Munzur Doğa ve Kültür Festivali yapılacak. Güzel bir festival. Her yıl Dersimliler Avrupa ve metropollerden geliyor. İyi bir buluşma oluyor. İnsanların doğdukları ve kültürüyle kendilerini anlamlandırdıkları yere gelmeleri gerçekten de çok güzel bir olay. Ancak söz konusu Dersim olunca sadece bu güzelliklerle yetinmek bir yüzeyselliği ifade eder.
Dersim, 1926’da uygulamaya geçirilen Şark Islahat Planı’nda kültürel soykırımı hedeflenen yerlerin başında gelmektedir. Dersim katliamı ve direnişinin gerçekleştiği 1937-1938 yılları öncesi yaşananlar bu kültürel soykırımı geliştirmek için yapılmıştır. Bunun kabul edilmediği görüldüğünde fiziki soykırıma başvurmuşlardır.
Daha sonraki tüm uygulamalar da bu fiziki soykırımı kültürel soykırımla tamamlamaya yönelik olmuştur. Nitekim 1938 sonrası bu kültürel soykırım birçok yöntemle önemli oranda gerçekleşmiştir. Şimdi kim Dersim’in kültürel soykırıma uğratılmadığını söyleyebilir? Hangi Dersimli kültürel soykırımdan geçirilmediğini söyleyebilir? Gerçek budur, ama en acısı bu kültürel soykırım normal karşılanmaktadır. Her ne kadar Dersim’e şu zulümler yapılmıştır denilse de, tepki gösterilse de gerçekleşen kültürel soykırımla ciddi bir hesaplaşma yoktur. Kültürel soykırıma uğradığını bilmek, buna öfke duymamak, bunu ortadan kaldırmak için büyük mücadele vermemek ise en kötüsüdür. Kuşkusuz mücadele edenler var, bu durumu kabul etmeyenler var, ama neredeyse çoğunluk yaşanan kültürel soykırımı normalleştiriyor. En iyimser deyimle “kaderimiz buymuş” diyerek bu durumu kabulleniyor.
Eğer Munzur Festivali bu gerçeği sorgulamıyorsa, festivali sorgulama platformu ya da kongresi haline getiremiyorsa ortada çok ciddi ve yanılgılı bir durum vardır. Munzur Festivali eğer Dersimlilerin her yıl kültürel soykırıma karşı bir kongresi haline gelemiyorsa, bu sadece olsa olsa ölmüş Dersimliliğin mezarına gidip dua okumaya benzer. Belki bu cümleler ağır gelebilir, ama gerçek budur.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Kürt’ü ayağa kaldırmak için işe ilk önce Kürt’ün zayıf yönlerini eleştirerek ve Kürt’e yüklenmekle başlamıştır. Düşman zaten düşmandır; düşman şu kadar kötüdür demenin bir sonucu olamaz. Esas olan, kendi zayıflığımız neyse onu gidermek gerekir. Düşmana vurulacak en ağır darbe budur. Apocular ilk çıktığında Kürt’ün zayıflığını eleştirdiğinde bazıları bu nasıl Kürtlük diyorlardı. Öyle ki Apocuları Kürt örgütü görmeyenler de vardı. Sosyalist anlayışı ve Kürdistan’a bakışı eleştirildiği için Türk solu da PKK’yi sosyalist görmüyordu. Kürt örgütleri de, Türk solu da en fazla düşmana küfrediyor ve kendi gerçekliklerine ayna tutmuyorlardı. PKK ise Kürt toplumunu ve Kürt insanını eleştiriyordu. Kürt Halk Önderi arkadaşlarına “bizler de tam insanlar değiliz; Kürtler gibi ağır sömürgeci koşulları yaşayan bir toplumun insanlarının tam olacağını düşünemeyiz, bu nedenle kendinizin de tam olmadığını görün” diyordu. Kürdistan bu eleştiri ve özeleştiri yaklaşımıyla ayağa kalktı. Bugün direnen Kürt halk gerçeği böyle ortaya çıktı.
Kuşkusuz bu eleştiri ve özeleştiri Dersim için de yapıldı. Hatta Kürt Halk Önderi bu konuda bir broşür de yazdı. “Dar Ağaçları ve Kışla Kültürü” adlı broşürde Dersim üzerindeki özel savaş, kültürel soykırım ve bunun sonuçları işlenmiştir. Böylece Dersim de yıllarca Kürt Özgürlük Hareketi’nin direniş geliştirdiği alanların başında gelmiştir.
