TUÐÇE KARA/İSTANBUL


Dr. Onur Naci Karahancı, açlık grevinde olanlara iradelerine rağmen zorla müdahaleye karşı çıkılması gerektiğini söyledi.

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın açlık grevleri, zorla tutuldukları Sincan Cezaevi Kampüs Hastanesi’nde 196. gününe girdi. ”İşimi geri istiyorum” diyerek başlattıkları açlık grevi ardından rehin tutulan iki eğitimci, 14 Eylül’deki ilk duruşmaya getirilmedi. Avukatları da duruşmadan iki gün önce toplu olarak gözaltına alındı. Gülmen ve Özakça ile tutuldukları Sincan Cezaevi Kampüsü Hastanesi’nde görüşen hekimlerden Ankara Tabip Odası (ATO) üyesi Dr. Onur Naci Karahancı ile konuştuk. İki eğitimciyi tekrar ziyaret için yaptıkları başvurudan yanıt alamadıklarını belirten Karahancı, eylemin zorla müdahale gündemine çekilmesinin ise onur kırıcı olduğunun altını çizdi. 


Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı takip eden hekimlerden birisiniz. Bize süreçle ilgili bilgi verebilir misiniz? Durumları nasıl?

Nuriye ve Semih, Tabip Odası’na açlık grevi yapacaklarını belirterek geldiklerinde, kendilerine yapılan haksızlığa tepkilerini göstermek için bütün yolları denediklerini, sorumlulara ulaşmaya çalıştıklarını ancak yardımcı olmak bir yana sürekli yeni engeller çıkarıldığını belirttiler. Açlık grevi sürecinde Ankara Tabip Odası’nda bir hekim heyetinin takip etmesini talep ettiler. Biz de hekimlik anlayışımız gereği onlara eylem sürecinin barındırdığı sağlık risklerini anlattık. Eylemin ikinci ayının sonlarında Nuriye’de sağlık sorunları daha da ciddi olarak fark edilmeye başlandı. 62. günde, kalp ritminde yaşadığımız sorun ve baygınlık geçirmesi kamuoyunda çok ciddi yankı buldu. Yaşamdan yana ve haksızlığa karşı toplumsal tepkiler daha da yükseldi. Nuriye ve Semih başından beri kendilerinin hasta olmadığını, yaşadıkları sorunun bir sağlık sorunu olmadığını belirtiyorlar; taleplerini sürekli dile getiriyorlar.

23 Mayıs’ta açlık grevlerinin 70. günlerinde ise çok hızlı ilerleyen bir süreçle tutuklandılar. Bizim de iletişimimiz kesildi. Nuriye ve Semih sağlık durumlarının takibinin heyetimizce devam etmesini talep ettiler. Cezaevinde sağlık durumlarının takibini yapmak için defalarca başvuru yaptık ancak ya reddedildik ya cevapsız bırakıldık. 

Sonrasında bilindiği üzere AİHM kararını açıklamış; kararda Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın belirlediği hekimlerine de izin verilmesi istendi.


Bu karar gidişatı nasıl etkiledi?

 Bu karar doğrultusunda Sincan Cezaevi Kampüsü’ne gittiğimizde başsavcılıktan gelen yazının muayene etmeden cezaevi hekim heyetinin muayenesine eşlik etmemiz ve açlık grevcilerini açlık grevinden vazgeçmeleri için ikna etmemiz yönünde olduğunu öğrendik. Biz hekimlik meslek etik ilkelerimize bağlı kalacağımızı belirttik ve Malta Bildirgesinin “Hekim ya da diğer sağlık personeli açlık grevinin kırılması için herhangi bir baskı yapamaz. Tedavi ya da bakım bu amaçla kullanılamaz” maddesini hatırlatarak, hekimlerin görevlerinin bu olmadığını vurgulayarak, başsavcılığın bu isteğini reddettik.

Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in belirttikleri hekimlerin muayenesini kabul ettiklerini yinelemesi üzerine de ancak koşulları hakkında bilgi alabildik; kendilerine açlık grevindeki sürecin sağlık risklerini bir kez daha hatırlattık. Kendileri talepleri kabul edilene kadar açlık grevini bırakmayacaklarını bir kez daha yinelediler.


