Son yıllarda bazı Kürt çevrelerinde dile getirilen bir tez, “Kürt sorunu muhatap aranmadan da çözülür şeklinde ifade ediliyor. “Muhatapsız çözüm tezi” de diyebileceğimiz bu düşünceye göre, AKP Hükümeti isterse, gerekli siyasi, hukuki ve kültürel adımları atar ve sorunu muhatapsız çözer. Başka bir deyişle, ihtilafın ikinci aktörü olan PKK/KCK ya da Kürtlerin yerel yönetimlerde ve parlamentoda en büyük siyasi oluşumu olan BDP muhatap olarak başlatılacak çözüm sürecinde olmazsada olur. Abdullah Öcalan’ın muhataplığı sorusu ise bu tezin savunucuları tarafından tamamiyle red edilmekte veya gözardı edilmektedir.
Sadece bazı Kürtler tarafından değil, Türkiye’deki medyanın birçok köşe yazarı da hükümete bu yönde tavsiyelerde bulunmaktadır. Hatta daha da ileri gidilerek, sınırötesi işgal dahil olmak üzere, savaşın derinleştirilmesi önerilmektedir. Diğer yandan da, AKP Hükümeti’ne “kültürel açılımlara“ hız verme tavsiyesinde bulunulmaktadır.
Kürt sorunu iki tarafa dayanan bir ihtilaf sorunudur ve çözümü de ancak tarafların anlaşmasına ve kalıcı bir barışın yaratılmasına bağlıdır. Bu nedenle, ihtilafın içinde yer alan tarafların bizzat yüzleşmesi ve bir çözüm masasında oturması gerekiyor. Dolaylı ve doğrudan müzakereler, mutabakatlar ve protokoller ihtilaf çözüm mekanizmalarının kaçınılmaz yönleridir. Tümden anlaşma sağlandıktan ve ihtilaf tarafları tarafından onaylandıktan sonra da, çözüm sağlanmış olur. Burada çoğu kez, uluslar arası arabulucu aktörler de önemli bir rol oynar. Bu şemaya göre, dünyada birçok siyasi, etnik ve dini ihtilaf çözülmüştür.
Tam da, Türkiye’de Kürt sorunu nasıl çözülür tartışması giderek yaygınlaşırken, muhatapsız çözüm tezini savunmak ve öne çıkarmak oldukça düşündürücüdür. Sorun çözülmek isteniyorsa, ilk yapılacak olan bunun çerçevesi, yöntemi ve araçları üzerine kafa yormak gerekiyor. Ne var ki, Kürt dünyasında muhatapsız çözüm bekleme duruşunu sergileyenlerin bir somut projelerinin olmadığı görülmektedir. Buna karşılık, “Erdoğan isterse sorunu çözer” ve “Kürt sorununda muhatap olarak kimse aranmamalı, halkın kendisi muhatabtır” şeklinde genel tespitlerle yetinilmektedir. Bununla bir arpa boyu yolu alınamayacağı açık.
Muhatapsız çözüm önerisinin yanılgıları ve sakıncalı sonuçları açısından burada bir kaç noktayı öne çıkarmak gerekiyor.
AKP Hükümeti, baştan beri, bazen de “Kürt sorununu çözeceğim” söylemini ekleyerek böylesine bir düşünceyi temel almıştır. Oysa, hükümetin Kürt sorununa yaklaşımı, resmi ideolojinin pratiğe uygulanan Türk-islam sentezidir. Böyle oluncada, Kürt tarafı, daha doğrusu PKK, muhatap kabul edilmemekte ve muğlak bir “Kürt vatandaşı” olgusuna vurgu yapılmaktadır. Oysa, 10 yıllık AKP Hükümeti döneminde “muhatap denilen “Kürt vatandaşlara” verilen fazla bir hak ta bulunmamaktadır. Resmi Kürtçe TV ve dil çalışmalarının biçimi, nedeni ve amaçları tartışmasını burda işlememekle yetinelim. Devletin ve hükümetin Kürt sorununu çözüm biçimi ana hatlarıyla, “Kürt tarafında muhatap aranmamalı“ tezi doğrultusunda yürütülüyor. Öyle olunca da bazı Kürtlerin savunduğu “muhatapsız çözüm tezi“, özünde şu an uygulanan resmi Kürt politikasına denk düşmektedir.