Ancak Dersim’de kültürel soykırım çok ağırdır. Bugün Dersim bu kültürel soykırım nedeniyle kendine gelememiştir. Kültürel soykırımın en önemli üç boyutu vardır. Birincisi Dersim’i kültüründen, kendi kimliğinden uzaklaştırmak, İkincisi Dersim’i boşaltıp demografik yapısını değiştirerek dinamizminin öldürmek, üçüncüsü ise doğa katliamıyla Dersim kültürünü yok etmek, yani ruhunu sular altına gömmek.
Dersim 1938 fiziki soykırımından sonra ağır bir kültürel soykırıma tabii tutulmuştur. Ancak fiziki soykırıma gösterilen tepki bu kültürel soykırıma gösterilmiyor. Halbuki bu fiziki soykırım bu kültürel soykırımı sağlamak için gerçekleştirilmişti. Bu bile başlı başına kültürel soykırıma karşı öfkeyi arttırmayı gerektirir.
Açıkça belirtmeliyiz ki Dersimlilerin daha köklü özeleştirilere, büyük öfke duymalara ve tepki göstermeye ihtiyacı var. Yetersiz eleştirilerle, tepkilerle kültürel soykırımın Dersim’i tümden bitirmesinin önüne geçilemez. Dersim’deki kültürel soykırıma özel müdahale gerekir. Mevcut durum doğru tespit edilip, mücadelenin varlık-yokluk sorunu olarak görülüp yükseltilmesi şarttır. Yoksa Dersim devşirme olmaktan kurtulamaz. Zaten şimdi kendini özbeöz gerçek Türk olarak görenler vardır. Hatta Kürtlüğün en büyük zenginliği olan Dimilkî-Zazaca konuşanları Kürtlükten koparmaya çalışanlar vardır. Aslında bu tür söylemler de Dersimi Kürtlükten koparıp daha sonra Türkleştirmeye yatırmanın başka bir biçimdir.
Kuşkusuz Dersim kültür ve inancıyla özgündür. Bu özgünlüğünü sonuna kadar yaşaması, inancı ve kültürünü koruması gerekir. Sadece koruması ve yaşatması değil, geliştirmesi de gerekir. Ancak kültürel soykırımın bir sonucu da biz Kürt değiliz denilmesidir. Yani yanı başındaki Kurmanc Kürtlerden kendini koparmasıdır; diğer Alevi Kürtlerden kendini koparmasıdır. Kuşkusuz “biz Kürt değiliz” fitnesi sadece Dersim Zazaları içine sokulmamıştır; Maraş’ın, Malatya’nın, Adıyaman’ın, Sivas’ın Kurmanc Alevileri içine de sokulmuştur.
Aslında sadece Dersim kültürel soykırıma uğratılmak istenmiyor, Dersim şahsında tüm Alevi Kürtler kültürel soykırıma uğratılmak isteniyor. Dersim tarihte Alevi Kürtlüğün kalesi olarak görülmüştür. Dersim’deki kültürel soykırımla bu kale düşürülmek isteniyor. Kürtlük de, Alevilik de bitirilmek isteniyor. Cem Vakfı’nın etkisinde Cem Evlerinin açılması da Dersime yönelik bir kültürel soykırım saldırısıdır. Nasıl ki Fetullahçılarla Sünni Kürtlere yönelik bir kültürel soykırım yürütülüyorsa Dersimlilere karşı da Cem Vakfı vasıtasıyla bu yapılıyor. Bugün Cem Vakfı sadece Dersim’de değil, her yerde AKP ve Fethullahçı bürokratlar tarafından destekleniyor. Dün Beyaz Ergenekon’un denetiminde olan bu vakıflar şimdi yeni- Yeşil- Ergenekon’un etkisine girmişlerdir.
Tüm bu gerçekler Munzur Festivali’nin içeriğinin değişmesini gerektirmektedir. Kuşkusuz doğa katliamına karşı çıkmak da önemlidir, soykırımın bir boyutu da budur. Ancak Dersim üzerindeki soykırım bütünlüklü ele alınmazsa, soykırıma karşı etkili mücadele etmek ve bu soykırımı durdurmak mümkün değildir.
