Cindi Onur, 27 yıl önce geçirdiği trafik kazasından bu yana engelli. Trafik kazası sonrası geçirdiği felç nedeniyle, hemen hemen hiçbir gereksinimini tek başına karşılayamıyor; yardıma ihtiyaç duyuyor. Fakat Onur, inancını yitirmemiş, inat etmiş. En çok zorlandığı anda bile yaşama sevinci, umut ve üretme isteği galip gelmiş bedeninin sancısına. Henüz kaza sonrası hastanedeyken, dişlerinin arasında sıkıştırdığı bir çöp yardımıyla yazmaya çabalamış. Bazen yorulsa, karamsarlığa düşse de inat etmiş, başarmış.

Onur, pek çok insanın elleri, ayakları, parmakları yerli yerindeyken başaramadığını, dezavantajlarına rağmen başarıp yazdı. Şimdi bilgisayarında üç kitabı ve şiirleri duruyor.
Yazmaya başlamasını, "Ayaklarım olmasa da aklımla yürümeye karar vermiştim" diye anlatan Onur, bütün engellilere de çok önemli bir çağrı yapıyor: "En yanlış olan, insanın kendini zayıf görmesidir. İnsan umutlu olup yaşama bağlı oldu mu, mutlaka yapabilecek bir şey bulur. Umutlu olmadık mı, ölmüşüz demektir."

Öncelikle, ne zaman ve nasıl engelli oldunuz?

Almanya'ya gelişimin yedinci yılıydı. 1987 yılında, 28 Eylül günü iki misafirimle Münster'e bağlı bir köyden merkeze, arabayla geliyorduk. Gece 10:00 sıralarıydı. Kazanın nasıl olduğunu bile hatırlamıyorum. Polisin raporuna göre, bir İngiliz atı arabamın üzerinden atlamak istemiş. Atlayamayınca ise, ayakları arabanın tavanına denk gelmiş. Boynum bu darbeden dolayı kırıldı. İki ay komada, sekiz ay hastanede kaldım. Birçok ameliyat geçirdim. Fazla sonuç alınamadı. Ellerimi ve ayaklarımı oynatamıyorum; sadece başımı oynatabiliyorum. Kaza geçirdiğimde 34 yaşındaydım.

Kazadan sonra çevrenizin size karşı olan tutumu nasıl oldu? Değişmeler yaşandı mı?

Kazadan önce arkadaşlar sık sık gelip gidiyordu. Kaza olduktan sonra da tabii, geçmiş olsun dilemek için birçok insan geldi. Fakat tecrübelerimden yola çıkarak söyleyeyim ki, kazadan sonra insanlar bana yaklaşmaya korkmaya başladılar. Bana ellerini uzattıklarında, "Hayır, dokunma" deyince şaşırıp kalıyorlardı. Çok yalnız kaldım. Hastaneden çıktığımda kendimi öldürmeyi düşündüm. Planımı da yaptım. Kendimi bir kamyonun altına atacaktım. Araçların geçiş yolunda 15 dakika bekledim; fakat cesaret edip de atlayamadım. Cesaretimi toplayıp yaşamaya karar verdim. Kendi kendime, "Birçok imkan var, bu imkanları değerlendir" dedim ve evime geri döndüm. Bu halime "kader" deyip de her şeyi boşlamadım. Yaşamaya çaba harcadım. Kaza yaptığımda eşim 7 aylık hamileydi. Ben komadan çıktıktan sonra doğum yaptı, kızımız oldu. Fakat şimdi yalnız yaşıyorum. 6 yıldır eşimden ayrıyım. Kızım da Berlin'de yaşıyor.
Yalnız bırakıldığım için kimseden şikayetçi değilim.

Yazmaya nasıl başladınız? Nereden esinlendiniz?

