• 30 yılı aşkın süren tutsaklığının ardından 16 Temmuz’da tahliye edilen Mehmet Boğatekin, "Dışarı çıktığımda ilk gece, damda yattım. Çok güzeldi. Sabahları kuş sesleriyle uyanmak farklı bir duygu kazandırıyor. Ailemi, akrabalarımı, doğduğum yerleri gördüm. Diyorsun ki bu kadar yattık, en azından boşuna değildi” dedi.
  • Süreci başından beri desteklediğini dile getiren Boğatekin, şunları söyledi: “Kürtlerin siyasal araçları askeri araçlarından daha güçlü. Dört parçada örgütlü güçleri var. Kürt halkının kazanımlarından geri adım atmadan, daha özgür, daha eşitlikçi, daha ulusal değerlerin korunduğu bir yaşamı inşa edebiliriz."

AZİZ ORUÇ

2012 yılında yayın hayatına başlayan ve toplam 18 sayı çıkan Golik dergisinin kurucularından Mehmet Boğatekin, 30 yılı aşkın süren tutsaklığının ardından 16 Temmuz’da tahliye oldu. Zindanda 4 üniversite bitiren ve Kürtçenin üç lehçesinin yanı sıra İngilizce öğrenen Boğatekin, çocukluğundan cezaevindeki üretimlerine, Kürt Özgürlük Hareketi'yle tanışmasından tahliyesine ve özlemlerinden güncel sürece kadar hayatının tüm yönlerini gazetemize anlattı.

Mehmet Boğatekin, 1974’te Semsûr'un (Adıyaman) Gerger ilçesinde 6 çocuklu ve memur bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelir. Ailesi, 12 Eylül darbesiyle baskılara, şiddete ve sürgüne maruz kalır. Babası ve amcası Hacı Boğatekin, siyasi faaliyetler nedeniyle sürgün ve cezaevi süreçleri yaşar. O dönem Hürriyet gazetesinin Adıyaman muhabiri olan amcası daha sonra yerel bir gazete çıkarır. Memur olan babası siyasi görüşleri nedeniyle, Ege illerine Kütahya’ya sürgün edilir. Anne, baba ve diğer kardeşler batıya giderken, Mehmet Boğatekin, nenesi ve dedesiyle Gerger’de kalır. Anne ve baba özlemi duysa da dedesi ve nenesiyle iyi zaman geçiren Boğatekin, “Onlar beni büyüttü. Küçük yaşta büyük roller verdiler. Yaramazlık bile yapamadım. Hep büyük bir misyon yüklendiği için çocukluğumu yaşayamadığımı hissettim” diyor. İlkokul, ortaokul ve liseyi Gerger’de okur.

30 arkadaş dağa çıkar

Lise yıllarında amcasının çıkardığı Gerger Fırat gazetesinde muhabirlik yapar. Ayrıca ulusal gazetelerin yerel muhabirliğini üstlenir. Bu yıllarda resim ve karikatüre de ilgisi vardır. Gazeteciliği sevse de aslında Boğatekin’in hayali akademisyen olmaktır. 1990’ların başında İnönü Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazanır. Üniversiteyi kazanır fakat bu yıllarda Kürdistan, ateş çemberi içindedir ve o da bu durumdan etkilenir. Boğatekin, bu dönemin her gün faili meçhul cinayetlerin, işkencelerin, baskıların katlanarak arttığı bir dönem olduğuna dikkat çekiyor. “Biz de gençtik, o dönemin havasının etkisinde kalıyorduk” diyen Boğatekin, politik bir yerde ve ortamda büyüdüğünü ve lise yıllarından itibaren ulusal duygularının geliştiğini “Kürt nedir? Kürdistan nedir? Tarihimiz nedir? Dilimiz nedir?” sorularına cevaplar aradığını belirtiyor. Üniversitede milliyetçi-ırkçı öğrencilerin baskılarının, kavgaların, olayların arttığı bir dönemde birçok arkadaşının okuldan uzaklaştırıldığını ifade eden Boğatekin, üniversite yıllarına dair şunları aktarıyor: “Kimisi okulu bırakıp Avrupa’ya gitti, kimisi köyüne döndü. Yaklaşık 30 arkadaş karar aldık ve 1994’ün başında dağa çıktık. Bingöl’de, Dêrsim’de kaldık oradan Koçgirî’ye geçtik. 1997 Temmuz’unda, cezaevinden yeni çıkan bir arkadaşımla birlikte Karadeniz’e geçerken Reşadiye’nin doğusunda pusuya düşürülüp, yakalandım. Sivas’ta 15 gün, Erzurum’da 3-4 ay kaldıktan sonra duruşma Ankara 1 Nolu DGM’de görüldü. Kısa bir süre sonra müebbet hapis cezası verildi ve beni Ulucanlar’a gönderdiler.”

