AKP istemese de tasfiye edemediği Kürt direnişi karşısında yeni çareler aramak zorunda kalıyor. Zira çok yönlü olarak gelişen ve bir türlü engellenemeyen Kürt direnişi AKP yönetimini ciddi bir çıkmaz ve çözümsüzlük içine sokmuş bulunuyor.
Önce gittikçe yayılan ve şiddetlenen silahlı eylemler, ardından da atmışsekiz gün devam eden açlık grevleri AKP politikalarını işlemez kıldığı gibi, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın prestij ve etkinliğini daha da artırmıştır. Şimdi hem Kürt sorunu ve hem de PKK Lideri’nin etkinliği çok yoğun bir biçimde tartışılıyor.
Birçok kez yazdık ve ifade ettik. AKP 12 Haziran 2011 seçim sonuçlarını yanlış okudu ve ardından hatalı politikalar belirledi. Seçimi hedeflediği düzeyde kazanmamışken, birçok yağdanlığın pohpohlaması sonucunda inanmadığı bir seçim başarısına kendini vehmetti. Bu temelde yöneldiği siyasal muhalefetin iradesini kırma politikası yanlıştı. Çünkü başarması, sonuç alması mümkün değildi.
Özellikle BDP’ye ölçüsüzce yüklenmesi ve “PKK’yi imha ve tasfiye etme” politikasına yönelmesi, başarısı mümkün olmayan bir hedef olarak AKP yönetimini çıkmaza soktu. Şimdi yaklaşık birbuçuk yıl geçmiş olmasına rağmen bu hedef başarılmamıştır. Dahası PKK ve BDP’nin daha da güçlendiğini bile söylemek mümkündür.
Hâlbuki PKK kırk yıldır var. Ondan önce de Kürt isyanları vardı. Başbakan’ın söylemeyi pek sevdiği Dêrsim direnişi vardı. Devlet otuz yıldır tüm gücünü seferber etmesine rağmen PKK’yi yok edememişti. Defalarca direnip başarısız kalmışı denemek, Kürt direnişini yok etme hedefine yönelmek, bir tür olmayacak duaya âmin demek gibiydi.
Nitekim ne yaptıysa AKP Hükümeti başarılı olamadı ve yeniden başa dönmek, PKK ile bir tür görüşmeyi başlatmak zorunda kaldı. Fakat şimdi koşullar ve PKK’nin yaklaşımları farklı. Çünkü köprülerin altından çok sular akmış. Birbuçuk yıllık çok sert bir mücadele yaşanmış. Bu mücadelenin ortaya çıkardığı sonuçlar var ve her şey bu sonuçlara göre artık yürüyor.
Diğer yandan, AKP Suriye politikasında da ciddi hatalar yaptı. ABD politikalarına ilişkin değerlendirme ve öngörüleri yanlış oldu. ABD yönetiminin, Libya örneğinde olduğu gibi hemen Suriye’ye saldıracağını sandı. Bu nedenle kraldan daha kralcı edayla Suriye yönetimine erkenden bir tür savaş açtı.
Fakat ABD politikaları AKP’nin öngördüğü gibi gelişmedi. Suriye’nin farklılığı ve 2012’nin seçim yılı olması nedeniyle ABD Suriye’ye karşı açık savaşa girmedi. ABD girmeyince diğer Batılı devletler de Suriye’ye karşı dikkatli politika izlediler. Bu durumda AKP tek başına kaldı. Suriye’ye karşı ne savaşabildi, ne de savaştan çekilebildi. Suriye ile yaşadığı çatışmalı durumdan ise adeta herkes yararlandı. AKP bir tür taşeronluk yapmış oldu.
Şimdi izlediği Suriye politikası nedeniyle tüm komşu devletlerle çatışır durumda. Irak ve İran devletleriyle arası çok gergin. Rusya ile karşılıklı atışmalar sürüyor. Eskiden söylerlerdi ya, “Dört tarafımız düşmanla çevrili” diye. Şimdi gerçekten tam da böyle bir durum yaşanıyor. Ülkemiz tüm komşularıyla savaşır hale getirilmiş bulunuyor.
Bunun sonucudur ki, bölgesel politikalarda ciddi bir etkinliği kalmadı. İsrail-Filistin savaşında en etkili politik aktör olabilecekken, AKP politikaları nedeniyle kaybedenler listesinde yer aldı. O kadar çatışmalı bir süreç yaşayan Mısır’ın bile gerisine düştü. İran, Irak, Suudi, Katar ve FKÖ’nün oluşturduğu listede yer alıyor.