Sizin görüşmeniz yaklaşık bir buçuk ay öncesine denk geliyor. Size neler aktardılar? Tekrar görme şansınız olabilecek mi?

Nuriye ve Semih görüşmemizde yaşam koşullarından ve alanlarıyla ilgili kısıtlamalardan, ihlallerden bahsettiler. 18 gün boyunca refakatçilerinin olmaması dolayısıyla temizlik, öz bakım, giysilerini yıkayama gibi birçok konuda ek sorunlar yaşadıklarını belirttiler. Ayrıca hastanedeki koğuşlarında havalandırma alanlarının olmadığını belirttiler. Enfeksiyona bu kadar açıkken tuvalet, banyo, içeceklerini hazırlamak için aynı yeri kullanmak zorunda olduklarını vurguladılar. Temiz hava için camı açtıklarında alt katlarındaki yemekhaneden gelen yemek kokularının midelerini bulandırdığını, dışarıdan yüksek sesli uğultuların geldiğini; yaklaşık 10 metrekare alanda refakatçılarıyla kalmaları gerektiği ve hareket alanlarının olmadığını belirttiler. Bu ve benzeri birçok koşul nedeniyle zorla getirildikleri hastane koğuşundan tekrar cezaevi koğuşuna dönmek istediklerini belirttiler.  

Hem bu koşullar hem de sağlık durumlarının takibi için onları periyodik olarak görmek, muayenelerini yapmak istiyoruz; bunun için tekrar başvurularımızı yaptık ancak şu ana kadar yanıt alamadık. Bu hem açlık grevcilerinin sağlığı için yararlı olacaktır hem de hastanede çalışan sağlık çalışanları için kolaylaştırıcı olacaktır.


AİHM kararıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

AİHM kararını hukuksal olarak değerlendiremem. Ancak biz hep şunu diyoruz: Etik ilkeler ve hukuk çelişirse, biz etik ilkeleri tercih ederiz. AİHM kararı için diyebileceğim, karar asla sağlıktan yana değil. Bu insanlar hasta değil ve herhangi tedavi talepleri yok. Cezaevi koğuşlarını hastanedeki odalarına tercih edecek kadar koşullarından memnuniyetsizler. AİHM’in bakabildiği iyimser yönü ben göremiyorum. 


Zorla müdahale gündeme gelirse neler olur?

Eylemcileri sürekli olarak takip eden hekimler, hastasının verdiği kararı defaatle değerlendirmek ve saygı duymak zorunda. Bir insanın vücuduna, kendi iradesine rağmen yapılan müdahale, insanlık onuruyla çelişir. Tüm sağlık emekçileri için etik ilkeler bu konuda belirleyicidir. Bu konuda da öncelikle Malta Bildirgesi olmak üzere birçok etik belge vardır. Bunları defalarca da belirttik. Eylemcilerin belirttiği haksızlığa dair yetkililerin söz söylemesi, diyalog yollarının aranması gerekirken; sürekli eylemin zorla müdahale gündemine çekiştirilmeye çalışılması hem biz sağlık emekçileri için hem de eylemciler için onur kırıcı oluyor.  ‘Zor’ hekimliğin temelindeki güveni yok eder. 

Biz hekimler bu eylemin muhatabı değiliz. Nuriye ve Semih, görüşmemizde ”Bizlerden eylemi bırakmamızı istiyorlar ama yetkililer bizimle ilgili nefret dolu söylemler kullanıyor. Bizi karalamak için kitap çıkarılıyor. Kullanılan dil, yaklaşım bu işi çözmekten ve uzlaşmadan uzak” şeklinde tepkilerini aktardı. Mevcut durum ne yazık ki iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor.  Eylemcilerin ailesinden ve yakınlarından, arkadaşlarından pek çok kimse açlık grevinde. İki kişi başlayan açlık grevi, süreli/ süresiz destek açlık grevi eylemleriyle yayılarak devam ediyor. Burada toplumsal muhalefete büyük görev düşüyor. Muhalefet daha net olup sözünü sakınmadan söylemeli ki çözüme ulaşılabilsin. Toplum yeterince acı çekti....