- İHD Amed Şubesi Hapishaneler Komisyonu Üyesi Ercan Yılmaz, son iki ayda 10’dan fazla tutsağını yaşamını yitirdiğini, bunların arasında ağır hasta listesinde olan tutsakların olduğunu hatırlatarak, "Diğer ağır hasta tutsakların da aynı sonucu yaşamaması için etkin bir şekilde muhalefetin iktidarı zorlaması gerekir” dedi.
İHD'den Ercan Yılmaz, cezaevlerindeki sorunların çözümsüzlüğünün cezaevi idarelerine ve gardiyanlara cesaret verdiğini belirterek, muhalefet partilerinin hak ihlallerini gündemine almasını istedi.
Tutsaklara dönük tecrit, şiddet, tehdit, disiplin cezası, iletişim yasağı ve infaz yakma gibi hak ihlallerinin ardı arkası kesilmiyor. Söz konusu ihlallerden en çok etkilenenlerin başında, hasta ve 30 yıla yakın bir süredir cezaevinde olmalarına rağmen infazları yakılan tutsaklar geliyor. Hasta tutsaklar, Adli Tıp Kurumları'nın (ATK) verdiği "cezaevinde kalabilir" raporları; infazlarını tamamlayan tutuklular ise İdari Gözlem Kurulları'nın (İGK) "iyi halli değil" yönünde sunduğu görüşler nedeniyle tahliye edilmiyor. Tahliyeler önündeki engeller, her geçen gün sağlık durumları kötüye giden hasta tutsakların bir bir yaşamlarını yitirmesine neden oluyor. Cezaevlerinde yaşanan ihlaller sadece tahliyeler önündeki engellerle sınırlı değil. Aynı zamanda her gün farklı bir cezaevinde şiddet uygulanıyor. En son Diyarbakır 3 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutsakların işkenceye maruz kaldığı açıklandı. Amed Barosu, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, şiddet uygulayan sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusunda bulunanlar arasında yer alan İHD Amed Şubesi'nin Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü Ercan Yılmaz cezaevlerinde yaşananları MA'dan Mehmet Güleş'e anlattı.
Kronik bir hale geldi
Periyodik olarak cezaevlerini ziyaret ettiklerini paylaşan Yılmaz, sık sık ihlalleri gündeme getirmelerine rağmen sorunların çözülmediği, aksine kronik bir hal aldığını söyledi. Yılmaz, koronavirüsü salgını sürecinde hak ihlallerinin arttığına işaret ederek, "Tutukluların yaşam alanları, dışarıyla olan bağıntısı ve mektuplarına sınırlama getirilmiş. Özellikle bu kısıtlamalara hasta mahpuslar tabi tutuluyor. Yine infazlarını tamamlayanlar İGK’nin üç ayda bir yaptığı değerlendirme sonucunda 'iyi halli olmadığı' gerekçesiyle tahliye edilmiyor” dedi.
En son Diyarbakır Cezaevi'nde tutuklulara yönelik işkence uygulamalarına dikkat çeken Yılmaz, "Bu yaşanan hak ihlallerine karşı hazırladığımız raporlar ve çözüm önerilerini Adalet Bakanlığı'na sunduk. Ancak hala çözümsüzlüklerle karşı karşıyayız. Bu da infaz memurlarına cesaret vermekte ve beraberinde hak ihlallerin artmasına neden oluyor” diye konuştu.
Muhalefet gündemine almalı
Hasta ve infazlarını tamamlayanlar başta olmak üzere tutsakların yaşadıkları hak ihlallerinin son bulması için etkili çözümlerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti: "Bu talepler sadece hükümet ve Adalet Bakanlığı’na bırakılmamalı. Son dönemde muhalefet partisinin bir helalleşmeden bahsetmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürlükler konusundaki problemlere çözüm üretme çabası önemlidir. Bu antidemokratik uygulamaların sona ermesi için hiçbir kaygı gütmeden cezaevindeki ihlalleri ve hukuksuzlukları da gündemine almadır. Çünkü son iki ayda 10’dan fazla tutsak yaşamını yitirdi. Bunlar arasında ağır hasta listesinde olan tutsaklar da vardı. Diğer ağır hasta tutsakların da aynı sonucu yaşamaması için etkin bir şekilde muhalefetin iktidarı zorlaması gerekir.”
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 23 yıldır devam eden ağır tecride işaret edenr Yılmaz, Öcalan üzerindeki tecridin diğer tutsaklarınkinden çok farklı boyutları olduğunu söyledi. Öcalan'ın başından beri keyfi uygulamalarla karşı karşıya olduğunu; aile, telefon ve avukat görüş gibi haklarından yararlanamadığını hatırlatan Yılmaz, "Bu durum devletin tecrit yaklaşımını göstermektedir. Tabi ki bununla tutukluyu tamamen izole etmek, benliğinden vazgeçirmek, aynı zamanda fiziksel ve psikolojik bir baskıyla cezalandırmak ve yaşattırmak istenmekte" dedi.
Kürt sorununun çözümüne bağlı
Yılmaz, tecridin sonlandırılmaması, hasta tutsakların durumunun iyileştirilmemesi, infaz eşitliğinin sağlanmaması ve Kürt sorununun çözülmemesi durumunda diğer tüm sorunlara köklü çözüm getirilemeyeceğinin altını çizdi. Yılmaz, şunları ifade etti: "Öncelikli çözülmesi gereken sorun Kürt sorunudur. Çünkü bugün ülkede yaşanan siyasi, ekonomik tıkanmışlığın temelinde Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çok, güvenlikçi ve çatışmalı politikaların yürütülmesinden kaynaklı. 2013-2015 yılları arasında diyalog sürecinde ölümler minimuma inmişti. Halk arasında barış umutları artmıştı. Ancak adaya gidişler engellendi. Avukatlar, aile ve heyet gönderilmemesinden sonra yeniden çatışmalı süreç başladı ve binlerce insan yaşamını yitirdi. Oysaki barış müzakerelerin başladığı dönem itibarıyla Türkiye rahat bir nefes almıştı."
ATK'nin yapısı değişmeli
Yılmaz, tepkilere neden olan raporlara imza atan ATK'nin yapısının da değiştirilmesini istedi. Yılmaz, "ATK tarafsızlığını yitirmiş. ATK tek karar verme mecrasından çıkarılmalıdır. Burada bağımsız hekim heyetleri yer almalıdır” önerisinde bulundu. Yılmaz, son olarak Cumhurbaşkanlığı af yetkisine değinerek, şunları ekledi: "Bu af yetkisi çok nadir kullanılıyor. Kullanıldığı zaman da Kürt siyasi hareketi ve sol örgütlerden kişilerden uzak olanlar için kullanılıyor. Bu aynı zamanda ATK’nin tutuklulara verilen raporlara da yansıdığını görmek mümkün. Alınan bu kararlar Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) eşitlik ilkesine aykırı." AMED