Kürtçeyi ilerlettim

Yaklaşık bir yıl Ulucanlar’da kalan Boğatekin orası için “Ulucanlar, benim için bir okul oldu” diyor ve anlatmaya devam ediyor: “Dışarıda kolay kolay rastlayamayacağım insanları orada gördüm. İsmail Beşikçi kısa süre önce ayrılmıştı ama etkisi sürüyordu. Recep Maraşlı, Yurt Yayınları’nın sahibi Ünsal Öztürk, Edip Polat, Abdullah Varol… Türkiye sol hareketinden aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler. Recep Maraşlı resim de çiziyordu. Bu da çocukluğumdan beri var olan resim ve karikatür merakımı daha da güçlendirdi ve asıl istediğim hayalini kurduğum şeyi yapma fırsatı doğdu. Abdullah Varol’un yazdığı Kürtçe eserini daktiloyla geçirdim. Kürtçeyi tam bilmiyordum ama daha sonra geliştirerek yazabilecek düzeye kadar ilerlettim.”

Çocukluğumdan beri çiziyordum

Boğatekin, zindana girdiği ilk günden itibaren kendisine ''Madem uzun yıllar kalacağım, bu zamanı en verimli şekilde değerlendireyim’ diyerek hapisliği bir okula dönüştürmeye karar verir: ''Hiçbir zaman o disiplinden vazgeçmedim. Günün hemen bütün zamanı ya okumakla ya çizmekle ya da yazmakla geçti. Arkadaşlar ‘Sen uyumuyor musun?’ diye espri yapardı. Ben de ‘Dışarı çıksam uyurum’ derdim. O heyecan, bir şeyler yapma gayreti insanı zinde tutuyor. Yapmasaydık sabah akşam volt atıp, küçük şeyleri büyütüp didişerek geçecekti.”

Karikatür, Boğatekin üretimin merkezindedir ve onun için çok önemli bir yere sahiptir: “Çocukluğumdan beri çiziyordum. Cezaevinde çeşitli karikatür yarışmalarına katıldım. Moskova’da yayımlanan Izvestiya gazetesinin düzenlediği düşünce özgürlüğü konulu yarışmada Onur Ödülü aldım. Yılmaz Güney Karikatür Yarışması, Musa Anter Karikatür Yarışması ve Maltepe Üniversitesi’nin insan hakları temalı yarışması dahil olmak üzere toplam beş ödül kazandım. Karikatürlerim yalnızca yarışmalarla sınırlı kalmadı. Yeni Yaşam Gazetesi’ne düzenli karikatür gönderiyordum. Hüseyin Aykol yayınlıyordu. Gazete içeri gelmediği için yayınlanıp yayınlanmadığını aileden duyuyordum. Bir dönem yargı ile ilgili karikatürlerim nedeniyle cezaevi müdürü tarafından tehdit edildim. O dönemde İdare ve Gözlem Kurulu puanım birden 60’lardan 47-48’e düştü. Baraj 45’ti. Ben bunu karikatürlere bağladım. İtiraz dilekçeleri yazdım, üst mahkemelerin cevapları hep ‘uygun görülmüştür’ oldu sonra vazgeçtim.”

Kurmancîyi, Soranîyi öğrendim

Mehmet Boğatekin, hapislik sürecinde Kürtçe yazmak konusunda da sürekli bir çaba içerisinde olur. Bu konudaki çalışmalarının da yoğun geçtiğini anlatan Boğatekin, “Golik dergisine başladığımda Kürtçem yetersizdi. Dil bilimi çalışan arkadaşlardan destek aldım. Sonra karar verdim: ‘Madem bu işe başladım, ana dilimi en ileri seviyeye getirmeliyim’ dedim. Bütün gramer kitaplarını dışarıdan getirttim. Yıllarca çalıştım. Zazacayı çocukluğumdan biliyordum, standart Zazacayı da gramer kitaplarıyla geliştirdim. Kurmancîyi öğrendim, Soranîyi öğrendim. İngilizceyi akademik yazıları okuyacak kadar sıfırdan öğrendim. Yabancı Dil Sınavı’na (YDS) ve ALES’e hazırlandım. Eğitimi de bir şekilde sürdürdüm. Kamu Yönetimi yarım kalmıştı, bitirdim. Açık Öğretimle Anadolu Üniversitesi’nden Sosyoloji, 4 yıllık işletme ve 2 yıllık Adalet bölümlerini bitirdim. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünü kazandım. Cezaevinde olduğum için gidemedim, ama şimdi çıktım, öğrenci affı geldi, kayıt yapmayı düşünüyorum” diyor.

"Golik isimli bir örgüt kurulmuş!"

