
Bundan 96 yıl önce Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve on üç arkadaşıyla birlikte öldürülüp Karadeniz sularına atılmışlardır. Mustafa Kemal’in emriyle Kazım Karabekir’in Yahya Kahya denilen bir ittihatçı eliyle katlettirildikleri tarihçilerin üzerinde ortaklaştığı genel bir görüştür. Farklı öldürme iddiaları olsa da esas olarak katliamın Ankara hükümetinin isteğiyle gerçekleştirildiği genel kanıdır.
Yahya Kahya, Mustafa Suphi ve eşiyle 14 arkadaşını bir tekneye bindirerek Batum’a göndereceğini söyler. Arkasından başka bir tekneyle adamlarını gönderip Mustafa Suphi ve arkadaşlarını katlettirir. Eşi de bir süre alıkonulduktan sonra bunlar tarafından katledilir. Daha sonra Yahya Kahya Mustafa Kemal’in tetikçisi olan Topal Osman ve adamları tarafından katledilir. Topal Osman’ın önceleri Yahya Kahya ile ilişkileri olduğunu söyleyenler de vardır.
Yeni kurulacak Türkiye’nin ilk büyük siyasi cinayeti Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesidir. Bu cinayet aslında kurulan cumhuriyetin temel karakterlerinden birinin de siyasi cinayetler olduğunu göstermektedir. Zaten o günden bugüne Türkiye tarihinde sayısız siyasi cinayet işlenmiştir. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Eşref Bitlis’e kadar çok sayıda siyasetçinin hala sır olan bir biçimde devlet eliyle katledildiği bilinmektedir. Önder Apo, Mustafa Suphi’den Özal’a kadar siyasi cinayetleri açığa çıkarmadan Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmeyeceğini vurgulamıştır. Bu nedenle Kürt sorununun kalıcı çözümü açısından Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulmasını önermiştir. AKP iktidarı en fazla da bu öneriye şiddetle karşı çıkmıştır.
Mustafa Suphilerin katledildikleri tarih dikkat çekicidir. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Anadolu’yu işgalden kurtarıp Osmanlı toprakları üzerinde yeni bir devlet kurma çabasının olduğu bir süreçte Mustafa Suphi ve arkadaşları katledilmişler. O dönemde birçok yerde Anadolu’da Müdafa-i Hukuk Cemiyeti adıyla direniş grupları oluşturulmuştu. Yine Çerkez Ethem gibi önemli silahlı güce sahip gruplar vardı. İşte böyle bir dönemde Mustafa Suphi ve arkadaşları Anadolu’ya geçerek Mustafa Kemal dahil tüm direniş gruplarıyla birlikte mücadele içinde yer almak ister. Ekim Devrimini yapan Bolşevikler de Mustafa Suphi’nin Komünist Partisi’ni desteklerler. Bu destek Mustafa Suphi’yi Anadolu’da gelişecek direnişte avantajlı hale getirecek bir etkendir. İşte Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülerek Karadeniz’in derin sularına gömen siyasal gerçeklik budur. Ankara, kendine ortak ya da alternatif hiçbir siyasi gücü istememektedir. Bu zihniyetle kendilerine alternatif olabileceğini düşündükleri Mustafa Suphi ve arkadaşlarını katlettirmişlerdir.
Siyasi rakiplerini tanımama…
Bakü’den Kars’a, oradan Erzurum’a giderlerken karşılaşılan tepkiler aslında Mustafa Suphi ve arkadaşlarının sonlarının ne olacağının habercisidir. Ancak politik saflıkları ve siyasi rakiplerini tanımama onları ölüme sürüklemiştir. Mustafa Kemal yürüttüğü savaşta ittifak dahil istemiyor. Herkesi kendi bayrağı altında toplamayı ve kendine itaat etmeyi dayatıyor. Mustafa Suphi ve arkadaşları ise Ekim Devriminin heyecanıyla alternatif olmayı düşünmektedirler. Bu duygularla Ankara hükümetinde yer alanların geçmişi ve geldikleri gelenek unutularak safça Ankara’ya ulaşmayı hayal etmişlerdir. Kendilerini saf dışı etmek için sahte Komünist Partisi bile kuracak olan bir siyasi grubun karakterini çözememişlerdir. Öyle ki, hiçbir tedbir almadan Kazım Karabekir’in yönlendirdiği Trabzon yolunu tutmuşlardır.
Bu cinayet yeni kurulacak Türkiye Cumhuriyetinin karakterini çözmede önemli bir şifredir. Öte yandan bu cinayet Türkiye solunun karakterine ve geleceğine de büyük etkide bulunmuştur. Solun hala devleti tanıyamaması ve çok parçalı hale gelmesi bu cinayetin ortaya çıkardığı bir durum olarak görülmelidir. Bu siyasi cinayet çözümlenmeden ve sonuçları ortaya konulmadan solun bir yanı hep zayıf kalacaktır.
