İngiltere Gündemi

2010 yılının Mayıs ayında yapılan genel seçimlerde Muhafazakar Parti’nin seçim manifestosunun geniş kitleleri ilgilendiren en etkileyici argümanlarından biri siyasal gücün sivil alana daha fazla transferini öngören Büyük Toplum (Big Society) vaadiydi herhalde. Fikir Hollanda’daki Hıristiyan Demokrat Parti’nin (CDA) programıyla benzerlikler taşısa da Britanya merkez sağı açısından gecikmiş bir yeniliği ifade ediyordu bir anlamda.  
Muhafazakarlara yakınlığıyla bilinen Times gazetesinin modern çağda devletin rolünün yeniden şekillendirilmesine yönelik etkileyici bir girişim olarak nitelediği bu muğlak fikir o günlerde toplumun geniş bir kesiminde belli bir heyecan yaratsa da, merkez sağın siyasal konsepti içerisinde ne tür bir tatbik alanı bulacağı tam olarak kestirilemiyordu.
Muhafazakar ideologların siyasal gücün merkezi hükümetten yerel yönetimlere aktarılması, bireylerin toplumda daha aktif rol alması, gönüllü kuruluşların desteklenmesi ve devletin şeffaflaştırılması gibi temel ilkeler etrafında formüle ettikleri bu parlak fikrin esası „sosyal devletin” hantallaştırdığı kesimlerin daha üretken kılınmasına dayanıyordu aslında. Yani son 20 yılda devlet yardımlarıyla geçinmeyi bir „yaşam tarzına” dönüştürmüş işsizlerden, gençlerden ve emeklilerden sosyal işlerde çalışacak gönüllü müfrezeler yaratılarak „zinde” bir yurttaşlık bilinci oluşturulması hedefleniyordu.
Fikir gerçekten de her boş siyasal vaat ve slogan gibi ilk bakışta oldukça etkileyiciydi. Ne İşçi Partisi ne de Liberal Demokrat Parti’nin prensipte bu plana bir itirazı vardı. Liberallerle Muhafazakarlar arasında koalisyon hükümeti kurulduğunda ‘Büyük Toplum’ hedefi hükümetin ortak programında da yer buldu. Hatta Başbakan David Cameron toplumsal girişimciliği desteklemek için kamu destekli ‘Büyük Toplum Bankası’ kurulacağını bile duyurdu.    
Ülke siyesetinde ‘Büyük Toplum’ fikrinin tam olarak neyi içerdiğine ilişkin kafa karışıklığı ise uzun bir süre devam etti denebilir. Ancak koalisyon hükümetinin sosyal devletin altını oyan kesinti politikalarıyla birlikte Britanya toplumu ekonomik refah ve sosyal haklar anlamında epey „küçülünce” Muhafazakarların ‘Büyük Toplum ideali’ daha sesli şekilde tartışılmaya başlandı. Çünkü ‘Büyük Toplumu’ yaratacak gönüllü ve sivil kuruluşlara aktarılan kaynaklar hükümetin kemer sıkma politikaları yüzünden büyük kesintilere uğrayarak bu sektörde çalışan binlerce insanın işini kaybetmesine yol açmıştı. Merkezi hükümetin belediyelerin bütçesinde yüzde 25 civarında kesintiye gitmesi yerel yönetimlerin, bırakın topluma değer katacak sosyal projeleri desteklemesini, temel hizmetlerini bile yerine getirmelerini imkansız hale getirmeye başlamıştı.
Muhafazakarların seçim kampanyasının dahiyane sloganlarından biri olarak geliştirdiği bu şatafatlı kavramın içeriğine yönelik en ciddi eleştirilerden biri ilk olarak akademiden geldi. LSE’nin öğretim görevlilerinden Prof. Richard Sennett, Muhafazakarların ‘Büyük Toplum’ tasarımının bireyin devletten ne alacağı üzerine değil devletin bireyden ne alacağı üzerine kurulu olduğunu belirterek planın „kolonyal bir mentaliteyi” ifade ettiğini söylüyor. Büyük Toplumun „ekonomik kolonyalizmin” farklı bir biçimi olduğunu ifade eden Sennett, bu toplum tasarımında devlet tarafından bireye hiç birşey verilmediğini, aksine bireyden „kendi kendine yetmesinin” istendiğini vurguluyor. Hükümetin kamu alanındaki büyük kesintilerine de dikkat çeken Sosyolog Richard Sennett, „eğer gerçekten kütüphanelerde gönüllü çalışan insanlardan oluşan bir toplum yaratmak istiyorsanız, öncelikle kütüphaneleri açık tutmanız gerek” diyerek kavramın uygulamada da kendi kendisiyle çeliştiğinin altını çiziyor.
Büyük Toplum söylemine sert eleştiri yöneltenlerden bir de Angelikan Kilisesi Baş Piskoposu Rowan Williams oldu. Din konusundaki yenilikçi çıkışlarıyla bilinen Williams, Büyük Toplum fikrinin Muhafazakarların konseptinde insanları oyalamaya yönelik boş bir slogandan başka birşey olmadığını ifade ediyor.
Bu kavramın, devletin toplumun en savunmasız kesimlerine karşı yükümlü olduğu temel sorumluluklarından kaytarmasını gizlemenin retoriğine dönüştüğünü vurgulayan Williams, hükümetin ‘Büyük Toplum’da vatandaşın ‘rolünü’ açık bir şekilde tanımlayamadığını belirterek, gerçekten uygulanması halinde toplumun manevi dayanışma ruhunu geliştirebilecek bu fikre yönelik haklı kuşkuların oluştuğunun altını çiziyor.
Koalisyon hükümeti yaklaşık iki buçuk yıllık başarısız iktidar pratiğinin ardından geçen hafta kabinede kan değişikliğine giderek 2015 seçimlerine kadar olan süreyi yeni isimler ama eski fikirlerle tamamlamaya hazırlanıyor. Hükümetin ilk dönemlerinde Başbakan Cameron’un dilinden düşmeyen ‘Büyük Toplum’ sloganının yerinde ise şu sıralar yeller esiyor. Bakalım Muhafazakarlar 2015 seçimlerinde halkın karşısına hangi PR harikası sloganla çıkacaklar.