Müftülere nikah kıyma yetkisi getiren yeni kanun ile Türkiye il ve ilçe müftülüklerine evlendirme memurluğu yetkisi ve görevi verebilecek. Böylece artık Türkiye’de imamlar da resmi nikah kıyabilecek. Gayriresmi olarak yürütülen imam nikahları bu şekliyle daha resmi ve daha yoğunluklu yürütülmüş olacak.
Erkek aklının yürüttüğü tüm sistemlerde kadına biçilen misyon evlilik adıyla erkeğinin kadını olmaktır. Bu aklın sisteminde kadın erkeği koruyucu ve bir sahip olarak görür ki onun sözünden çıktığı gibi baş koruyucu gördüğü erkeğin aslında baş düşmanı olduğunu kendi gözleriyle görür. Ayrılma talebi ise yaptığı sözleşme kadar kolay olmamakla birlikte sonuçları çok ağır biter. Burada asıl sorun evlilik değil, devlet ve erkek aklının bin yıllardır bir kanun gibi ortaya çıkardığı köle sahip zihniyetinden kaynaklı, kadın erkek ilişkisinde ortaya çıkan bunalımlı hastalıklı çıkarcı ve bencil bir toplumun yaratılıyor olmasıdır. Bu da kaçınılmaz olarak kadının, erkeğin ve toplumun canına okumaktadır.
Alınan her karar tartışılan her konu kadın aleyhine daha da köleleştirme susturma ve iradesini kırmaya dönük gelişmektedir. Resmi olarak yapılan her evlilik özünde devlet ile yapılan bir sözleşmedir. Devlet ve erkeğin mülkleştiren kanun ve yasalarıyla kadın denetime alınmakta ve tüm hakları elinden alınmaktadır. Bu imam nikahları ile daha da trajik bir hal almaktadır.
İmam nikahları çocuk yaşta evlendirmelerin birden çok evliliğin kısacası kadına karşı hak ve hukuksuzlukların daha resmi şekliyle yürütülmesi anlamına gelir. Dokuz yaşında bir çocuğun babası yaşındaki bir adamın hükmüne verilmesi bir çocuğun henüz yaşama anlam verememiş tüm alanlarına tecavüz etmektir. Genç bir kadının arayışlarına saldırarak prangalamaktır tüm geleceğini. Birden çok evlilik ile kadınlara koca bir harem oluşturmaktır. Bir erkeğin istemediği taktirde bir kadına üç kez boş ol demesiyle ayrıldığı, bir kadının ise istemediği taktirde ölümü ile biten bir sonuçtur imam nikahı. Nikah esnasında kadının yok sayıldığı, kadının yerine abi, baba ya da amcanın cevap vermesidir imam nikahı.
Türkiye’nin örnek aldığı İran’da ‘Muta Evliliği’ni kıyanların da imamlar olduklarını unutmamak gerek. Nedir Muta evliliği? Bir süreliğine para karşılığı yapılan nikahtır. Bu süre erkeğin isteği üzerine bir ilişki süresi kadarda olabilir. Aslında kadını para karşılığı satın alan ve bir eşya misali ihtiyaç duyduğu kadar kullanıp sonrasında köşeye atan ve hatta bu süre içinde kadını maddi ve manevi olarak tüketen yaratıklara para karşılığı kadını sunan sözde namus koruyucusu namustan yoksunlardır, ve bunlar kendilerine imam demektedir.
Her koşulda kadına yaşamı zindan eden, zindanlar içinde karanlık hücrelere atan bu zihniyet kendi savunmasını “her şey kadınların namusu, ahlak ve terbiye içindir” diyerek yapar. Oysa ahlak adıyla en büyük toplum kıyımını resmi ilişkiler adı altında yapan devlet konuşanı günahkar ve lanetli sayarak susturur, susturmaya çalışır.
Bugün Türkiye ve daha birçok ülkede bu ve bunun gibi bir çok hukuksuzluğa direnen kadınlar vardır ki tarihin her anında da var olmuşlardır. Kadınlar kendi yaşadıklarını en iyi bilen ve yaşamlarıyla neden örgütlenmeleri gerektiğinin farkında olanlardır. Öyle ki bu bilinçle örgütlü güçlerine güç katıp hiçbir şeye baş eğmeden kavgalarına devam ederler. Bedenlerini bilgeliklerini felsefe ve akıl güçlerini kıskanan erk bu nedenledir kadının ve yarattığı yaşamın hakikatine el atması. Kadınlar konuşmasın diye susturulmuş canlı canlı yakılmış akıl almaz işkencelerden geçirilmiş pazarlarda satlığa çıkarılmıştır. Ancak kadınlar hiçbir zaman pes etmemiş her daim örgütlenmeye, mücadele etmeye devam etmişlerdir. Bundandır erken yaşta “başının bağlanması“ denen evliliklerin daha da erkene alınması ve bundandır tüm haksızlıkların önünün ayıptır günahtır kanundur söylemleriyle kapatılması.
AKP’nin 15 yıllık iktidarı boyunca kadın cinayetlerinde kadına yönelik şiddet vakalarında küçük yaşta evlilik vb. konularda yüzde 300 oranında artış sağlanmıştır. Bu durumda son olarak gündeme koyduğu müftülüğe yetki yasasıyla bu oranlar önümüzdeki yıllarda daha fazla artacaktır. Bu durum salt kadına yönelik geliştirilen devlet politikalarına bağlı değildir aynı zamanda Erdoğan karekterinin topluma yansımasıyla da toplumda zor baskıcı bencil ve kadın düşmanı erkek profili oluşturulmaya çalışılmaktadır, fakat kadınlar bu politikalara yabancı değildir ve her daim karşısında durmuştur.
Müftülere verilen yetki Türkiye’nin gerilemede sınır tanımadığını ortaya koyarken kadın ve çocuk düşmanlığındaki ilerleyişini de ortaya koyuyor. Bu da kadınlar olarak daha çok örgütlülük daha görkemli birlik ve kavganın gelişmesi demektir. Örgütlü ve direnen kadınla özgür günler yakındır…