Mustafa Suphiler şahsında solun ilk çekirdeğinin katledilmesi, hükümete bağlı Komünist Parti kurdurulması, Komünist Parti kadrolarının CHP’ye devşirilmesi, o günden bugüne solun karakterine önemli bir darbe olduğu gibi, CHP’yi de hep solun gelişmesinin önünü alan bir parti haline getirmiştir.
Solun kimyasıyla oynanmıştır
Sosyalistler hala 28 Ocak 1921 darbesinin etkisini üzerlerinden atmamışlardır. Karadeniz’de bir tekneye bindirilen on beş komünistin katledilmesiyle solun iradesine saldırılmış ve travmatik hale getirilmiştir. Türkiye Komünist Partisinin gerçek bir komünist parti karakteriyle uyumlu zihniyet, politika ve uygulamalar içine girememesinde Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesinin etkisi vardır. Komünist Partinin sadece önemli kadroları katledilmemiş, kalanlar üzerinde de Demokles’in kılıcı hep sallandırılmıştır. CHP ve devlet çizgisine yönelik her etkin muhalif olma adımı ve girişimleri siyasi soykırım operasyonlarıyla karşılık bulmuştur. Dönemsel Komünist Parti Tevkifatları bu nedenle yapılmıştır. Mustafa Suphilerin katledilmesiyle başlatılan solun iğdiş edilmesi sürecine hiç ara verilmemiştir. Mustafa Suphilerin katledilmesi ve sonraki uygulamalarla solun kimyasıyla oynanmıştır. Daha sonra TKP’nin ve solun eleştirilen birçok yanının 28 Ocak 1921 katliamıyla bağı vardır. Eleştirilen şeylerin başlangıcı bu katliam olarak görülmezse çözümü de bulunamaz.
Mustafa Suphiler Reel Sosyalizmin yanlış sonuçlara götüren kimi tezlerine sahip olsalar da devrimin sıcaklığının yaşandığı yıllardır. Hala Ekim Devrimi özünü büyük oranda korumaktadır. Mustafa Suphi de ittihatçı gelenekten gelse de, sonradan ittihatçıların gerçek karakterini görmüş ve onlardan koparak komünist fikirlerle kendini donatmıştır. Mustafa Suphi’nin Ermeni soykırımına şiddetle karşı çıkmış olması, onun milliyetçi şovenist gelenekten koptuğunu, gerçek bir Türk yurtsever, demokrat ve komünist olduğunu ortaya koymaktadır.
Ekim Devrimi Anadolu’yu da etkiledi
Anadolu’da geliştirmeyi düşündükleri mücadeleyi de tüm halklara dayandırmak istemektedirler. Bu yönüyle 23 Nisan’da kurulan Meclis’in ruhunu en iyi temsil edecek durumdadırlar. Zaten Anadolu’ya geçtikten sonra birçok çevre ile ittifak kurmayı düşündükleri de belirtilmektedir. Çünkü o dönemin Komünist Partileri Ekim Devrimi’nin etkisiyle farklı halklarla ittifak kurmayı da temel bir politika olarak benimsemişlerdir. Zaten Ekim Devrimi’nin tüm Ortadoğu ve Asya halklarının egemenlerine karşı mücadeleyi yükseltmelerini isteyen ve bu konuda destek sunan bir politikası da bulunmaktadır.
On beşlerin katledilmesi, Türk halkıyla Kürt, Çerkez, Ermeni ve diğer halkların ortak mücadele etme ve birlikte yaşama ufkunu da ortadan kaldırmıştır. Eğer Türkiye’de sol Kürtlerle, Kürt hareketleriyle mesafeli olmuşsa, devlet tarafından aforoz edilmemek için Kürtlerden uzak durulmuşsa, bunu da 21 Ocak katliamının yarattığı sonuç olarak görmek gerekir.
Mustafa Suphilerin katledilmesi sonucu solun bir damarının devlete eklemlenmesiyle, Çerkez Ethem’in üzerine gidilerek Yunanistan’a kaçırılması sonrası Çerkezlerin devlete eklemlenmesi bu tür katliam ve saldırıların yarattığı sonuçlar açısından çok öğreticidir.
Kürtleri irade görmeyen bir yaklaşım
Bugün Türkiye’de sol içinde Kürtlere yanaşırsam devlet tarafından aforoz ediliriz, yaşatılmayız biçiminde bir eğilim yok mudur? Bu eğilimin Kürt milliyetçiliği kılıfıyla meşrulaştırılmasını görmüyor muyuz? Bu durum solun iradesinin kırılması ve kendi karakterinden uzaklaştırılması değil midir? Bu devlet gerçek anlamda sol olursan, bize alternatif olursan seni öldürürüz, ezeriz demiş ve iradesini kırmıştır. Çünkü bunu sadece söylememiş, pratiğini de yapmıştır. Bu açıdan Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesine bir de bu zaviyeden bakmadan sol içinde oluşacak olumsuz eğilimleri tam anlayamayız.
