bile almadı, onurlu bir polis memuru olarak emekli oldu gitti. Sonra bir yerlerde belediye başkan adayı olmuştu.
***
Gözaltında işkence ve taciz hala bizim tahmin ettiğimizden çok daha yaygın. Ay gibi yüzlerce işkenceci bugün Emniyetin amir noktalarında. Açılan soruşturmaların büyük bir kısmı polislerin lehine sonuçlanıyor. İşkenceyi tacizi bırakın gösterilerden ölen insanların arkasından yapılan soruşturmalar dahi polisi koruyor.
Ölen suçlu polis suçsuz.
Yakışmıyor mu 21. Yüzyıl Türkiye’sine. Ay’la İdris Naim’e sormak lazım.