2012 yılında yayın hayatına başlayan mizah dergisi Golik’in ortaya çıkış sürecini ise Boğatekin şu şekilde anlatıyor: “2012’de Bolu F Tipi’nde bir grup çizer ve mizah seven arkadaşla bir araya geldik. ‘Diğer dillerde var, niye Kürtçe bir mizah dergisi olmasın?’ dedik ve Golik doğdu. ‘Buzağı’ anlamına gelen isim bilinçli seçildi. Osmanlı dönemindeki Çaylak dergisinin kurucusu Tevfik’e isminin yapışması gibi, ‘Bu isim sana yapışır, kimse Mehmet demez, Golik der’ diyenler oldu. ‘Golik kötü bir şey değil’ dedim, Golik’e öyle karar verdik. Gerçekten de mektuplar ‘Golik Bey’e, ‘Golik’e ‘Golik Mehmet’e diye gelmeye başladı. Hatta bazı cezaevindeki idareciler, eğitmenler Ankara’daki hizmet içi eğitimlere gittiğinde ‘Golikçiler örgütü diye bir örgüt varmış’ diyorlarmış. Bir öğretmen de ‘Ankara’da bize sordular, sizin cezaevinde Golik isimli bir örgüt kurulmuş’ diyordu. Biz de örgüt değil, mizah dergisinin ismi diye açıklıyorduk.”

Golik büyük ilgi gördü

Derginin içeride hazırlandığını, dışarıda matbaada basılıp, gönüllü ağlarla Amed’den Hakkari’ye dağıtıldığını belirten Boğatekin, şu şekilde devam ediyor: “Kürtçe yazıldığı için ciddi engeller çıktı. Bazı yazılar Türkçe yazılıp dışarıda Kürtçeye çevrildi, farklı yöntemler denendi. Toplam 18 sayı çıktı. Özgür Gündem manşet yaptı, Yeni Yaşam haberleştirdi. Avrupa’daki ve Güney Kürdistan’daki televizyonlar yer verdi. ABD Kongre Kütüphanesi arşiv istedi. Kadın bir çizerimiz Güney Kürdistan’da ödül aldı. İçerideki ve dışarıdaki, hatta Avrupa’daki çizerler katkı sundu. Golik dergisi daha sonra yayınevine devredildi, dört sayı daha yayımlandı. Beklediğimizin ötesinde ilgi oluştu. Bütün cezaevindeki arkadaşlar karikatür göndermeye başladı. Dergi büyük ilgi gördü. Cezaevi süresi boyunca bazı yazarların çocuk hikayeleri için resimler çizdim. Yazdığım Kürtçe çocuk kitaplarının resimlerini de yaptım. Ayrıca binlerce farklı temalı karikatür çizdim.”

Tahliyeyi beklemiyordum

16 Temmuz’da Burhaniye’den tahliye olduğunu dile getiren Boğatekin tahliye sürecine dair şunları söylüyor: “Son güne kadar da tahliyem belirsizdi. Tahliyeyi beklemiyordum. Aile de şüpheliydi. Aileye, ‘Kimse karşılamaya gelmesin’ dedim. Tahliyemi son gün öğrendim. Tahliyeler sürekli engellendiği için beklemiyordum. Tahliyem ertelenmeden çıkmam bana da sürpriz oldu. Ama Burhaniye’de son dönemde tahliyeler zamanında yapılıyordu. İçeride hep kapalı mekanda yaşadık. Çocukluğumuzda damda yatardık, yıldızları sayardık. Hep onun özlemini yaşadım. Dışarı çıktığımda ilk gece, damda yattım. Çok güzeldi. Sabahları kuş sesleriyle uyanmak farklı bir duygu kazandırıyor. Ailemi, akrabalarımı, doğduğum yerleri gördüm. Çarşıda gençler ‘Hoş geldin’ diyor. Tanımıyorum, soruyorum kimin oğlu. Sanal medyadan beni tanıyorlar, bize çok güveniyorlar, değer veriyorlar. İnsanı mutlu eden duygular. Diyorsun ki bu kadar yattık, en azından boşuna değildi. Yaptığımız hiçbir şeyden pişman olmadık. Şimdi de aynı şekilde pişman olmadan yeni şeyler yapmalıyız, üretim ise üretim, çalışma ise çalışma, katılım ise katılım. Ne gerekirse yapmaya hazırız. Halkımız için ne yaparsak az kalır, eksik kalır.”