Maazallah 2013’te ABD müdahale eder ve Suriye savaşı derinleşip yayılırsa ne olacak? Türkiye bölgede Suudi ve Katar dışında herkesle savaşır duruma düşecek. İran ve Şii Blokuna karşı savaşacak. Daha şimdiden onlara düşman durumda. İsrail ve benzeri güçlerle de çatışmalı olacak. Çünkü AKP politikaları böyle. Deyim yerindeyse ABD elinde kullanılan bir jandarma konumuna düşecek.
Peki böyle bir felaket içine ülkemiz neden düştü? Çok açık ki, AKP Hükümetinin de izlemeye devam ettiği Kürt karşıtı politikalar ve milliyetçi zihniyet nedeniyle. Küresel kapitalist sistemin yarattığı ve Türkiye’nin boynuna geçirdiği Kürt sorunu nedeniyle. Bu sorunu çözememek, çözüm üretecek irade ve demokratik zihniyet ortaya koyamamak, bugün ülkemizi tüm komşularıyla savaşır noktaya getirmiştir.
Peki şimdi ne olacaktır? Bir yandan Kürt sorununda çözümsüzlük ve PKK ile savaş sürerken, öbür yandan bir sürü bölge devletleriyle nasıl savaşılacaktır? Bunun mümkün olmadığı ve çokça ifade ettiğimiz felaketi içerdiği açıktır. AKP bizi işte böyle bir felaket içine sürüklemiştir. Bunun mümkün olmadığını, hem Kürtlerle hem de bölge devletleriyle birlikte savaşılamayacağını AKP ve CHP de görmüş olacaklar ki, son günlerde bazı yeni sözler ediyorlar, bir tür çare arar gibi görünüyorlar.
Fakat dil ucuyla ifade etmeye çalıştıkları sözde çarenin ne yeniliği ve ne de anlamı var. “Ateşkes olmaz, silah bırakmalılar” diyorlar. Yani geçmişe göre şartlarını daha da sertleştiriyorlar. Peki bu mümkün mü? PKK talepte bulunsaydı belki mümkün olabilirdi. Fakat ortada böyle bir durum yok. Talepte bulunan AKP’nin kendisi. Hem talepte bulunmak, hem de şart koşmak mümkün mü? Elbetteki değil. Karşı taraf “Şartın da talebin de senin olsun” derse ne olacak?!
İkinci önerileri, “Silah bırakanlar Avrupa ülkelerine gidip yaşayabilirler” oluyor. Doğrusu insan buradaki AKP lütfünun ne olduğunu anlayamıyor. Zaten silah bırakıp Avrupa’ya giden “PKK”liler rahatça yaşıyorlar. ABD’den Almanya’ya tüm devletler böylelerine kucak açıyor. Dolayısıyla Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sözlerinin pratik bir değeri bulunmuyor.
İyi de, silah bırakmayan ve başka ülkelere gitmeyenler ne olacak? Var mı bunlara yönelik bir çare? Belliki yok. Dolayısıyla Başbakan’ın çok cilalanan sözlerinin bir anlamı ve geçerliliği yok.
Belliki AKP çare üretemiyor. Sadece boşluğa dua eder gibi bir duruşu var. Bununla birilerini aldatmaya çalışıyor. Fakat Kürtler eski Kürtler değil. Aldatılmalarının çok zor olduğu görülüyor.
Peki AKP neden çare üretemiyor? Çünkü zihniyeti Kürt karşıtı, şoven-milliyetçidir. Politikaları ise haddinden fazla pragmatik ve çıkarcı. Bu nedenle aslında Kürt halkının varlığını ve kimliğini kabul etmiyor. Yani inkarcı ve asimilasyoncu. Dil ucuyla söylediği “Kürt” kelimesi ise hep özel savaş kapsamında ve aldatmaya dönük. Dikkat edilirse hiçbir resmi devlet belgesine “Kürtler” ve “Kürt halkı” kavramlarını geçirmiyor. Kürtçenin yayılmasına hep karşı çıkıyor.
Elbette bu zihniyet ve politika Kürt sorununu çözemez. Kürt sorununu demokratik yollarla çözemeyenler de günümüz Ortadoğu’sunda yol alamaz. Bu gerçekleri herkes bilmek ve etkili olmak istiyorsa buna göre bir zihniyet ve politika oluşturmak zorundadır.