Kürtler Türkiye’de haksızlığa uğramış, üzerinde soykırım politikası uygulanmış çok büyük nüfusa sahip bir halktır. Dünyanın başka bir yerinde bu konumda bir halk olsaydı oranın sosyalistleri bu halkı kendilerinin temel müttefiki olarak görüp ona göre politika üretmezler miydi? Sol, Türkiye’de Kürtleri kazanma konusunda ne düzeyde bir politika üretmiştir? Kuşkusuz Kürtlere seslenilmiştir; ancak Kürtlerin özyönetimleri, özgür ve demokratik yaşam talepleriyle birlikte ele alması gerekirken Kürtleri irade görmeyen bir yaklaşımla Kürtlerle gereken ittifak ve mücadele birliği yaratılamamıştır. Bu, Türkiye solunun en büyük başarısızlığıdır. Öyle ki, Kürt Özgürlük Hareketi ısrarla Kürt halkının Özgürlük Mücadelesiyle Türkiye halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesini ortaklaştırmak istiyor, ama bu da istenilen sonucu vermiyor. Türkiye’de sol ile Özgürlük Mücadelesinin ortaklaştırılmaması esas olarak solun bir sorunu ve zafiyeti değil midir? Solun böyle bakması gerekmez mi? Eğer böyle bakmıyorsa o zaman burada bir terslik olduğunu görüp kendisini sorgulaması gerekmez mi?
Mustafa Suphilerin katledilmelerinin yıldönümünde bu durumun mutlaka sorgulanması gerekir. Mustafa Suphilerin katledilmesiyle tüm ezilenlerin, sömürülenlerin, baskı görenlerin, devrimci demokratik örgütlerin, sosyalistlerin ortaklık kuramamaları ve ortak mücadele edememeleri arasındaki bağ mutlaka irdelenmelidir. Yoksa bu katliama sıradan yaklaşılmış olur.
Türkiye solu ağır bedeller ödemiştir
Kuşkusuz Türkiye’de Mustafa Suphilerin katledilmesi sonrası TKP’nin politika ve tutumlarını, solun bugünkü durumunu sorgulayan sosyalist güçler bulunmaktadır. Türkiye solu eksik ve yetersizlikleriyle Türkiye’de önemli bir özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi vermiştir. Bu konuda ağır bedeller ödemiştir. Kürtler kadar sosyalistler de önemli bir demokrasi mücadelesi vermişlerdir. Yine Aleviler önemli bir demokrasi mücadelesi vermişlerdir. Emekçiler, gençler ve kadınlar Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde yer almışlardır. Ancak sosyalistlerin ve tüm demokrasi güçlerinin hala Türkiye’nin siyasetinde istenilen etkiyi gösterememeleri büyük bir zayıflığı ortaya koymaktadır. Kuşkusuz başka ideolojik, teorik ve siyasi etkenler de bulunmaktadır; ancak Mustafa Suphilerin katledilmesinden sonra solun yaşadığı çizgi ve serüven dikkat çekicidir. Milliyetçi eğilimlerden tam kopamamıştır. Bu da solun Türkiye halkları içinde yeterince etkili olmamasını beraberinde getirmiştir. Türkiye’de milliyetçiliği, vatan millet edebiyatını yapanlar zaten vardır. Sol bu tür eğilimlerle bir yere varamaz ve bunlarla da yarışamaz. Çok partili yaşama geçildikten sonra milliyetçiliği daha fazla bayrak yapan partiler olmuştur. CHP’ye karşı bile 1970’li yıllarda milliyetçi cephe kurulmuştur. Şimdi bu tür kesimlerle milliyetçilik yarışına giren CHP’nin durumu ortadadır.
Solun milliyetçi olmayan, milliyetçiliğe karşı olduğunu söyleyen kesimlerinde bile Kürtlerle ortaklaşmada sorunlar varsa bunu nasıl izah edeceğiz? Devletin solu iğdiş etme, Kürtlerden uzak durmayı sağlama politikası solun birçok kesimini etkilemiştir. Ama bunu hala tam bir çözümleme, tarihsel toplumsal etkilerini ortaya koyma durumu olmamıştır. Öyle ki, suçu Kürtlere atma ya da Kürtleri eleştirme kolaycılığına düşülmektedir.
Mustafa Suphilerin şahadetlerinin yıldönümünde onların anısına cevap vermenin yolu Kürt halkıyla demokrasi güçlerinin AKP-MHP faşizmine karşı ortak mücadele etmeleri olmalıdır. Böyle bir ortak mücadele yaratılırsa o zaman Mustafa Suphilerin anısına doğru cevap verilmiş olur. Kürtlerle birlikte ortak mücadele temelinde Türkiye demokratikleşmeden Mustafa Suphileri katleden zihniyeti bu topraklardan söküp atmayız. Sadece ve sadece Kürtler başta olmak üzere tüm ezilenler birleşirlerse, AKP-MHP iktidarına karşı mücadele verirlerse o zaman bu katliamın yarattığı travmayı atlatıp gerçek sol ve demokrat olarak mücadeleyi geliştirebiliriz.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarını bir daha saygıyla anıyor, onların özlemini ve anılarını yaşatmak, onların katledilmesinden hesap sormak için demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan’ı yaratma mücadelemizi yükselteceğimiz sözünü bir daha veriyoruz.