Mevcut kültürel soykırım başta Seyit Rıza ve idam edilen arkadaşları olmak üzere kültürel soykırımı kabul etmediği için katliama uğrayan kadın, çocuk, yaşlı, genç tüm Dersimli masumların kemiklerini sızlatmaktadır. Hepimizin sorması lazım: biz ne kadar onlara aidiz? Katledilenleri var eden, onların varlığının parçası olan kültüre ne kadar aidiz? Tüm Dersimlilerin bunu kendisine sorması gerekir. 1938’de katledilenlere ancak böyle layık olunur. Onlar ancak böyle hatırlanmış olur.
Munzur Doğa ve Kültür Festivali iyi bir gelenek oluşturdu. Ancak gelinen aşamada bu festival gerçek Dersimlilik bilincinin geliştiği ve kültürel soykırıma karşı Dersim’in dili, kültürü ve inancının ayağa kalktığı bir gün haline getirilmelidir. Dersim’in ikinci Newroz günü olmalıdır. Kültürel soykırıma karşı mücadelenin sembolleştiği bir gün olmalıdır. Munzur Festivali aynı zamanda Dersimlilerin vatanlarına çağrı günü olmalıdır. Türkçe yerine Dimilkî ve Kurmancî konuşulmasının istendiği gün olmalıdır. Yoksa Dersimlilerin yılda bir ziyaret ettiği, bir araya geldiği kır gezisi olmaktan öteye gidemez.
Kuşkusuz Dersim doğasıyla Dersim’dir. Dersim’in Alevilik inancında doğaya saygı ve sevgi çok önemli yer tutar. Bu yönüyle insanlığın köklerine bağlı olduğu en önemli yerlerden biri Dersim’dir. Toplumsallığı ilk yaratan insanlar doğaya çok önem verirlerdi. Çünkü doğa onların yaşam alanıydı. Dersim insanının doğaya önem vermesi buna önemli bir örnektir. Dersimliler boşuna doğayı kutsallaştırmamıştır. Dersimlilik doğasıyla vardır. Türk devleti bu gerçeği gördüğünden Dersim’in doğasına saldırmaktadır. Doğayla birlikte Dersim’in inancını ve kültürünü de yok etmeyi hedeflemektedir. Bu yönüyle doğa kırımı bir inanç ve kültür kırımıdır. Bu açıdan doğa kırımına karşı çıkmadan da Dersim’e sahip çıkılmış olunmaz.
Munzur Festivali bunu çok iyi bilince çıkarmalıdır. Barajlar uygarlık değil, kültürel soykırımdır. Barajları uygarlık olarak görenlerin zihniyeti tam da kapitalizmin mantığıdır. Doğa ve insanlığa düşman zalim bir sömürü zihniyetinin dışa vurumudur. Barajları uygarlık olarak gösterenler de Dersim kültürel soykırımının ortağıdırlar. Dersim’in enerji sorunu yoktur. Yanı başında Keban vardır, Karakaya vardır. Keban barajında Dersim’den akan ırmakların, derlerin suları da vardır.
Dersim’de barajların yapılmasının nedeni, Dersim’in kültürünü ve inancını yok etmektir; Dersim’i insansızlaştırmaktır. Munzur festivalinin barajlara karşı mücadeleyi daha da yükseltmesi gerekir. Dersim’de yapılan barajlar durdurulmalıdır. Tüm barajlar Dersim’den sökülüp atılmalıdır. Munzur Festivali bunu gerçekleştirmeden Munzur ismine bile layık olamaz.
Bu yılki Munzur Festivali yeni bir dönem başlatabilir. Dersim 1938 öncesinin ruhuna dönmelidir. Geçmişiyle bütünleşmeyenler binlerce yıldır yaratılan kültüre ve değerlere sahip çıkmayanlar başkalaşmaya mahkumdurlar. Türkleştirme bir zulümdür. Kuşkusuz Türklerin, Lazların, Çerkezlerin kardeşçe yaşaması güzel bir şeydir. Ancak her kes kendi kimliğiyle bu kardeşliği yaşamalıdır. Dersim aslına dönmeden, Kürtlük ve Alevilik inancını yaşamadan kendi güzelliklerini ortaya koyamaz. Her çiçek kendi toprağında güzeldir; her çiçek kendi toprağında gerçek renklerini verir. Her toplum da kendi toprağı ve kültürü içinde güzeldir ve kendi rengini verir.
Bugün Dersim bütün güzelliklerini vermiyor; tüm güzel renklerini ortaya koyamıyor. Dersim’in tüm güzelliklerini vermesi için kültürel soykırıma dur denmesi, 1938 öncesinin Kürtlük ve Alevilik bilincine dönmesi gerekir.
Munzur Festivali kültürel soykırıma dur demenin kongresi olmalıdır