Kürt tarafında muhataba gerek yok şeklindeki düşünce, Kürt halkının (siyasi ve örgütsel) iradesini yok saymak demektir. Bu, ulusal ve toplumsal sorunların ve ihtilafların aşılmasına yönelik her türlü rasyonal (mantıksal) çözümlerin dışında bir yaklaşımdır. Özünde, bir halkın kendi mücadelesi ve eliyle sağladığı özgürlük ve öz yönetim gerçekliğine tamamiyle zıt düşen bir paradoksal bakış açısıdır. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Saddam rejimi yıkıldıktan sonra, Irak’ta Kürt partileri ve siyasetçileri muhatap alınmadı mı? Eğer siyasiler değil de, “halk“ muhatap alınmış olsaydı, Irak’ta federal yapı ve Kürdistan’da federe bölge oluşur muydu? Bugünlerde, bir çatı örgütü olarak ortaya çıkan “Suriye Kürt Ulusal Konseyi“ muhatap gösterilip, Kürdistan’ın bu parçasında resmi özellik (de jure) taşıyan öz yönetim talebi niye savunuluyor acaba? Çünkü, hiç bir ihtilaf karşı tarafta var olan güçleri muhatap olarak kabul edilmeden çözülmezde ondan! Türkiye’de de bu sorunun Kürt tarafında bir veya birden fazla muhatap var ve AKP Hükümeti sorunu çözmek istiyorsa bunu kabul etmek durumunda olacaktır.
Kürtler adına mücadele eden örgüt ve şahsiyetler, bu tezi savunduklarında kendi meşruiyetlerini de, Kürtleri temsil hakkını da sıfırlamış bulunurlar. İlk önce, o zaman bu Kürtlere ne gerek var sorusu akla gelmektedir. Bir yandan Kürtler adına siyaset yapılacak ve istemlerde bulunulacak, diğer yandan hükümete “bizi muhatap olarak almasanızda olur“ denilecek. Kaldı ki, ihtilafın bir tarafı olan PKK silahlı ve siyasi yapılanması ile sürekli çözüm çağrısında bulunuyor ve muhatabın adresinin kim olduğunu söylüyor. Buna rağmen, ihtilafın en büyük gücünü dıştalama ve diskalifiye etme yöntemleriyle devletten tek taraflı bir çözüm bekleyecek ve bunun da Kürt toplumu tarafından kabul edileceğini düşünecek kadar saf olacaksın.
Kürtlerden muhatap güç olarak hiç bir adres göstermemek, tamamiyle Kürt sorununu mevcut siyasal sistemin aktörleri tarafından çözülmeye terk etmek anlamına da gelir. Çünkü, bu tezi savunan Kürtler, kendilerini dahi muhatap olarak önermemektedirler. Başka bir deyişle, “danışmanlık hizmeti yapmak düzeyinde bazı görüşleri getirmek dışında, bir misyon ve iddia sahibi değiller. Böyle olunca da, AKP Hükümeti kendi başına “çözüm“ paketi” getirebilir ve bunu da parlamentodaki iki diğer partiye (CHP ve MHP) onaylatarak uygulayabilir. “TRT6” projesinde yaşandığı gibi, muhatapsız çözüm tezinin sahipleri dünden böylesine bir AKP programına onay verirler demek abartı olmazsa gerek. Peki, PKK’ye alternatif olarak Kürt siyasi sahnesinde görünmenin bir anlamı kalıyor mu? O zaman, mevcut partilerin içinde aktif çalışmak ya da danışmanlık yapmak, daha mantıklı olmaz mı? Galip Ensarioğlu, Mehmet Metiner ve Sezgin Tanrıkulu gibi bazı Kürt kökenli milletvekillerini örnek göstermek gerekiyor. Bu şahsiyetler için “Kürt siyaseti yapıyorlar” denilebilinir mi?
Bu tezin savunucularını böylesine bir duruşa götüren nedenlerin olduğunu bilmek ne kadar kolaysa, bu nedenleri somutlaştırıp ispatlamakta bir o kadar zordur. Buna rağmen, bunların detaylarıyla incelenmesi ve sonuçlar çıkarılması gerekir. Kürt sorununun çözüm sürecini kısaltmak için, Kürt tarafında da mevcut olan bazı yanlışların aşılması gerekiyor.
Muhatap olmak ve alınmak