Magazinle top oyunu arasında dolanan köşebazlardan birisi, Saray'daki "muhtar" toplantılarını eleştiren Murat Belge'ye, "Onun muhtar dostları var, ya senin?" diye sormuş.

Saray "muhtarlıkla" gerçekten dost mu?

Zavallı "muhtarlık"...

Bizzat Saray tarafından "düşman" ilan edilmiş.

Kürdistan belediyelerinin eşbaşkanları birer ikişer, hep bu "muhtarlık" yanlısı sözleri yüzünden Saray'ın emirleriyle tutuklanıyor.

Selahattin Demirtaş ya da Figen Yüksekdağ, bize "vekillik" yetmez "muhtarlık" isteriz deyince, o Saray'ın tansiyonu tavan yapmakta.

Nerede bir "muhtar Kürt genci" görse, Saray'ın keskin nişancısı, damlara konuşlanmış, o "muhtarım" diyen genci alnından vuruyor.

Evet, evet...Yanlış okumadınız. "Biz artık muhtarız, muhtarlığımızı alenen ilan ediyoruz, yaşasın muhtarlık" diyeni Saray'ın fedaileri, buldukları her yerde yok ediyor.

Saray da, Başbakanlık da bağırıyor: "Muhtarlık hayali görenlere kan kustururuz..." Her kim ki, bir mahallede, köyde "muhtarlık" ilan eder, devletimin tankı, milletimin topu, ümmetimin gazı, suyu ona kanlı bir bedel ödetir İnşallah"...

Ah, değerli okurlar, özellikle, hala bizi okuyanınız kaldıysa genç okur kardeşler... Bu Sarısözen her halde tozuttu diye düşünüyorsunuz.

"Saray neden muhtarların ve muhtarlığın düşmanı olsun?"

Mesele bir Türkçe meselesi.

Bunu yazmadan önce, size bir anımı aktarayım. Yıllardan 1974. Mücbir nedenlerle Belçika'dayım. Emirdağlı "turist", yani "illegal göçmen işçilerin" legalitesi işleriyle uğraşıyorum. Lakin tuzu kuru olanlar, bizi "bunlar komünist" diyerek Emirdağlı emekçilerden uzaklaştırmak istiyor. Bir gün Emirdağlı bir "turist işçi" sordu: "Hocam komünist ne demek?"

Ne desem diye düşünürken, şöyle deyiverdim: "Komün nedir?"

Emirdağlı "Bunu bilmeyecek ne var hocam, bizim belediye demektir.."

"Komünist de işte böyle, belediyeci demektir. Yani sen St. Josse Belediyesi'ne kayıtlısın değil mi, o zaman sen St. Josse belediyecisi anlamında komünistsin..." Emirdağlı "turist" ensesini kaşıyarak, yanımdan ayrıldı.

Bu işin bir şakasıydı.

İşin esasına gelecek olursak, "muhtar" Arapça bir kelime. Bunun Türkçesi "özerk", "muhtarlık" da "özerklik" demek oluyor.

Türkiye'de "muhtarlık" en küçük yerel yönetim birimi. Yani eğer, Türkiye gerçek anlamda adem-i merkeziyetçi bir yapıya kavuştuğu gün, bu "muhtarlar" bulundukları mahallenin en yetkili "idari amiri" olacak, o mahallenin "muhtarlığı" da en yetkili yerel yönetim organı olacak.

Oysa şimdi, Saray'a toplanan "muhtarlar"ın Türk hukukunda "tüzel kişiliği" yok. İnanılır gibi değl ama öyle. Yani Sultan'ın Saray'a topladığı "muhtarlar" aslında "tüzel kişilikten" yoksun, hiçbir yetkisi olmayan "kuşa döndürülmüş", ağzı var dili yok, karikatür gibi birer "yerel yönetim" müsveddesi haline getirilmiş. Geçmişte, üç kuruş karşılığında "kafa kağıdı, ikametgah ilmü haberi" falan verirken, şimdi bunları bile nüfus müdürlükleriyle paylaşıyor. Muhtar "ha var, ha yok..."

Durum şöyle:

Saray'daki kişi, elinde "başkanlık dikta yetkilerini" toplamış, "huzura" memleketin en küçük yerleşim birimlerinin "hiçbir yetkiye ve hatta tüzel kişiliğe" bile sahip olmayan "muhtarları" topluyor, onların yüzüne karşı, "özerklere ve özerkliğe", yani "muhtarlara ve muhtariyete" küfrediyor.

Muhtarlar da bu küfürleri duyup, "oh Nisan yağmuru" diye suratlarını sıvazlıyor. 

Tüzel kişiliği" olmayan, "kişiliğini" nasıl korusun?

Sanırım Murat Belge'nin yazısında böyle bir eleştiri yapılmış.

Zırzopun biri de "muhtarları" halk sanmış.

Muhtarlar "muhtar" olamadığı için, halk onlara "mıhtar" demekte...

Şimdi Türkiye'nin önünde duran temel mesele, "mıhtarı" "muhtar" haline getirmek, "mıhtarlığı" "muhtarlık" yani "muhtariyet" düzeyine yükseltmek.

Yani nerede bir "muhtarlık" varsa, o muhtarlığın damına "demokratik özerklik bayrağını" çekmek. Bir halkın şeref ve haysiyeti, bir ülkenin demokratikliği, "mıhtarlıkların" "muhtariyet" haline gelmesiyle ve Türkiye'nin tümüyle "demokratik özerk bölgeler" toplamından meydana gelen bir Cumhuriyet olmasıyla sağlanır...

Böyle bir Cumhuriyet'te Saray'a elbette yer yoktur.