Yaşamaya karar verdiğimde kendime sordum: Acaba ne yapabilirim? Elimden ne gelir?
Ayaklarım olmasa da, aklımla yürümeye karar vermiştim. Hastanede, ağzıma koyduğum bir çöple yazmaya başladım. İlk olarak da hastanede başladım zaten. Doktorların da yardımıyla bu şekilde yazmayı öğrendim. Başlarda, yazmaya pek niyetim yoktu. Sonra, yaşamaya karar verince sürekli yazmaya başladım.
Hiçbir kursa gitmedim. Daha çok tahtadan çöp kullanıyorum.
Eşimden ayrıldıktan sonra tam olarak yazmaya başladım diyebilirim. 3 kitap yazdım. Bilgisayarımda kayıtlı üçü de. Şiir, hikaye ve kendi yaşamım üzerine, Türkçe ve Kürtçe yazdım. Fakat henüz bitmediler.

Yazmaya başlamanız çevrenizden nasıl tepkiler aldı?

Çevrem bunu çok büyük bir başarı olarak değerlendirdi. Ama ben öyle düşünmüyorum. Elimden gelen buydu ve bunu yaptım.

Peki, siz azminizle hayata tutundunuz; örnek bir başarı elde ettiniz. Engellilere ne önerirsiniz?

En yanlış olan, insanın kendini zayıf görmesidir. Benim ellerim ve ayaklarım oynamıyor, hareket edemiyorum. Ama ağzımla yazıyorum. İnsan başka şeyler de yapabilir.
Beynim var. Yaşamın her saniyesine değişim var. İnsan umutlu olup yaşama bağlı oldu mu, mutlaka yapabilecek bir şeyler bulur. Engelli arkadaşlar böyle düşünmeli. Hayata tüm güçleriyle sarılmalılar. Şartlarına göre ellerinden geleni yapmalılar.
Umutlu olmadık mı, ölmüşüz demektir. Bu konuda söylenecek çok şey var aslında. Ben kendimi de bu konuda eleştiriyorum. Ben de aslında çok insana yardımcı olabilirim.

Sizden önce eleştirilecek çok kişi var herhalde... Toplumun engellilere bakışı mesela, nasıl sizce?

Bize zavallı, mağdur gözüyle bakıyorlar. Ben bu bakış açısını kabul etmedim. Dedim ki, "Madem siz beni böyle aciz, zavallı görüyorsunuz; ben de mücadele edip sizin düşündüğünüz gibi olmayacağım. "Birçok insan var bu durumda. Buna rağmen hiçbir şeyden geri durmadım. Her eyleme, her yürüyüşe de katılıyorum.

Günlük yaşamda ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Hem zor hem de önemli bir soru bu benim için. Çevrede benim durumumu anlayacak çok az insan var. Günlük yaşamıma ilişkin bir kitap bile yazabilirim. 26 yıldır bu haldeyim; 27. yılına giriyorum. Örneğin gece uyumakta çok zorlanıyorum. Fakat bu acıyı çekmek zorundayım. Sürekli biri bana yardım etmek zorunda. Geceleri yalnız kaldığımda hep kendimle kavga ediyorum. Bir hareketi yapabilmek için kendimle mücadele ediyorum. Önceden eşim yardım ederdi.
Ölüm hiçbir şey benim için. Bu ağrıların yanında ölüm ne ki! Bazen kendi kendime kızıyorum. Çık git, insanlarla konuş, gez, dolaş diyorum ama... (Burada Cindi Onur duygulandı, kesmek zorunda kaldı konuşmasını.)

Welatê Rojê!

Cindi Onur, düz yazıların yanı sıra şiir de yazıyor. Söyleşi sırasında da birkaç şiirini paylaştı bizimle. Yüksek sesle okudu.
Şiirlerinin önemli bölümü Kürtçe. "Welatê Rojê" de onlardan biri:
Welatê rojê!
Ku nav û deng qedexekirî
Û
Dinya nû!
Evya bûn bingeha "gal-gal"a şevbuhêrkan
Tu tişt
Tu kesî nikariya me ji hev dûrxe
Bêje
Têkilî bi seatê re qet tûnebû
Qîrîna dîkan
Carna ji şewqa rojê wext dianîn bîra me.