İlk günkü hayallerim sürüyor

Süreci başından beri desteklediğini dile getiren Boğatekin, şunları söyledi: “Olması gereken buydu, çok önce olmalıydı. Geciktiği için kayıplar ve aşınmalar yaşandı. 2000’li yıllarda o aşamaya gelinmişti ama devamı olmadı. Ekonomi, eğitim, kültür ve daha birçok konuda sorunlar derinleşti. Bölgede zarar oluştu. Keşke daha önce siyasi aşamaya geçilseydi. Ama bugün de geç değildir. Kürtlerin siyasal araçları askeri araçlarından daha güçlü. Dört parçada örgütlü güçleri, siyasetçileri, kültürel ağları var. İyi işletirsek amaçlarımıza çok daha kısa sürede ulaşırız. Kürt halkının kazanımlarından geri adım atmadan, daha özgür, daha eşitlikçi, daha ulusal değerlerin korunduğu bir yaşamı inşa edebiliriz. Toplumdaki kırılganlığı da görüyorum. Eski parti çalışanlarıyla konuştum, öfke var. ‘Biz bunun için mi mücadele ettik’ diyorlar. Öyle değil. Konjonktür oluşmadan hiçbir halk kendi çabasıyla bağımsızlık kazanmamıştır. Güney Kürdistan’ı düşünün, Körfez Savaşı olmasa hâlâ milis gücü olacaktı. Bizim de konjonktürü değerlendirmemiz lazım. Devlete güvensizlik var, barış süreçleri başarısız oldu, inançsızlık yarattı. Ama haklarımızı kendi siyasal gücümüzle almamız gerekir. Eğitim hakkı, dil hakkı, siyasal haklar, kültürel haklar… Bugünün dünyasında devletin eski ısrarcı politikayı sürdürme imkânı kalmadı. Şiddet dönemlerinde bazı şeyler dile gelmiyordu. Şimdi devletin argümanı yok. Kürtler birlik olursa, ortak paydada buluşursa, kayıplar üzerinden değil, kazanımlar etrafında toplanırsa kazanan biz oluruz. Devlet de tüm hakları mecburen verecek. İlk günkü hayallerimi sürdürüyorum. Üniversite yıllarında bu halka bir haksızlık yapıldığını düşünmüştüm. Mücadelenin içine katılmıştım. Esas mesele Kürtlerin ezilmişliği, haklarına kavuşma mücadelesiydi. Bugün aşama kaydedildi ve o günlerden bu günlere gelindi. Ama yapılacak çok şey var, özellikle siyasal alanda. Potansiyelimizi hâlâ yeterli kullanamıyoruz. Bunu yaparsak Kürtler olarak Türkiye’de de Ortadoğu’da da temel güç olma rolümüzü oynamış oluruz.”

***

Hayali Kürtçe çizgi film

Cezaevinde “Kendi Kendine Karikatür Nasıl Öğrenilir” adlı kapsamlı bir kitap hazırladığını ve bunu yayınlamayı çok istediğini de belirten Boğatekin kitap hakkında şu bilgileri verdi: “Kitap çizim örnekleriyle dolu. Yayınevi ‘kuşe kağıda, büyük ebatta basılmalı ve finansman bulmak lazım’ demişti. O dönem imkân yoktu. Şimdi tahliye olduktan sonra öncelik onda. Bir roman da yazdım, yayınlamayı bekliyor. Çocuk kitapların serisinin ciltlerini tamamlayacağım. Tahliye sonrası yapay zekâyı keşfettim. Yeğenlerim öğretti. En çok tuhafıma gelen şey oldu. Yapamadığınız çok şeyi o çok hızlı yapıyor. Ben de faydalanmayı düşünüyorum. Çizimi veriyorum, hareketlendiriyor. Eskiden bir dakika için 50-60 benzer çizim gerekiyordu. Şimdi bir çizimle hareketlendirebiliyorsun. Kürtçe çizgi film hayalim vardı, yapay zekâyla çok rahat yapılabilir. Bir yayıneviyle görüştüm, uğraşacağız. Kürtçe bir çizgi film yapacağım. Kamusal alanlara büyük resimler, grafiti tarzında çalışmalar düşünüyorum. Çok zaman geçirmeden çalışmalara başlayacağım.”

Çocuk kitapları yazıyor

Mehmet Boğatekin, tahliye olduktan sonra “Hemed Gergerî” mahlasıyla Kürtçe çocuk kitabı Rêwîtiya Nav Pelên Dîrokê'yi (Tarihin Sayfalarında Yolculuk) yayımlandı. Weşanên Golik’in “Pirtûkxaneya Zarokan” serisinden yayımlanan kitap, çocukların tarih, edebiyat ve kültürle kurduğu ilişkiyi bir yolculuk hikayesi üzerinden anlatıyor. Rêwîtiya Nav Pelên Dîrokê, dört kitaplık bir seri olarak tasarlandı. Serinin ilk iki cildi hazırlandı. Rêwîtiya Nav Pelên Dîrokê adlı kitabın merkezinde 10 yaşındaki Şehrezor ile 8 yaşındaki kardeşi Fermandar bulunuyor. Hikaye, 1600’lerin sonunda Hakkari’de yaşayan iki kardeşin yolculuğunu anlatıyor.