Ruşen Çakır Evrensel gazetesinde demiş ki; “HDP’nin yüzde 15‘i rahat alması lazım. Eğer HDP 7 Haziran’dan aşağı oy alırsa bunun birinci derecede sorumlusu Kandil, HDP değil. HDP, Kandil’e karşı yeterince güç gösteremiyor.” 

Ve birçok Türk aydını, yazarı, gazetecisi şunu söylüyor; ‘‘PKK Silah bıraksın.‘‘

Yani bu muhterem aydınlarımızın Kürtlerden talebi, ‘‘Kürtler her türlü haklı savunmasını sonlandırsın, ölmeye devam etsin.‘‘ 

Olur! Ne demek, siz isteyin yeter ki, biz yıllardır zaten kendimizi unutarak hep başkaları için öldük, sizlerin bu talebi üzerine ölmeye de devam ederiz!!

Kürtlerin evlerine bombalar yağsın, 15-16 yaşlarında yoksul çocuklar terörist diye çalıştıkları iş yerlerinde kurşunlanarak katledilsin, kadınlarımızın işkencelerle öldürüldüğü yetmiyormuş gibi bir de bedenleri çırılçıplak soyularak sokağa atılsın, sokakta, evinde gençlerimize işkence edilsin, vurulsun, tüm bunları Kandil sessizce izlesin öyle mi? Yani tek derdiniz PKK silah bıraksın, HDP barajı aşsın, meclise gelsin, Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesini vererek Türkiyelileşsin. 

Kürt halkının yaşadığı trajediler kimin umurunda! 

Şunu iyi bilin ki; Kürt halkına yapılan zulüm ve katliamlar sürdüğü müddetçe PKK ortadan kalksa dahi, bu eşitsizlik yeni PKK’ler yaratacaktır. Sizin dilinizle konuşalım; HDP, PKK’ye kesin tavır alırsa ve sizin istediğiniz gibi bir HDP olursa Kürt halkının en temel haklarını ve öz yönetimini verebiliyor musunuz? Eğer evet ise; o zaman maddi koşulları zaten ortadan kalkmış olacaktır. Demek ki sorunun kaynağı PKK’yi reddetmek, yok saymak değil, devletin Kürtler üzerindeki asimile ve katliamcı politikalarıdır! 

Sizler Türk aydınlar, basın mensupları, sorumluluk duyanlar, Kürtlere akıl vermeyi, onları manipüle etmeyi, bırakın! Kürtlerin akıla ihtiyacı yok! Kürtler çektiklerinin farkındalar ve buna karşı bilinçli ve örgütlü bir mücadele yürütüyorlar. Eğer samimiyetiniz varsa, dürüstlüğünüz varsa, en temel hakları için mücadele eden bu halkın sorunlarını doğru anlamak ve doğru yazmak zorunluluğunuz var. Çünkü; doğru tavır çözüme hizmet eder, manipülasyona değil. İktidarı ve bunca yaşanan katliamların sorumlularını doğru görün. Çünkü bunca vahşetin, katliamın sorumlusu Kürt halkı, Kürt hareketi değil. Yıllardır mazlum Kürt halkına katliamlar uygulayan devletin kendisidir!

Bunca yaşanan acılar, ölümler, başka toplumlarda yaşansaydı, o ülkenin, aydını, ilericisi, demokratı ve bütün halk kesimi ayağa kalkmıştı. Çoğrafyamızda ne oluyor? Belli bir kesimin sesi çıkıyor, onlar da yine ezilenler, ötekileştirilenler. 

7 Haziran’da barajı aşan HDP, 80 milletvekili ile meclise girdi de ne değişti neler yapabildi? Milletvekillerine saldırdılar, aşağılandılar, yetmiyormuş gibi seçmenine saldırıp hakaret ve küfürler ettiler. AKP halen hükümetmiş gibi tek başına anayasal yolları ve hukuku çiğneyerek ülkede tekçi iktidarını devam ettiriyor. Kürtlerin varlığını hiçbir şekilde kabul etmeyen bu devlet ve meclisi tarafından çözüm mümkün olabilir mi? Bu nedenledir ki; Kürtlerin kurtuluşu şüphesiz öz gücüne dayanarak birliğini güçlendirerek gelişecektir.

İster kabul edelim ister etmeyelim, her gün eleştirdiğimiz Erdoğan, tek başına hem başkan hem de ülkeyi istediği gibi yönetiyor. HDP’nin, “Seni başkan yaptırmayacağız’’ ve “barış’’ söylemleri de bundan dolayı hiçbir anlam taşımıyor onlar için.  Kendimizi kandırmayalım. Bizim barış ve kardeşlik istemlerimiz bize kan ve vahşet olarak geri dönüyor. Savaşı çıkaran ve yıllarca katliam uygulayan Kürt halkı değildir. Kürt halkı mağdur olandır, savaşta öldürülendir. Barış Kürtlerin en temel haklarının verilmesiyle gerçekleşebilir, Kürtlerin haklarını yok sayan, dilini, kültürünü yasaklayan, yaşam hakkını elinden alan bir iktidarla neyin barışı? 

Ayrıca barış müzakerelerle sürdürülür ama görüyoruz ki, yıllardır barış süreci ve müzakerelerle birileri sadece ve sadece  kendi iktidarları uğruna Kürtleri oyalamış. Êdî besê! Artık yeter!

Eşitlik sağlanmadıkça, ne Türkiye Meclisi’nin ne de olmayan, sadece söylemde dile gelen demokrasi ve barışın bir anlamı olabilir. 

Bu halk artık yeter diyor, bunu neden anlamak istemiyorsunuz?

Ya yaşamak için ayağa kalkıp isyan edeceğiz, ya da her gün öleceğiz. Başka türlü kurtuluşumuz yok bu coğrafyada.